Kredi Kartının taksitlendirilmesi

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 7 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Kredi kartının taksitlendirilmesi
    kredi kartı borçlanması
    faiz
    Kredi kartı veren kuruluş, kart sahibinin belli yerlerden yapacağı, belli harcamaların bedelini ödemeyi ‎kabul ederek ona kefil olur. Ayrıca borcun doğmasından ödenmesine kadar geçen işlemler bütününü ‎takip edip sonuçlandırma konusunda hem kart sahibine, hem de alacaklıya hizmetler sunar ve ‎karşılığında komisyon alır. Müşterinin payını da çoğu zaman, alacaklı öder. Ödemek istemeyenler, kart ‎sahibinden komisyon alırlar. ‎

    Ödemenin gecikmesi halinde uygulanacak ceza ile borcun vadeye yayılması önemlidir. Kredi kartları ‎bu açıdan; normal kart, taksit kart ve özel kart olmak üzere üçe ayrılabilir. ‎

    ‎1- Normal Kredi Kartı‎

    Banka, ödemeyi geciktiren kart sahibine faiz tahakkuk ettirir. Bu, ödenecek faize karşılık borcu ‎geciktirme imkanı verirken, faizden kaçanların zamanında ödeme yapmasını da sağlar.‎

    Faizsiz finans kurumları ödemeyi geciktirenden faiz alamazlar. Ama faiz yerine uygulanan gecikme ‎cezası türlerinin tamamı faiz kapsamındadır. Bu problemi faize girmeden çözmek mümkün olduğu halde ‎henüz uygulanmamaktadır.‎

    ‎2- Taksit kart‎

    Taksitleri ve ödenecek bedeli, kart sahibi ile satıcının, anlaşarak belirlemelerine imkan veren kart ‎türüdür. Borcun vadeye yayılması, faizsiz olarak gerçekleşir. ‎

    ‎3- Özel Kredi Kartları

    Bazı finans kurumları, normal işlemlerinden elde ettikleri kâr oranını, kredi kartlarına da uygulayarak ‎alacaklarını vadeye yaymaktadırlar. Bu iki şekilde olmaktadır:‎

    a- Süresiz olanlar‎

    Kredi kartı sahibi, mal veya hizmeti, kurumun vekili olarak kurum adına almış ve aldığı fiyata ‎kendine satmış sayılır. Borcu zamanında öderse bir ilave yapılmaz. Borcu geciktirirse bu satış, ödeme ‎gününden itibaren vadeliye çevrilmiş sayılarak borca her ay, kurumun o ayda elde ettiği kâr kadar ilave ‎yapılır. Asya Finans’ın tanıtım broşüründe konu, özetle şöyle anlatılır:‎

    ‎”Bu sistemde her ekstre dönemine ait kredi kartı borcunun asgari ödeme tutarı tahsil edildikten sonra ‎kalan borç kredilendirilir. Kredilendirilen tutara, kurumumuzca her hesap kesimi döneminde belirtilen ve ‎hesap bildirim cetvelinde müşterilerimize bildirilen aylık kâr oranı eklenerek ödeme zamanında ‎müşteriden tahsil edilir…”‎

    b- Süreli olanlar‎

    Bunun farkı, finans kurumu ile kart sahibinin, vade konusunda anlaşmış olmalarıdır. Kart sahibi, mal ‎veya hizmeti, kurum adına peşin almış ve o vade ile kendine satmış sayılır. Kurum, o ay geçerli kâr ‎oranını, vadeye göre borca ekleyerek kart sahibinden tahsil eder.




    DEĞERLENDİRME

    Taksit kart uygulamasında kart sahibi ile kredi kartını veren kurum arasında faizli işlemden ‎bahsedilemez. Borcunu geciktirdiği için faiz tahakkuk ettirilirse o başka. ‎

    Faizsiz finans kurumlarının uyguladığı taksitlendirmenin temel dayanağı, bir kişinin, mal ve hizmeti ‎kurum adına alması ve kendine satmasıdır. Bu caiz değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:‎

    ‎“Müminler, mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin, ama karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaretle ‎olabilir.” (Nisa 4/29)‎

    Ayetten satışın, iki ayrı şahıs arasında olması gereği açıkça anlaşılır. İslam Fıkıh Akademisi, ‎murabaha işleminde bir kişinin aynı anda hem alıcı, hem satıcı olamayacağı yolunda aşağıdaki kararı ‎almıştır:‎

    ‎“- Faizsiz finans kurumu müşterisine, istediği malları, kurum adına satın alması için vekalet ‎verebilir. Mümkünse, müşteriden başkasının vekil edilmesi daha uygun olur.‎

    ‎-Kurum, satışı, bu malları gerçek anlamda satın ve teslim aldıktan sonra, ayrı bir sözleşme ile ‎yapmak zorundadır ‎.” ‎

