Kırım kongo kanamalı ateşi

'Hastalıklar' forumunda HazaN tarafından 9 Kasım 2008 tarihinde açılan konu


  1. KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ (KKKA)

    Çağımızın korkulu rüyası, kırım kongo kanamalı ateşi hakkında tüm bilinmedikleri öğrenmek istediklerinizi bulabileceğiniz bir konuyla karşınızdayız.

    "Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, KKKA, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği, şiddetli seyir gösteren, öldürücü, kenelerle bulaşan zoonoz bir hastalıktır.

    Hastalık hayvanlarda, insanlara nazaran daha yaygın olarak görülmektedir. Ancak hastalık hayvanlarda, subklinik (asemptomatik) olarak seyretmekte insanlarda da klinik ve subklinik olarak, sporadik vakalar veya salgınlar şeklinde görülebilmektedir.

    Hastalık ilk defa 1944 yılında Kırım’da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo’da görülen hastalığın, 1969 yılında Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı olduğunun farkına varılmış ve hastalık bu tarihten itibaren bu günkü bilinen ismiyle anılmaya başlamıştır. Hastalık 2002 yılında ilk kez Tokat ilinde görülmüş olup izleyen yıllarda sporadik vakalar şeklinde görülmeye devam etmektedir.

    KKKA, insanlarda ateş ani başlayan baş ağrısı, kırıklık halsizlik ve belirgin iştahsızlıkla başlar; bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi şikayetler buna eşlik eder.

    Epidemiyoloji ve Bulaşma

    Hastalık, Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da endemik olarak seyreder. KKKA’nın son yıllarda Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Güney Afrika’da sporadik ve epidemiler şeklinde görüldüğü bildirilmektedir.

    Bir çok evcil ve yabani hayvan virüsle enfekte olmakta ve bu hayvanlarda hastalık hafif seyretmektedir. Bir çok kuş türü virüse karşı dirençli olmasına rağmen virüsün yayılmasında önemli rol oynar. Hayvanlarda hastalık enfekte kenelerin ısırması ile başlamaktadır.

    KKKA’nın bulaşmasında, Hyalomma soyuna ait keneler daha büyük rol oynar ancak 30 yakın kene türünün bu hastalığı bulaştırabileceği rapor edilmektedir. Virus kenelerde trassovarial ve transsstadial olarak varlığını idame ettirir. Keneler arasında veneral bulaşmanın olduğu da bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma soyuna ait keneler (nimpf), küçük omurgalılardan kan emerken virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder, erginliğe erişen keneler, insan veya hayvanlardan kan emerken virüsleri da bulaştırırlar.
    Küçük omurgalılar ve özellikle yerde beslenen kuşlar, keneleri enfekte eden en önemli konak grubunu oluşturmaktadır. Keneler, biyolojik evrimlerinin değişik safhalarında bu canlılardan kan emmektedir. Virüs, vektör kenelerin tüm formlarından izole edilmiştir. Ayrıca vektör kenelerin larval ve nimfal fazı, Avrupa ve Güney Afrika arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde gösterilmiştir. Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasında rol oynadığı da düşünülmektedir.

    Hyalomma soyuna ait keneler Türkiye’nin de içinde bulunduğu geniş bir coğrafik alana yerleşmişlerdir ve Türkiye, kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle birlikte kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.

    KKKA’da Risk Grubu
    - Tarım çalışanları
    - Hayvancılık yapanlar
    - Çiftlik çalışanları
    - Çobanlar
    - Mezbaha çalışanları
    - Kasaplar
    - Veteriner Hekimler
    - Endemik bölgelerde görev yapan sağlık personeli
    - Hasta hayvan ile teması olanlar
    - Askerler
    - Kamp yapanlar
    - Deri fabrikası çalışanları

    RİSK ALTINDADIR

    İnkübasyon süresi;
    Kene tarafından ısırılma ve virusun alınması arsında geçen süre genellikle 1-3 gündür ancak bu süre 9 güne kadar uzayabilmektedir. Enfekte kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu bulaşmalarda bu süre 5-6 güm olup 13 güne kadar uzayabilmektedir.

