Konferans örnekleri nelerdir?

'Sorun Cevaplayalım' forumunda Gazel tarafından 16 Ekim 2012 tarihinde açılan konu


  1. Konferans nedir

    1- KONFERANS
    Hazırlıklı ve plânlı konuşma türlerindendir. Herhangi bir bilimsel alanda, topluluk karşısında yapılan konuşmalara Konferans denir. Konferansı verecek kişi, kelimelerin telaffuzuna, (diksiyona) ve dil bilgisi kurallarına dikkat etmelidir. Verilmek istenen düşünceler; açık, anlaşılır ve orijinal olmalıdır.

    Konferans verilirken konuşmacı, yazdıklarını kâğıttan okumamalıdır. Sanki, söyleşi yapıyormuş gibi konuşmalıdır. Arada sırada, yeri geldiğinde kâğıda bakmalıdır. Konuşmacı, gözlerini dinleyicilerin üzerine çevirmeli, böylece onların kendisini ilgiyle izlemelerini sağlamalıdır. Ayrıca, konuşmacı; temiz giyinmeli, ciddî olmalı, kibar davranmalı, güzel konuşmalıdır. Ses tonunu yerine göre ayarlamalı, vurguyu iyi yapmalıdır. Konferans verilmeden önce, bir başkası konferansçıyı bütün özellikleriyle dinleyicilere tanıtmalıdır.
    (S. SARICA - M. GÜNDÜZ, Güzel Konuşma Yazma, s. 276)
    Konuşmacı; dinleyicileri sıkıcı ve bıktırıcı söz ve tavırlardan uzak durmalıdır. Ayrıca, el, yüz ve vücut hareketlerini konunun anlamına uygun olarak yerinde ve uyumlu yapmak zorundadır. Hatiplik yeteneği olmayan konuşmacıların, vereceği konferansın etkisiz ve başarısız olacağı da unutulmamalıdır.

    Konferansta dikkat edilecek bir diğer özellik de zamana uymaktır. Bir saati aşan konferansların dinleyici üzerinde etkisinin azaldığı bir gerçektir. Konferansçı, bu gerçeğe dikkat etmeli, bir saatten az bir sürede konferansını bitirmelidir. Ayrıca, konferansçı; yersiz, taşkın el ve kol hareketlerinin konuşmanın değerini düşürdüğünü unutmamalıdır.
    (K. GARİPOĞLU, Kompozisyon Bilgileri, s. 29)
    Konferans hazırlanırken öncelikle yapılması gereken iş, konferansın sunulacağı konuda geniş bir kaynak taramasına girişmek olacaktır. İncelenecek konuda ansiklopedilerden başlayarak değişik yazı ve incelemeler gözden geçirilmeli, böylelikle sağlam ve derli toplu bir malzeme hazırlanmalıdır. Bu malzemeye konferansçı kendi görüş ve düşüncelerini de katarak öncelikle konferansın plânını düzenlemelidir.

    Bilimsel toplantılarda söylenen ve akademik hitabet türüne giren söylevler (nutuklar) de konferans sayılır.

    Konferans plânı şöyle düzenlenebilir:
    (a) Hitap cümlesi.
    (b) Konunun sunuluşu.
    (c) Konferansın amacı.
    (ç) Konunun açılması ve anlatılması.
    (d) Sonuç.
    (e) Sorular ve cevaplar.
    Konuşmaya, konferansı düzenleyenlere ve dinleyicilere saygı bildiren ve iltifat edici sözlerle başlanmalıdır. Sonra konunun çerçevesi çizilmeli ve ortaya konmalıdır. Bundan sonra konuşmacı, amacına göre konusunu açmalı, o konudaki çeşitli görüşleri kırıcı ve tahkir edici olmayan ifadelerle belirtmelidir.
    Konuşmacı, bayağı ve argo sözler kullanmaktan kaçınmalıdır. Zaman zaman canlı örnekler ve fıkralarla, konuşma tarzının değiştirilmesiyle, ses tonuna verilecek iniş ve çıkışlarla dinleyicilerin dikkatini ve ilgisini uyanık tutmaya çalışmalıdır.

    Konferansta bir konunun bütün yönlerinin ve ayrıntılarının verilme-sinin mümkün olmadığı unutulmamalıdır. Konuyu fazla dağıtmak, dinleyicinin konuşmayı takip edememesine neden olur. Çok fazla ayrıntı, herkesi aynı ölçüde ilgilendirmeyeceği için dinleyiciyi sıkar.

