Kısırlık tedavisinde yumurtalık ve rahim nakli

'Sağlık bilgisi' forumunda Ezlem tarafından 1 Şubat 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yumurtalık ve rahim nakli,Kısırlık tedavisi,Rahim dokusu nakli,

    Kısırlık tedavisinde yumurtalık ve rahim nakli

    Antalya’da 14-19 Mayıs arasında düzenlenen kongrede, “kısırlık ve tüp bebek uygulamalarındaki yenilikler”, “gebelik ve beslenme”, “riskli gebeliklerde yaklaşım”, “jinekolojik kanserler”, “ilaç kullanımı” gibi konuların dışında, yurt dışında ilk uygulamaları yapılan “yumurtalık ve rahim nakli” konuları da tartışıldı.

    Kongreye, yurt dışından 31, Türkiye’den 358 konuşmacı katıldı. Türkiye’den yaklaşık 2 bin 700 kadın ve doğum uzmanının katıldığı kongrede, hekimlere, 5 gün boyunca 11 kurs ile çeşitli konularda eğitimler verildi ve kursun ardından yeterlilik sınavı yapıldı. Sınavı geçen hekimlere 5 yıl süreyle geçerli olacak yeterlilik sertifikası verildi.

    Kongreyi değerlendiren TJOD 2. Başkanı Doç. Dr. Ali Baloğlu, “BOARD” adı verilen sınavın Türkiye’de bir ilk olduğunu belirterek, “Sınav, kadın doğum uzmanının, uzmanlık sonrası dönemde, kendi meslek örgütü tarafından mesleki bilgisinin yeterli olduğunu gösterecek. Bugüne kadar hekim uzmanlık aldıktan sonra hayatı boyunca bir daha yeterliliği ölçülmüyordu. Şimdi ise bu yeterlilik sınanacak” dedi.

    Sınav sonrası verilen sertifikanın şu an için yasal bir yaptırımı olmadığını anlatan Baloğlu, “ABD ve AB üyesi ülkelerde, bu tür belgeler, ilgili meslek örgütlerince yapılan sınavlarla veriliyor. Türkiye’de ilk defa böyle bir sınavı yaptık” diye konuştu.

    “YUMURTALIK VE RAHİM NAKİLLERİ” TARTIŞILDI
    TJOD Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş ise kongrede, dünyada ilk uygulamaları yapılan yumurtalık ve rahim nakli operasyonlarının Türkiye’de de ilk kez tartışıldığını söyledi.

    Rahim naklinin dünyada ilk kez 2000 yılında Suudi Arabistan’da yapıldığını ancak uygulamadan 60 gün sonra nakil yapılan kadının vücudunun rahmi reddettiğini anlatan Tıraş, son yıllarda İsveç’teki çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini bildirdi.

    Rahim nakli konusunda İsveç’teki çalışmaları yürüten Jinekolog Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mats Brannstorm da rahim nakli üzerine araştırmalara dünyada ilk kez 1998 yılında başlandığını belirterek, “Bu olay, ilk defa Avustralya’da ‘Angela’ isimli rahim ağzı kanseri nedeniyle ameliyat edilen ve rahmi alınan hastanın, rahim nakli isteği üzerine düşünülmeye başlandı” dedi.

    1999 yılında İsveç’te bu konuda çalışmalara başladığını anlatan Brannstorm, “İlk nakil 2000 yılında Suudi Arabistan’da, doğum sonrasında kanama ve yumurtalık kisti nedeniyle rahmi alınan 26 yaşındaki bir hastaya yapıldı ancak bir süre sonra dokunun uyum sağlamaması nedeniyle vücut, rahmi reddetti” bilgisini verdi.

    Brannstorm, nakillerin hayvanlar üzerinde denendiğini, 2003’te fareler üzerindeki nakillerde gebeliğin sağlandığını ifade ederek, maymunlar üzerinde de 10 deneme yapıldığını ancak henüz gebeliğin sağlanamadığını kaydetti. Brannstorm, 3-5 sene sonra, insanlarda da başarılı rahim nakillerinin yapılmasını beklediklerini söyledi.

