Kutlu Doğum Haftası Şiirleri 2014

Konusu 'İle İlgili Şiirler' forumundadır ve zamaneanne tarafından 23 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. zamaneanne Üye


    Kutlu Doğum Haftası Şiirleri


    PEYGAMBER


    Sen, fikir kadar güzel;
    Ve tek, birden daha tek!
    Itrını süzmüş ezel;
    Bal sensin, varlık petek.

    Sensin ölüme hisar;
    Bakisi hep inkisar...
    Sar bizi, çepeçevre sar,
    Rahmet rüzgârı etek!

    Necip Fazıl Kısakürek

    “Yağmur; seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira’da süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle olsaydım
    Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım”

    Muhammed'i Çok Özledim


    Muhammed’i çok özledim
    Ciğerlerim pare, pare
    Şol canımdan çok istedim
    Yollar, götür beni yâre

    Günüm gecem selâvattır
    Ne huzurdur, ne rahattır
    İstediğim şefâattır.
    Yâr Muhammed, cana çare.

    Irmak olsam, yâre aksam
    Ravzasına, nasıl baksam
    Şol gönlümü, bile yaksam
    Kapanmıyor, canda yare.

    Ümmetinim, şerefim çok
    Gelmelere dermanım yok
    Bir hasret ki, saplandı ok
    Sırat üzre, düştüm nare.

    Derdim elbet, Kabe ve Hac
    Muhammed’e aşkım ilaç
    Hasretinden düştüm bîlaç
    Çöllerdeyim, hem avare.

    Hak aşkına ömür versem
    Muhammed’i bir kez görsem
    Eşiğinde bile ölsem,
    Yalvar, yakar, ben bîçare.

    Aşk var ise, Sen sebebi
    Habibullah, en son nebi
    Selindeyim, coştu debi
    Şefâat kıl, sitemkâre.

    Bayram Leventoğlu


    ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL MUHAMMED


    Canım kurban olsun senin yoluna,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
    Şefâat eyle bu kemter kuluna,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Mü'min olanların çoktur cefâsı,
    Ahirette olur zevk-u sefâsı,
    On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
    Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
    Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
    Anı seven günahlardan beridir,
    On sekiz bin âlemin serveridir,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
    Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
    Sana uymayanlar gider imânsız,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed.


    Yine Bir Pazartesi


    Her yer simsiyah olmuş gözler ufukta kilit
    Asırlardır hasretle beklenen birisi var
    Gönüller dua dua ve işte doldu vakit
    Bu güneşin ışığı tüm kainatı boğar

    Anneciğinin kalbi sevgiyle sırılsıklam
    Sensiz ne sabah olur ne sensiz geçer akşam
    Nasıl teslim eylesin seni başka kucağa
    Senin için katlandı gül kokundan uzağa

    Ebva’yı titretince ayaklarının sesi
    Yüreğine mi düştü Azrail’in gölgesi

    Deden Abdülmüttalip sana başka bağlandı
    O siyah gözlerinde neler görmüştü neler
    Vefatı yaklaştıkça sanki ciğeri yandı
    Senden uzak olmaya ne gök dayanır ne yer

    İçinde bulunduğun kervan bile korunur
    Baştan ayağa nursun üstündeki bulut nur
    Seni tanıyan kalpler bekliyorlar sessizce
    Sense kulluk edersin rabbine gündüz gece

    Hira yamaçlarında meleklerin nefesi
    Arap şairlerinin sustu artık bestesi

    Hazırlan ebu kubeys Rasulüllah geliyor
    Bütün yakınlarına müjdesini verecek
    Bu yol öyle dikenli bu yol öyle çetin,zor
    Yalnız nasibi olan mescidine girecek

    Mukaddes görev için hazırdır dar-ül erkam
    Bir kerecik istesen hattaboğlu sana ram
    Müslümanlar arttıkça kureyş zulmü çoğaldı
    Hiçbir şey yıldıramaz duyan ummana daldı

    Gülyüzünde tebessüm kucaklıyor herkesi
    Bir bakışı kendine aşık eden çehresi

    Yakınlarını tek tek uğurladın toprağa
    Kim bilir kaç acıya mezar oldu yüreğin
    Teselli geldi gökten hazırlan yolculuğa
    Pusulası aşk yolun rabbe yükseleceğin

    Gayri hicret gerekir Medine diyarına
    Hepsi veda ederek bütün varlıklarına
    Rızaullah uğruna yollara koyulurlar
    Yürüyün muhacirler sizi bekliyor ensar

    Ne tılsımlı suremiş ne tılsımlı söz yâsin
    Uçuşsun güvercinler sevr dağını süslesin

    Kureyş yollara düşmüş kaç bin kişilik ordu
    Onların karşısında biz bir avuç Müslüman
    Rasulüllah el açıp hemen duaya durdu
    Be hey müşrik ordusu sen asıl kendine yan

    Sadık kalınmayınca sadece bir sözüne
    Rabbin sevgilisinin kan bulaştı yüzüne
    Şimdi bütün ağıtlar yalnızca uhut için
    Kıyamete dek sürer gözyaşları göklerin

    Bayram geldi şehrine bayram yaşar kabesi
    Müşriğe bile bayram oldu fetih hutbesi

    Bu güzelliğe karşı düşmanlık mı dayanır
    Güneş yüzünü görse önünde diz çökecek
    İnsanlık bölük bölük ümmetliğe uzanır
    Sana kainat hayran hayrandır cin ve melek