    Konferans, anlatılanların kısaca özetlenmesi, maksadın verilmesi ve dinleyicilere saygı ve iltifat eden sözlerle bitirilmelidir. Sorulacak sorular da kısaca ve soranı incitmeden cevaplanmalıdır.


    KONFERANS ÖRNEĞİ

    (Ünlü Fransız yazıcısı Andre Maurois (1885-1967) aşağıdaki konferansı, kendi yetiştirdiği bir lisenin öğrencilerine, I.Cihan Savaşı sonlarında vermiştir.)

    Benim de sizlerden biri olduğum zamandan beri yarım asır geçmiş olmasına bir türlü inanamıyorum. İnanamıyorum çünkü saçlarım ağarmış bile olsa kalbim çok az değişti.


    Bu bizim eski lisemizde talebesi olmak bahtiyarlığına erdiğim kıymetli üstatlarım, bana hayat mücadelesinde rehberlik edecek şâir ve filozofları tanıtmışlardı.

    Kendimi bilgi ve ümitlerle delicesine zengin hissediyordum. Dostluğa ve hakka inanıyordum. Delikanlı Shelley gibi, yüksek sesle, ben de şöyle and içiyordum:

    "Elimden geldiği kadar âdil, makul ve hür olacağıma ve hayatımı güzelliğe vakfedeceğime yemin ederim."

    0 uzak mazide de, tıpkı bugün olduğu gibi, fesat ruhlar, delikanlıların yolunu keserek, onlara: "Ne kadar safsınız" diyorlardı, "Dünya, hiç de sizin sandığınız gibi değildir. Siz bir şiir âlemi, bir er meydanı bekliyorsunuz. Hâlbuki bir engel bulacaksınız. Hakkı mı özlüyorsunuz? Gözlerinizin önünde zulmün zaferine şahit olacaksınız. Güzele mi inanıyorsunuz? Keşfedeceksiniz ki; "eserlerin güzelliği de, kadınların güzelliği kadar çabuk geçer..."

    Biliyorum ki, çocukluğu pek hazin geçmiş bir nesle mensupsunuz. İlk tahsil çağlarınız felâket yıllarına denk geldi. Büyük bahtsızlıklara uğradınız ve büyükcinayetlere şahit oldunuz. Bütün bunlar içinizi bulandırdı. Bugün kapkara bir edebiyatımız varsa, bu kapkara yılları geçirdiğimiz içindir. Size bu acı kitapları okumayı tavsiye ederim. Onların bazıları güzeldir. Yaşayan edebiyatı ihmal ve ondan nefret etmek hatadır. Fakat onun yegâne ve kesin olduğunu sanmak da bir delilik olur. İnsanların yüzyıllar boyu sevdikleri eserler, gözü kapalı olarak beğenmemize hak kazanmışlardır. Eğer Homeros, 3000 yıldan beri saygı görüyorsa, buna lâyık olduğundandır. Taptaze kazanılmış zaferler, haklı gibi görünseler de, çabucak sönüp giderler. Andre Gide der ki:

    "Bugün alkışlanan eserlerden bazılarının yirmi yıl sonra insanı güldürmeyeceklerinden emin değilim."

    Kendinizi klâsiklere daha büyük bir güvenle bırakabilirsiniz. Eğer onların bu kadar zengin ve olağanüstü bir güzelliği olmasaydı, klâsik olamazlardı.

    Bütün bir geçmişi yok farz edip cemiyetin ve düşünce âleminin, sıfırdan hareket ederek, yeniden kurulduğunu iddiaya kalkışmak kadar tehlikeli bir şey yoktur. Ruhlarımız, birbiri altında çeşitli tarihî çağları saklayan topraklara benzer.

    2000 yılında dünyanın hâli ne olacak? Sizler ve dünyanın bütün gençleri onun nasıl olmasını isterseniz öyle olacak.

    "İnsan tabiatın en cılız kamışıdır. Fakat istediği zaman, kâinata boyun eğerek onu yenmesini bilir" İnsanoğlu, bilhassa kendi kendisini yenmelidir. Eğer ateşli ve gayretli bir hayat sürerek kendinizi iradenin, akim ve imanın zırhları ile donatmış iseniz, hayatta hiçbir şeyden korkunuz olmayacaktır. Size ne kolay, ne de mesut bir hayat vaat edeceğim.

    Nefsinize o derece hâkim olunuz ki, karşılaşacağınız güçlükler ne olursa olsun, önlerine daima lâyık olarak çıkasınız. Tek dileğim budur.