Kore Savaşında Esaret Yılları

'Masallar ve Hikayeler' forumunda alemşah tarafından 18 Ağustos 2010 tarihinde açılan konu


  1. Birleşmiş Milletler ordusundan esir düşen 13500 kişiden 357'si, Çin ve Kuzey Koreli 82500 esirden 21800 kişisi geri dönmek istemedi. 234 Türk esirin tamamı geri döndü. Bu durum gerçekten dikkat çekiciydi. 234 Türk esirin 225 kişisi ilk savaşta, Kunuri'de esir düşmüştü. Üç yıldır esir kamplarında kalmalarına ve yaralı olarak esir düşmelerine rağmen hayatta kalmayı başarmışlardı. 234 Türk esirin tamamının fire vermeden geri dönmesi uzmanlarca araştırma konusu oldu. Çünkü Amerikalı 7190 esirin 2701 kişisi (%38'i) ölüm ve diğer nedenlerle geri dönmemişti. Yapılan incelemelerde çok çarpıcı sonuçlar elde edildi. Türk askeri savaşta olduğu gibi esarette de birlik, beraberlik, disiplin, dayanıklılık ve özverisi ile bir numara olduğunu yine kanıtlamıştı. Türk esirler ile diğer milletlerin esirleri arasındaki büyük farkı daha iyi anlamak için esir kamplarındaki yaşamı incelememiz yeterli olacaktır.


    Komunistler aldıkları esirleri kafileler halinde yürüterek kuzeye doğru götürürler. Hasta, yaralı olduğuna bakmazlar. Kuzey Kore'nin dondurucu soğuğunda Çin'e doğru bir ölüm yürüyüşü başlar. Bu yürüyüş günlerce hatta haftalarca devam eder. Esirlerin çoğu zaten yaralıdır. Bilhassa Türk esirlerin hemen hepsi yaralıdır. Çünkü Türk yaralanmadan, ayakta olduğu sürece esir olmayı onuruna yediremez. Günlerce süren bu yürüyüşe dayanamayıp yere düşenin sonu gelir. Başına hemen bir muhafız dikilir. Önce dipçikle vurarak kalkmaya zorlar. Kalkıp yürüyemeyen esirin kafasına bir kurşun sıkarak öldürür. Yolun kenarına atılır ve yürüyüş devam eder. Bu durumun tek istisnası Türk'lerde yaşanır. Eğer yaralı Türk esir düşerse, arkadaşı hemen fırlar, muhafız yetişmeden arkadaşını sırtına alır ve yürümeye devam eder. Oysa kendisi de yaralıdır ve güçlükle yürümektedir. Arkadaşları yürüyemeyenleri sırayla sırtında taşırlar ve asla bırakmazlar. Bu nedenle de Türkler fire vermeden esir kampına ulaşırlar.


    Kamptaki yaşam da yoldakinden farklı değildir. Ölüm her esire ikiz kardeşi kadar yakındır. Esirler önce soyulur. Subay, Astsubay, Çavuş, Onbaşı, Er olduğuna bakılmaz. Herkese aynı tek tip elbise giydirilir. Elbiselerde rütbe işareti yoktur. Bu düşünülerek bilhassa yapılmıştır. Çünkü rütbe olmayınca otorite boşluğu doğar. Disiplin bozulur. İtaat kalmaz. Yetkinin yerinin kaba kuvvet alır. Sonra esirleri birbirine düşürme programı başlar. Esirlere ölmeyecek kadar az yiyecek verilir. Örneğin yüz kişiye elli kişilik kadar. Yemek dağıtılmaz. Topluca grubun ortasına bırakılır. Esirler yemeğe saldırırlar. Kaba kuvvet üstün gelir. Güçlü olanlar doyar. Güçsüzler ya yarı aç ya da tamamen açtırlar. Açlıktan ölenler gittikçe çoğalır. Bu durum sadece Türklerde böyle değildir. Ortaya bırakılan yemeğe kimse dokunmaz. Grubun kıdemlisi kalkar. Yemeği eşit olarak dağıtır. En son kendisi alır. Onun da payı herkesinin aynıdır.