    Rahmin diğer organlar gibi yaşlanmasının söz konusu olmadığına ve uygulanacak hormon tedavisi sonrasında nakillerin yapılabileceğine dikkati çeken Brannstorm, herhangi bir komplikasyon olmaması için 1 ya da 2 üremenin gerçekleşmesinin ardından rahmin, tekrar operasyonla alınması gerektiğini bildirdi.

    Brannstorm, rahim nakillerinin, doğuştan rahmi olmayan veya sonrasında kanser gibi çeşitli nedenlerle rahmini kaybeden kadınların çocuk sahibi olabilmelerinin önünü açtığını söyledi.

    “YUMURTALIK NAKLİ KARDEŞLER ARASINDA YAPILMALI”
    ABD’li bilim adamı Prof. Dr. Sherman Silber da birçok ülkede yumurta bağışı ile ilgili yasal problemler olduğunu, bu nedenle üreme sorunu yaşayan pek çok kadının bu tür uygulamalardan yararlanamadığını kaydetti.

    New York’ta taşıyıcı anneliğin yasal olmadığını ancak sperm ve yumurta bağışının serbest olduğunu belirten Silber, “ABD’de Müslümanlar, Ortodokslar ve Yahudiler yumurta bağışını kabul etmiyor ancak yumurtalık nakline sıcak bakıyorlar. Bunun gerekçesini de nakil sonrasında organı, kendi organıymış gibi hissetmelerine bağlıyorlar” dedi.

    Silber, yumurtalık ve rahim nakillerinin yaşamı kurtarmaya yönelik değil, yaşam kalitesini artırmaya ve üremeyi sağlamak için yapılan operasyonlar olduğunu söyledi.

    Dünyada ilk yumurtalık naklinin 2004 yılında ikiz kardeşler arasında yapıldığını anlatan Silber, “Doku uyuşmazlığının ortadan kaldırılması ve operasyon sonrasında vücut tarafından reddedilmesini önlemek için kardeşler arasında yapılması daha uygun” diye konuştu.

    Silber, yumurtalık nakli ile hastanın doğal yollarla hamile kalabileceğini, yumurta bağışında ise tüp bebek yönteminin uygulanabileceğini kaydederek, bugüne kadar yumurtalık nakli ile 8 sağlıklı gebeliğin olduğunu sözlerine ekledi.

    “BİR DAMLA KANLA RİSKLİ GEBELİK TESTİ MÜMKÜN”
    TJOD Saymanı ve Kadın Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cansun Demir de anamoli testi için anne karnından sıvı alınması (amniyosentez) işleminin, bir süre sonra geçmişte kalacağını söyledi.

    Günümüzde artık anneden alınan bir damla kanla, bebekte olabilecek genetik sorunların saptanmasının çok kolay olduğunu ifade eden Demir, “Anneden aldığımız kan örneği ile bebeğe ait hücreler elde ediliyor. Daha sonra bunlar çoğaltılarak, hücrelerde problem olup olmadığı inceleniyor. Bu yöntemle, DNA’lar bulunarak, bebeğin genetik yapısı saptanıyor” diye konuştu.

    Amniyosentez yönteminin birçok risk taşıdığını öne süren Demir, şunları kaydetti:
    “Amniyosentezde yüzde 0.5-1 düşük riski vardır. Son derece basit ve risksiz olan yeni yöntem sayesinde, gebeliğin 4. haftasından itibaren bebekte kaç tip kromozom problemi olduğu tespit edilebiliyor. 3’lü testte bile zaman zaman atlamalar yaşanabilirken, ultrasonda kromozom bozukluklarının ancak yüzde 60’ı tespit ediliyor ama kan testi yüzde yüz doğru sonuç veriyor” dedi.

    Demir, “10 yıldır bu konudaki çalışmaların deneysel yapıldığını, henüz rutin olarak insanlarda uygulanmadığını ancak çok kısa bir süre sonra yurt dışında rutine girmesinin beklendiğini” ifade etti. Demir, şu an İngiltere, ABD ve İtalya’da çalışmaların devam ettiğini, Türkiye’de de ilk kez Çukurova Üniversitesinde deneysel çalışmaların yapıldığını bildirdi.