    Virüsün İnsanlara Geçişi;

    A- İnfekte kenelerin ısırması

    B- Viremik hayvanların kesilmesi sırasında hayvana ait kan ve dokularla temas

    C- İnfekte hastalardan (nozokomiyal)

    1-Sekresyonlarla direk temas

    2-İnfekte doku ve kan teması

    3-Laboratuvardan, olmaktadır

    KKHA mevsimsel özellik gösterir, vektör kenelerin hareketleri sıcak mevsimde artar. Türkiye’de Mayıs-Ekim arasında görülmektedir. Risk altında olan ve virüs izolasyonları yapılan ülkeler harita üzerinde gösterilmiştir.

    KKKA’da Tanı
    Tanı için biyogüvenlik açısından tam güvenli laboratuarlara ihtiyaç duyulmaktadır. Tanıda virüsün yada virüs RNA’sının kan ve doku örneklerinden izolasyonu, virüs antijeninin ve virüse karşı oluşmuş antikorların serolojik olarak tespiti esastır. Bu antikorlar en hızlı olarak ELISA ile saptanabilmektedir. Son zamanlarda, PCR gibi moleküler tanı yöntemleri de başarıyla uygulanmaktadır. Etlik Merkez Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü ve Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim dalı, konu ile ilgili olarak hastalığın görüldüğü illerde, hastalığın hayvanlardaki durumunu belirlemek ve kene türlerini tespit etmek amacıyla epidemiyolojik bir çalışma yürütmektedir. Bu amaçla kene ve hayvanlardan kan serum örnekleri toplanmakta, toplanan bu kan serum örnekleri Virolojik Teşhis laboratuarında ELISA teşhis metodu kullanılarak değerlendirilmektedir. Parazitoloji laboratuarınca da hastalığa neden olan kene türlerini ayırt edici çalışmalar yapılmaktadır.

    KKKA’da Korunma ve Kontrol;
    Bu hastalıktan korunmak amacıyla, hali hazırda insanlar ve hayvanlar için geliştirilmiş bir aşı yoktur. Bu nedenle hastalıkta korunma tedbirleri büyük önem arz eder.

    Özellikle hastalığın epidemik olarak görüldüğü yerlerde genel kene mücadelesinin etkin bir şekilde yapılması esastır. Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte oldukça da zordur. Mera ve mesken keneleri nesillerini devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek zorundadırlar, genel olarak da konakçı spesifitesi göstermezler. Bu nedenle öncelikle kenelerin aktif olduğu dönemlerde (Nisan-Ekim) konakçıların uzak tutulması sağlanmalıdır. Böyle yerlere girme zorunluluğu bulunan kişilere ise çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemesi lastik çizme kullanmaları veya pantolon paçalarını çorap içine alarak girmeleri tavsiye edilmektedir. Bu yerlerin piknik amaçlı olarak kullanılmasının yasaklanması da bir tedbir olarak düşünülmelidir. Kenelerin bu yerlerde yoğun olarak bulunduğunun bilinmesi durumunda, canlılara ve çevreye zarar vermeden insektisit uygulamalarına baş vurulabilir. Bu amaçla uçak, helikopter, püskürtme cihazı monte edilmiş araç veya sırtta taşınabilen pülverizatörler kullanılmalıdır.

    Gerek insanları gerekse hayvanları kene enfestasyonlarından korumak için, repellent olarak bilinen ve sıvı, losyon, krem, katı yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan, böcek kovucular kullanılabilir.

    İnsan ve hayvanların kenelerin olduğu yerlerde bulunması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise kesinlikle ezilmeden ve kenenin ağız kısmı koparılmadan (bir pensle sağa sola oynatılarak çivi çıkarır gibi) alınmalıdır.

    Hayvan sahipleri, hayvanlarını, hayvan barınaklarını kenelere karşı uygun akarisidlerle ilaçlamalı, hayvan barınaklarını kenelerin yaşamasına (ahırdaki çatlak ve yarıkların tamir edilmesi ve sık sık kireçle badana yapılması). imkan vermeyecek şekilde düzenlemelidir. Özellikle kırsal kesimde yaşayanlar başta olmak üzere, halkın hastalık hakkında bilgilenmesi ve bilinçlendirilmesi için eğitim ve yayım çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

    Hastalıktan korunmak ve hastalığı kontrol altına alabilmek için Sağlık Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı arasında koordineli çalışmalar yapılmalıdır."

    Dr. Arife ERTÜRK
    Uzman Veteriner Hekim
    Virolojik Teşhis Lab. Şefi​