Kelime-i Tevhid ve Sadakat

'Ayetler ve Hadisler' forumunda Semerkand tarafından 6 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Kelime-i Tevhide Sadakat
    - Allah ın Rahmetinin Genişliği
    Kelime-i tevhid İbn Ebü’d-Dünyâ, Enes'ten (r.a) merfû olarak şöyle rivayet eder:

    422- لاَ تَزَالُ لاَ إِلۤهَ إِلاَّ اللهُ تَمْنَعُ الْعِبَادَ مِنْ سَخَطِ اللهِ مَا لَمْ يُؤْثِرُوا دُنْيَاهُمْ عَلَى صَفْقَةِ دِينِهِمْ، فَإِذَا آثَرُوا صَفْقَةَ دُنْيَاهُمْ عَلَى دِينِهِمْ ثُمَّ قَالُوا لاَ إِلۤهَ إِلاَّ اللهُ رَدَّهَا اللهُ عَلَيْهِمْ وَقَالَ اللهُ: كَذَبْتُمْ!
    "İnsanlar dünyalık ticareti dinlerine tercih etmedikleri sürece, ‘lâ ilâhe illallah' sözü onları Allah'ın öfkesinden korumaya devam eder. Dünyalık ticareti dinlerine tercih ettikleri zaman ‘lâ ilâhe illallah’ sözünü söylediklerinde, Cenâb-ı Hak onlar için, ‘Yalan söylüyorsunuz’ buyurur."[1] /526/

    Böylece Peygamber Efendimiz'in şu sözünün anlamı anlaşılmış oldu:

    "Kim kalbinden sıdk ile lâ ilâhe illallah derse, Allah o kişiyi cehenneme haram kılar."

    Buna göre bu sözü söyleyenlerden cehenneme girenler, bu sözlerindeki sadakatin azlığından girerler. Çünkü bu söze samimi bir kalple sadık kalındığı zaman, kalpten Allah'ın dışındakileri temizler.

    Lâ ilâhe illallah sözüne sadakat gösteren kişi O'ndan başkasını sevmez, sadece O'na umut bağlar, Allah'tan başka hiç kimseden korkmaz, yalnızca Allah'a güvenir ve dayanır. Bu kişinin nefsinden ve arzularından geriye bir eser kalmaz. Eğer kalpte Allah'ın dışındakilerden bir iz kalmış ise, bunun sebebi bu sözündeki sadakatinin azlığıdır.

    Cehennem ateşi tevhid ehlinin imanının nuru ile söner. Tıpkı şu meşhur hadis-i şerifte belirtildiği gibi:

    423- تَقُولُ النَّارُ لِلْمُؤْمِنِ: جُزْ يَا مُؤْمِنُ، فَقَدْ أَطْفَأَ نُورُكَ لَهَبِي!
    "Cehennem mümine şöyle seslenir: Çabuk geç ey mümin, nurun alevimi söndürecek."[2]

    İmam Ahmed Müsned'inde Câbir'den (r.a) Resûlullah'ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder:

    424- لاَ يَبْقَى بَرٌّ وَلاَ فَاجِرٌ إِلاَّ دَخَلَهَا فَتَكُونُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ بَرْدًا وَسَلاَمًا كَمَا كَانَتْ عَلَى إِبْرَاهِيمَ حَتَّي أَنَّ لِلنَّارِ ضَجِيجًا مِنْ بَرْدِهِمْ.
    "İyi olsun günahkâr olsun herkes oraya (cehenneme) girecektir. Orası müminler için tıpkı İbrahim'e (a.s) olduğu gibi serin ve esenlik olur. Hatta onların serinliğinden dolayı cehennem rahatsız olup inler."[3] /527/

    Bu özellik, müminlerin Hz. İbrahim'den (a.s) miras yoluyla aldıkları bir haldir. Müminlerin kalplerinde bulunan muhabbet ateşinden cehennem ateşi korkuya kapılmaktadır.

    Cüneyd-i Bağdâdî (rh.a) şöyle der: “Cehennem ateşi der ki:

    ‘Yâ Rabbi, şayet sana itaat etmemiş olsaydım, bana benden daha şiddetli bir şeyle azap eder miydin?’ Cenâb-ı Hak da (c.c) şöyle buyurur:

    ‘Evet, sana en büyük ateşimi musallat ederdim.’ Cehennem,

    ‘Benden daha büyük ve daha şiddetli bir ateş var mı ki?’ diye sorunca, şöyle buyurur:

    Evet var, o ateş müminlerden velî kullarımın kalplerine yerleştirmiş olduğum muhabbetimin ateşidir.”

    Bu mânada şairlerden biri şöyle der:

    Sevenlerin kalbindeki muhabbet ateşi,
    Serinliktir ona göre en şiddetli cehennem ateşi.

    Hz. Muâz'ın (r.a) Resûlullah'tan (s.a.v) rivayet ettiği şu hadis-i şerif bu mânaya delâlet eder:

    425- مَنْ كَانَ آخِرُ كَلاَمِهِ لاَ إِلۤهَ إِلاَّ اللهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ.
    "Sön sözü ‘lâ ilâhe illallah’ olan kişi cennete girer."[4]

    Ölmek üzere olan bir kişinin kelime-i tevhidi ihlâs ile, geçmiş günlerine tövbe, pişmanlık ve bir daha kötülük işlememeye kesin kararlılıkla söylemesi neredeyse kesin gibidir. Hattâbî, tevhid konusunda müstakil olarak telif ettiği esirinde bu görüşü tercih etmiştir. Bu da güzel bir izah tarzıdır.


    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Bezzâr, el-Müsned, nr. 3619; Ebû Ya‘lâ, el-Müsned, nr. 4034; Heysemî, ez-Zevâid, nr. 12186, 12187, 12188.

    [2] Ebû Nuaym, Hilye, 9/329; Taberânî, el-Kebîr, 22/258; Heysemî, ez-Zevâid, nr. 18446.

    [3] Ahmed, el-Müsned, 3/328-329; Hâkim, el-Müstedrek, 4/587; İbn Kesîr, Tefsîru Kur’âni'l-Azîm, 5/247; Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 5/535.

    [4] Ebû Davud, Cenâiz, 20 (nr. 3116); Ahmed, el-Müsned, 5/233, 247; Hâkim, el-Müstedrek, 1/351