Kurtuluş Savaşı Kahramanlık Hikayeleri

Konusu 'Komik yazılar' forumundadır ve HazaN tarafından 25 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. HazaN Üye

    Kurtuluş Savaşı Hikayeleri
    Kurtuluş Savaşından kahramanlık hikayesi


    Nezahat Onbaşı
    Milli Mücadele`nin ilk madalyası 9 yaşında cephelerde savaşan Nezahet Onbaşı`ya layık görüldü. Ama o madalyayı hiçbir zaman alamadı.
    Nezahat Onbaşı`nın hikayesi:
    Nene Hatun, Halide Edip, Erzurumlu Kara Fatma, Adile Onbaşı, Kara Ayşe ve daha nicesi... Onlar İstiklal Harbi`nin sembol kadınlarıydı. O listede adı çok anılmayan; ama daha küçük bir kız çocuğu iken cephelerde at süren, çarpışan bir de Nezahet Onbaşı vardı.
    Babasıyla Geyve Savaşı, Konya İsyanı, I. ve II. İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz muharebelerinde gösterdiği kahramanlıklarla anılacaktı. Yaşı küçük olduğu için Cumhuriyetin kadın kahramanlarının listesine bile çok sonraları girecekti. Çünkü o, Türkiye Büyük Millet Meclisi`nin İstiklal Madalyası ile ödüllendirmeye karar verdiği ilk çocuktu.
    Nezahet Onbaşı`nın hikayesi aslında Çanakkale Savaşı günlerine kadar uzanıyor. Savaş yıllarında annesi Hadiye Hanım daha 24 yaşındayken ince hastalığın (verem) kurbanı olur. O günlerde İstanbul işgal altındadır, küçük kızın babası Albay Hafız Halit Bey ise cepheden cepheye koşmaktadır. Hafız Halit Bey bir müddet sonra komutasındaki 70. Alay ile Anadolu`daki Milli Mücadele saflarına katılma kararı alır. Tabii kızını da yanında götürmek zorunda kalır. Böylece kader Küçük Nezahet`i daha 9 yaşındayken cephelerle tanıştırır.
    At sırtında geçen ilk günün gecesinde donma tehlikesi atlatır. El bebek gül bebek büyüyeceği bir dönemde öksüz kalmıştır çünkü. Hafız Halit Bey küçük kızını kimseye emanet edemeyeceğini düşünerek adeta cephelerde büyütür. Küçük Nezahet, askerlerden at binmeyi, silah tutmayı öğrenir. Tam üç sene cephelerde bilfiil babasının katıldığı her muharebeye katılır. 70. Alay`ın simgesi olur adeta. Cephede Mustafa Kemal Atatürk`ün ve İsmet İnönü`nün de dikkatini çeker.

    BEN BABAMLA ÖLMEYE GİDİYORUM, SİZ NEREYE GİDİYORSUNUZ?
    İstiklal Savaşı başladığında Alay Komutanı Albay Halit`e, Yunan askerleriyle en çetin çarpışmaların yaşandığı Gediz hattını müdafaa görevi verilir. Minik Nezahet, yanı başında süngü süngüye çarpışan Mehmetçik`in şehit oluşunu görecek kadar savaşın içindedir artık. Gediz Cephesi Yunanlılara karşı ilk yenilginin alındığı cephelerden biridir. Ancak Türk askeri düşmanın lojistiğini kesmek için verdiği mücadeleyi sonuna kadar sürdürür. Zor anlar yaşanır. Tarihe kaybedilen muharebe olarak geçen Gediz Cephesi`nde sadece bir alay başarılı olmuştur. O da Hafız Halit Bey`in kumandasındaki 70. Alay`dır. Küçük Nezahet`i onbaşı yapacak, daha sonra onu Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsülerindeki tartışmalara taşıyacak en önemli olaylardan biri de bu sırada vuku bulur.
    Türk askeri Yunan saldırıları karşısında zor anlar yaşamaktadır. O sırada cepheden kaçmayı düşünenler bile olur. Yaklaşık 600 kişilik alayı ile en zor sınavı veren Hafız Halit, umutların tükendiği noktada atıyla askerlerin önünü kesen küçük kızı Nezahet`i bulur. Minik, ama vatan sevgisiyle dolu yürek cephe gerisine kaçmaya çalışan askerlerin karşısına duvar gibi dikilir ve ağzından şu sözler dökülür: `Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?`
    Babasına destek olmak isteyen bir çocuğun çırpınışlarının ötesindedir gayreti. Atın üstündeki küçük kız, askerlerin yüzüne tokat gibi bir gerçeği, `vatan sevgisini ve şehadeti` haykırınca hepsi geri döner. Çoğu cephede şehit düşer, ancak Gediz muharebesi kaybedilse de Yunan askerinin Anadolu`nun içlerine kolay sızması geciktirilir. Küçük Nezahet, sınavı kazanmıştır. Artık o elinde oyuncaklarıyla askerin arasında gezen bir kız çocuğu değil, 70. Alay`ın Nezahet Onbaşısı`dır.
  2. HazaN

    HazaN Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    22.366
    Beğenileri:
    79
    Ödül Puanları:
    48
    Yer:
    Konya

