Kültürel Meselelerimiz - 2 - sinema

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Pardus tarafından 27 Ekim 2009 tarihinde açılan konu


  1. Son yıllarda Türk sinemasının gelişiminde büyük bir atılım yaşandığının farkındasınızdır. Her yıl onlarca film çekiliyor ve seyirciyle buluşuyor. İş yapıyor veya yapmıyor, ama film çekimleri devam ediyor.

    Hatta bunların pek çoğu Kültür Bakanlığı tarafından da destekleniyor. Ülkemiz için sevindirici bir durum. Gel gelelim beni sevindirmeye kafi gelmiyor. Hatta zaman zaman içimin kanadığı bile oluyor.

    Ülkemizin kabuk değiştirerek gelişmeye çalıştığı bir dönemdeyiz. Hepimiz, üzerimize düşeni yapmaktan sorumluyuz. Kültür ve sanat alanında ağır aksak, topal çolak da olsa bir vizyon kazandık. İlla ki vizyonun bir ayağı gerçekten topal: Sağ ayağı. Sağlıklı bünyeler, elbette iki ayak üzerinde yürür. Ayakların ikisi birden faal olunca da hızlı yol alınabilir. Ama bugün üretilen filmlerin, dizilerin hemen çoğu yalnızca sol ayak üzerinde sekiyor. Mesela son zamanlarda 12 Eylül'ü konu alan pek çok film (26 adet) ve dizinin (2 adet) bombardımanı altında kaldığınızı hissetmiş olmalısınız. İsterseniz hepsini baştan sona yeniden izleyiniz; tamamının belli bir görüşe, kalıplaşmış bir ideolojiye göre yapıldığına şahit olacaksınız. Hemen hepsinde, sol ayak üzerine seksek oynamalar vardır ve onları seyrederken 12 Eylül için devrimci ağıtlar yakmanız ve solcu gençlerin hikayelerini içiniz burkularak izlemeniz de mümkündür. Onlar bizim çocuklarımızdı, bizim heder olmuş çocuklarımızdı. Ama aynı dönemlerde heder olan, acı çeken yalnızca bu çocuklar mıydı? Yaşı kırkın üzerinde olanlarımız o dönemin şahitleri olarak daha fazlasını bile anlatabilir size. Peki ama bu filmleri, dizileri yapanlar 12 Eylül sürecinde aynı kaderi paylaşan başkalarının da varlığını bilmiyorlar mı? Pekala biliyorlar. Gençlerimizin bunları da bilmesi iyi olmaz mı? Pekala olur. Gel gelelim bu filmleri yapanların sol ayakları hâlâ katı, uzlaşmaz, dayatmacı bir şartlı refleks halinde devinir durur. Onun içindir ki ben ve benim gibilerin çektiğimiz acılar hiçbir filme konu olmaz. 12 Eylül sürecinde koşup duran sağ ayak (Ülkücü - İslamcı - Nurcu vb.) hep hikayesiz kimlikler olarak kalmaya mahkumdur. Hiçbir filmin hiçbir sahnesinde onların derin hüzünlerine gönderme bile yapılmaz. Bunu solcu geleneğin adamlarından beklediğimi düşünmeyin sakın. Hayır, ben buna hayıflanmıyorum ve üstelik sol ayağın kendi üzerine düşeni, vazife bildiği şeyi iyi yaptığına da inanıyorum. Uzlaşmacı olsalar daha iyi olurdu, ama artık onlardan bunun beklenemeyeceğine kanaat getirdim ve o nesil tükenip gitmeden sol düşünce asla uzlaşmacı olamayacak. Benim buradaki derdim sağ ayak ile. Bir vakitler bedenlerimizi tekmeleyen sol ayak, bugün de ruhlarımızı tekmeliyor ve bize manevi şiddet uyguluyor ise sol ayak üzerine düşeni yapmadığı içindir. Kendi çocuklarımıza, bu hikayede olup bitenlerin bir de farklı yönü olduğunu anlatamayan bizler hâlâ akıllanmayıp tekmeye maruz kalıyorsak işte bundan dolayı sorumluyuz. Yani kendi filmlerimizi -en az onlar kalitesinde- yapmadığımız için yazık bize.