    Türk kampı her şeyi ile diğerlerinden ayrıdır. Rütbesi olmasa da yüzbaşı gene yüzbaşı, teğmen yine teğmen , astsubay astsubay, çavuş çavuş, er erdir. En kıdemli olan komutandır. Esir kampında disiplinli bir kışla yaşamı sürdürülür. Sabah ve akşam topluca yoklama yapılır. Tekmiller alınır. Görevler paylaşılır. Hasta ve yaralılara sırayla bakılır. Sabah sporu yapılır. Bölge temizliğini eğitim takip eder. Topluca eğlenilir, memleket türküleri söylenir, güreş tutulur. Böylece birlik ve beraberlik duyguları pekiştirilir. Moral topluca muhafaza edilir. Kimse terk edilmişlik duygusuna kapılmaz. Olan her şey eşit paylaşılır.


    Türklerin bu birlik ve beraberliği, ayrıca disiplinli yaşayışları Çinli kamp komutanlarının dikkatini çeker. Kampa istihbarat elemanları getirirler. Türk'lerin yaşayışlarını incelerler. Emir komuta düzeninin devam ettiğini tespit ederler. Kafilenin en kıdemlisi yüzbaşıyı grubun başından alarak hapsedeler. Bir hafta grubu incelemeye alırlar. Ancak değişen hiç bir şey olmamıştır. Çünkü sonraki kıdemli teğmen emir komutayı almış, düzeni devam ettirmektedir. Çaresiz yüzbaşıyı serbest bırakırlar.


    Amerikalı yazar Marshall'ın yazdıkları durrumu şöyle anlatmaktadır:


    “Amerikan savaş esirlerinin yüzde ellisinin öldüğü, İngiliz esirleri arasındaki ölüm miktarının bir zaman sonra İngiliz Hükümeti tarafından ciddi olarak ele alınmayı gerektirecek kadar fazla olduğu halde , pek az sayıda Güney Koreli yok olmuştu. Türk esirlerinden ise hiç ölen yoktu. Amerikalıları öldüren lüksve kültür olmuştu.


    Disiplin, davranış ve teşkilatlanma noksanlığı bir çok Amerikalının ölümüne neden olmuştu. Türklerde emir komuta zinciri hiç bir zaman bozulmadı. Düşmana karşı daima aynı safta kaldılar ve bu nedenle de kurtulmayı başardılar. Türk askeri, hala fazlasıyla adet ve örflerine düşkün, toprağına bağlı b,r insandı. Hayatı boyunca babasının, hükümetinin ve ordusunun geeleneksel disiplin anlayışına itaat etmişti. Ayrıca kendisine ve vatandaşlarına karşı büyük bir güveni vardı.


    Türkler, savaş kabiliyetleriyle ve kabadayılıklarıyla iftihar ediyorlardı. Atalarının çok eski tarihlerden beri yakındoğudaki orduların çekirdeğini teşkil ettiğinden ve onların pala sallamaktaki cesaretinin emsali bulunmadığından haberdardılar. Birbirlerine karşı yabancı gibi davranan Amerikalıları anlamıyorlardı.


    5 numaralı kampta, komunist muhafızlarla arası iyi olan bir onbaşıyı kendilerine kıdemli seçen Amerikalılar gibi seçim yapmamışlardı.”


    Amerikan “Mc Call” dergisinde bir Amerikalı araştırmacı yazar da şöyle yazmaktaydı:


    “Anadolu bozkırının ortasında doğan, binbir mahrumiyet içerisinde yetişen Türk çocukları, bizim her türlü imkan ve komforu vererek yetiştirdiğimiz çocuklarımızla aynı şartlar altında aynı sınavdan geçtiler. Tam gittiler, tam olarak geri dönmesini becerdiler. Bizimkiler birbirlerine ellerini uzatmadılar, birbirlerini korumasını bilmediler. Yalnız kendileri için, bencillikle yaşamanın örneklerini verdiler. Kızıllardan sonraki dönemlerde de iyi muamele görünce gevşediler, çözüldüler. Onların rejimlerini beğendiler. Nedir bu Türk'ün çözülemeyen kuvveti, gücünün sebebi neydi? Nedir bu bizim toplumumuzun zayıflığının, çürüklüğünün sebebi?"
    (E) P.Kr.Kd.Alb. Turhan Seçer tarafından yazılan Kore Savaşının Bilinmeyenleri adlı kitaptan alıntıdır.