    Refiki ala deyip kapadın gözlerini
    Giderken ashabının götürdün ciğerini
    Gülyüzlüm sen gideli kaç yıl oldu kaç asır
    Şu dünyanın sırtında sensizlikten bir nasır

    Yalnız sende bulunur insanlığın çaresi
    Yerin gözbebeğisin göğün ciğerparesi

    Sinemdeki yangının sebebini sor bana
    İçtiğim onca şarap ateşimi almadı
    Şu koskaca kainat zulüm gibi zor bana
    Ey gülüm hasretinden bende takat kalmadı

    Nurunun etrafında dönen pervaneleriz
    Aşkınla nefes alan deli divaneleriz
    Hiçbir zaman bitmeyen destanımızsın bizim
    Her derde her tasaya dermanımızsın bizim

    Ne olur geliversen yine bir pazartesi
    Kalbimizin gıdası ruhumuzun neşesi

    Zeynep K. Füzün

    Sen Yoktun Sultanım

    Sen yoktun...
    Hz Âdem’deydi nurun.
    Önce cenneti, sonra yeryüzünü şereflendirdin.
    Âdem nuruna affedildi,
    Arafat bu affa şâhitti..

    Sen yoktun..
    Nuh’un gemisindeydi Nurun...
    Dalgalar yeryüzünü boğarken,
    Taprağın bağrındaki su,
    Gökyüzüyle buluşurken
    Ve bu bir ilahi azap derken,
    Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
    Tûfan, nurunu selamladı edeple...


    Sen yoktun...
    Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun
    İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
    “Rabbimiz” dedi,
    “Onlara kendi içlerinden
    Senin ayetlerini okuyacak
    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
    Onları temizleyecek bir elçi gönder,
    Amin dedi on sekiz bin âlem
    Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
    Amin dedi İsmail.
    Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
    Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

    Sen yoktun...
    Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni
    Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
    Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
    Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
    Bekleyin Ahmed geliyor.
    Kainata rahmet geliyor.
    Havarilerin yüzünü okşayan,
    Ölüleri dirilten bir nefes oldun
    Ama sen yoktun...

    Sen yoktun Sultânım,
    Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun
    Başı eğik gezerdi mazlum
    Huteyle göklerden seni sorardı
    Varaka seni arardı semada
    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
    Ağlayarak süslediler ölüme...
    Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
    Sen yokken,
    Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
    En son çocuk atılırken çukura
    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
    Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
    Melekler süslüyordu hirâyı.
    Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
    Efendisine hazırlanıyordu mekke.
    Âlem Efendisine hazırlanıyordu
    Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
    Toprak yalvarıyordu rabbine,
    Allahım gönder artık diyordu.
    Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada

    Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Önünde cebrail!
    Ardında yalın kılıç melekler!
    Bir inişin vardı yer yüzüne...
    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
    Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

    Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
    Herşey sus pus olmuştu.
    Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!
    Kainat bir isim duymak istiyordu.
    Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;
    Muhammed!
    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
    Muhammed!
    Melekler öptü o nurdan ellerini.
    Muhammed!
    Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!
    Sana o adı veren rahmana kurbanız

    Artık sen vardın
    Susuz topraklara rahmet indi seninle
    Annenden sonra anne halime sevindi seninle
    Yağmura mı ihtiyaç var?
    Kaldır şehadet parmağını,
    Yağmurları salsın Allah.
    Sonra tut ağacın yaprağını,
    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
    Yeterki sen iste,
    Sen iste yarasulallah
    Deki ben kimim?
    Dağlar, taşlar dile gelsin,
    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
    Ente Rasulullah desin.

    Sen vardın
    Bedir kârdı,
    Uhut dardı
    Hendek yârdı.
    Yiğitlerin vardı.
    Ölmek için yarışan yiğitler...

    Hele bir enesin vardı senin.
    Enes bin malik...
    Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
    Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
    Onlar da
    “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince
    Enes kükremiş:
    “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
    Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.
    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
    Hem de ne şehit ey nebi!
    Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
    Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

    Musab Bin Umeyr’in vardı senin.
    Uhut’ta sancağını taşıyan.
    Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
    Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.

    Ebu hureyren vardı...
    Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
    Sen anlardın,
    Ya Ebâhir gel! Derdin.

    Ve sen gittin...
    Bir gidişle gittin
    Ardında hüznün kaldı.
    Hasretin kaldı göklerde.
    Bilal ezan okuyamaz oldu
    Ne zaman teşebbüs etse
    Muhammed rasulullah demeye
    Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

    Sonra günler ay,
    Aylar yıl oldu.
    Ve asırlar oldu
    Sensizliğe açtık gözlerimizi.
    Ama sen bırakmazsın bizi.
    Sen varsın ey şehitlerin sultanı
    Sen varsın!
    Bir şehit bile ölmezken
    Sana nasıl yok deriz.
    Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
    Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
    Ne anam var ne babam...
    Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden.

    Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!
    Bırakma bizi ki; Allah;
    Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
    Bırakma bizi!
    Hayatı seninle öğretti Rahman.
    Kulluğu seninle tanıdık.
    Duayı senden öğrendik sevgili!
    Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
    “Kardeşcik” dedin ona,
    Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
    Bizler Ömer değiliz ama
    Bütün dualarımız senin için

    Ey Rabbimiz!
    Rasulünü anışımızdan haberdar et!
    O’na binler salat, binler selam!
    Habibine Makam-ı Mahmut’u ver
    O’na vesileyi lutfet.
    O’nu refik-i Âlâya yükselt
    Bizi de affet
    O’nun hatrına affet
    Zatının hatrına Affet.

    Dursun Ali Erzincanlı
     

Sayfayı Paylaş