    Cevap: Kurtuluş Savaşı Kahramanlık Hikayeleri

    Emine Bacı​



    kara gün, bir beter kötüye sarmıştı. köydeki gün görmüş kocamışlar;
    "ak yazı bozuldu gari, okunmaz oldu" diye hayıflanırken, pozat dağı'nın eteğindeki sarıkavak köyünden deli hacı ağa'nın oğlu "yörük mustafa" ile emine kızın düğünü de belirsiz güne yıkılıverdi.

    lakin herkes mutsuz ve huzursuzdu. büyük savaşta yenik düşen osmanlı'ya karşı fransız askeri de güney illerini parsa bellemişti. kum gibi nefer işgal hazırlığı içindeydi. işte asıl felaket o vakit başlayacaktı.

    nitekim, kahrolası 1918'in 17 aralık salı gecesi rivayetler doğru çıktı. mersin'den tozutan işgal hareketi, adana'dan pozantı'ya kadar tüm torosları çiğnedi geçti.

    al sancağın devrildiği gönderlere fransız bayraklarının çekildiğini gören kim varsa beyninden vurulmuşa döndü. kimsenin ağzını bıçak açmıyor er kişiler birer birer ortadan kayboluyordu. yörük mustafa'da bunlardan biriydi. emine'sinin verdiği emaneti koynuna saklamış, yarı dolu eski bir martini ile dağa çıkarak vali haşim bey çetesine yazılmıştı.

    ne var ki ankara'dan ulaşan haberler gönüllerdeki umudu perçinledi. kurtuluş ateşi yanmıştı artık, mücadele büyüktü, mücadele çetindi. "dayanın" dediler, "kavga büyük kavgadır"...

    emine kız duramazdı artık. ille de yavuklusu yörük mustafa'yı bulmak, yan yana o'nunla dövüşmek istiyordu. bir gece göç vaktini fırsat bilerek babadan kalma tek kırma av tüfeğini kuşandı ve gitti. yollar bataktı, yol boyunca gördüğü kullar da sefil ve çıplak.sora sora kozan eline inerek vali haşim bey çetesini sormaya başladı, burada haşim bey çetesini bilenler vardı. ama emine kızın yüzüne bir tuhaf baktılar.
    "kıyma gençliğine bacı gel vazgeç dağ çetindir kıyarlar sana!"

    bu sözlere aldırmayan emine ısrar inat etti.
    nihayet "fülfül oğlan" denen çoban yamağını emine kızın yanına verdiler, can çocuktu fülfül, tüm yöreyi avcunun içi gibi bilirdi. üstelik haşim bey çetesinin kasaba ile irtibatını sağlayan da oydu.

    gün batınca fülfül önde emine bacı arkada döne dolaşa kozan kalesinin yamacına ulaştılar, birkaç gün önce fransızlar, pozantı'ya uzanan bu çetin yolu bırakıp, epey çekilmişlerdi. yeniden almak için ne zaman saldırsalar milis çeteler aman vermiyor kaleyi savunuyorlardı.

    fülfül oğlan kaleye tırmanırken;
    "bak hele emine bacı, şu gördüğün kayalar kurşun altında delik deşik oldu, görenler bir tabur nefer beller oysa ben ikindiye kadar anca iki manga saydıydım".

    emine kız ürperdi, utandı, sıkıldı. neden sonra sorabildi;
    "yörük mustafa'yı da gördün mü?"
    "gördüm ya görmem mi, aha şu fişekleri bana o verdi, emme ikindi vakti ne oldu bilmem gayri."
    sonra sesi titreyerek;
    "beni gönderdiler, ardıç pınarından dönerken gene baktım gene baskın vardı"...

    çok geçmeden emine kız fülfül'ün gevelediği acı haberi vali haşim bey'den öğrendi.
    dağ gibi duran kozan beyi ellerine kapanan emine'yi güçlükle kaldırabildi. "başın sağolsun bacım. hele görmeliydin mustafa'm öyle bir dövüştü ki kafirle..."

    akabinde göğsünden ipek bir bayrak çıkartarak emine'ye uzattı;
    "bunu hep koynunda saklardı, sen gelmese idin köye biz getirecektik mustafa'nın emanetini."

    Emine kız düğün alayında şan olsun diye gergefle işlediği bayrağı göğsüne bastırdı, dolu gözleri alev alevdi;
    "gayri koman beni beylerim, yok yoksul koman, yıkılmış mavzeri muradım olsun. Mustafa'm gitti ise bu can ne güne?"
    ve o günden sonra vali haşim bey çetesini "er bacı çetesi" bildiler.
    toroslar'da fransıza aman vermediler, tıpkı şahin bey gibi, karayılan gibi, sütçü imam gibi...
    Gerçi bu büyük kavgada akibetleri sır oldu, birer birer nerde düştükleri belli değil. ama bu gün adana'da atatürk heykelinin hemen sağındaki anıt onların anısını canlandırır.

    çam kokan toroslarda emine bacının hikayesini işte böyle anlatırlar. eri şehit, kendi şehit emine bacı...
    Kurtuluş savaşı'nın isimsiz neferlerinden sadece ikisi...