    Yeni çekilen tarihi filmlerimize bir bakın!.. Her bireri fantezi eseri uçuk ve ucuz, hatta piyasa malı hezeyanlar. Onları seyretmeye tahammülü olanlar herhalde filmin sonunda oturup ağlıyor olmalılar. 70'li yılların Malkoçoğlu veya Kara Murat'ları meğer ne büyük tarihi nimet imişler. Üstelik de bu filmlerin çoğu Kültür Bakanlığı'ndan destekler alabiliyor. Hangi Kültür Bakanlığı'ndan? Elbette sağ ayağın güdümündeki Kültür Bakanlığı'ndan. Kimse bu desteği kıskandığımı falan düşünmesin. Bana göre Kültür Bakanlığı zaten her sanat kurum ve kuruluşuna eşit uzaklıkta/eşit yakınlıkta durmalı, kendisi belirleyici olmadan kültür ve sanat zeminini hazırlamalı, kültürel etkinliklere ideolojik bakmamalı ve devlet bütünlüğüne zarar vermeyecek her fikir yahut görüşe ait kültür sanat etkinliğine eşit yaklaşımla destek vermelidir. İşte bu yüzden ben sol ayağa destek verilmesine değil de sağ ayak neden bu desteği alanlar arasında olmadı diye yakınıyorum. Yani içimin acıması, bu filmlerde sağ ayağın eksikliği, kendini eskiden "sağcı" diye tanımlayanların bugün sinema alanında kayıpları oynamalarıdır.

    Kendimize bir bakalım. Uzak geçmişimizdeki yüksek sanat ve kültür zeminini göremesek de yakın geçmişimizde televizyona yahut sinemaya bir günah kutusu olarak baktığımızı hatırlayalım. Çocuklarımızın henüz bir dizi film senaristi, bir oyuncu, bir film yapımcısı, bir film müziği bestecisi olamayışlarının ilk sebebi işte budur. Çağın gelişmelerine ayak uydurmak yerine onu bir dayatma kabul edip kabuğuna çekilmek böyle bir sonuç doğurmuştur. Pek çok aile reisinin zihninde çocuğunu bir konservatuara yazdırmak hâlâ cazip bir fikir değildir. Dahası, kültür sanatı desteklemek gibi bir davranış biçimine de aşina olamayız. Söz gelimi yıllardır film yapacağız diye çırpınan Mesut Uçakan veya İsmail Güneş gibi birkaç ismi yeterince desteklememiş, bir yandan Hollywood yapımlarını dev ekran TV'lerimizden izlerken beri yanda imkansızlıklar içinde emeklemeye çalışan sağ ayağın sancısını gündemimizden silmişizdir. Bakın televizyonlara (iktidarın kanalları dahil), kendinize ait veya kendinizi anlatan, ailecek seyredebileceğiniz bir dizi var mı? Çıkın bir alışveriş merkezinin üst katındaki sinemalara, acaba orada sizi anlatan, sizin değerlerinize önem veren bir film seyredebilir misiniz?

    Gazetelere şu yolda ilan veresim geliyor: Çocuklarını konservatuarda okutacak anneler, babalar aranıyor. Sağ ayağın sancılarını dindirecek sinemacı gençler aranıyor. Bu gençlerin çekecekleri filme sponsor olacak patronlar aranıyor. Gençlere her yönden destek verecek burjuvalar aranıyor. Sinemayı günah saymayacak din adamları aranıyor. Kendi geleceğine yatırım yapacak bürokratlar aranıyor!

    Velhasıl kendini dönüştürecek bir sağ ayak aranıyor!..


    27 Ekim 2009, Salı

    zaman
    i.pala@zaman.com.tr