    Al Baraka Grubu Hukuk Komisyonu’nu da aynı doğrultuda karar almıştır. Kararın ilgili bölümü ‎şöyledir:‎

    ‎“… Kurum murabahalı işlemlerde malı, kendi adına satın ve teslim alma hususunda açık bir rol ‎üstlenir. Malın, sipariş edene satılması daha sonra olur. Faizli finansmandan uzaklaşmak ve kârın helal ‎olmasını sağlayan sorumluluğun kaybolmaması için bu işlem zorunludur ‎.” ‎

    Bazı finans kurumlarının yaptığı kredi kartı ile ilgili uygulama, alım satım değil, açıkça krediden ‎gelir elde etme işlemidir. Adına ne denirse densin, o gelir faizdir. Finans kurumları, taksit kart ‎uygulamasına geçmeli, ödemeyi geciktireni de yaptığının misli ile cezalandırmalıdır.‎

    Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir:‎

    ‎“Helal bellidir; haram bellidir. İkisi arasında müşebbehat vardır, onu çok kimse bilmez. Kim o ‎müşebbehattan sakınırsa dinini ve kişiliğini korur. Müşebbehata düşen, bir korunun çevresinde sürüsünü ‎otlatan çobana benzer. Neredeyse koruya girecek olur.” (Buharî, İman 39)‎

    Müşebbehe, benzetilmiş demektir. Çoğulu müşebbehat’tır. Harama benzetilen helaller olduğu gibi ‎helale benzetilen haramlar da vardır. İnsanların çoğu bunu kavrayamaz. Bunlardan kaçınan, dinini ve ‎kendini korumuş olur. ‎

    Malikîler şöyle söylerler:‎

    ‎“Görünüşte caiz ama aslında bir haramın çiğnenmesine sebep olan her satış yasaktır. Çünkü bunda ‎haram töhmeti vardır. Eğer o iş daha çok o maksatla yapılıyorsa taraflar, görünüşte helal olan bir yolu ‎kullanarak gerçekte harama ulaşmayı amaçlamış sayılırlar. Alacaklıya menfaat sağlayan borç böyledir. ‎Çünkü akıllı bir kişi, menfaat sağlama hırsıyla dolu olunca, ayıplanmamak için görünüşte caiz olan ‎şeyler yaparak gerçekte yasak olana ulaşmaya çalışır ‎.”‎

    Faiz yasağını aşmaya çalışanlar, tarih boyunca faize alım satım görüntüsü vermişlerdir. Bu maksatla, ‎bey’ bi’l-vefâ, bey’ bi’l-istiğlâl ve muamele-i şer’iyye gibi yeni alım satım şekilleri icat edilmiştir. ‎Eskiden bu yollarla faizi gizleyip kredi veren para vakıfları dahi vardı. ‎

    Diyelim ki, bir kişinin 10.000 altına ihtiyacı var; onu %12 ile bulabiliyor, ama bu farkın faiz ‎sayılmayacak bir yöntemle ödenmesi gerekiyor. Eğer yıllık 1200 altın kira getiren dükkanı varsa onu ‎‎10.000 altına, bey’ bi’l-vefâ yoluyla satar. Parayı geri ödeyinceye kadar kirayı müşteri alır. Parayı ‎ödeyemezse dükkan müşterinin olur. Satıcının başkaca bir borcu olmaz.‎

    Eğer o dükkanı yıllık 1200 altına satıcı kiralarsa onun adına da bey’ b’il-istiğlâl, denirdi ‎. ‎

    Muamele-i şer’iyye yoluyla, mesela %12’den 100 altın borç alacak olan, para sahibinin bir malını, bir ‎yıl vadeli 112 altına satın ve teslim alır. Sonra o malı ona peşin l00 altına satardı. Böylece istediği 100 ‎lirayı elde etmiş ve ona karşılık, bir yıl vadeli 112 lira borçlanmış olur. ‎

    Bir kadın Aişe validemize gelip dedi ki, Zeyd b. Erkam’dan 800’e bir hizmetçi köle satın aldım. ‎Sonra köleyi ona 700’e sattım. Aişe dedi ki, “Ne kötü almış, ne kötü satmışsın. Zeyd’e söyle ki, eğer ‎tevbe etmezse Allah onun, Allah’ın Elçisi ile birlikte yaptığı cihadını iptal etmiştir ‎.“‎

    Osmanlı döneminde kurulan bankalardan Emniyet Sandığı’nda bir cep saati varmış. Kredi alanların ‎ödeyecekleri faizi yasallaştırmak için her gün defalarca satılır, sandığa hibe edilirmiş.

    Bu işlemlerde, göstermelik de olsa, bir alım satım vardır. Ama bazı finans kurumlarının uyguladığı ‎taksitli kredi kartında alım satım, tamamen hayali hale gelmiştir.




    Abdulaziz BAYINDIR

    süleymaniye vakfı fetva