Kazan Hanlığı nerede kuruldu

'Ders notları' forumunda Büsra tarafından 19 Şubat 2010 tarihinde açılan konu


  1. Kazan Hanlığı Nerede Kuruldu
    Altın Ordu Hanlarından Canıbek'in 1357'de ölümünden sonra ortaya çıkan taht kavgaları ve Aksak Timur ile Toktamış arasında 1391 ve 1395'lerde cereyan eden savaşlar neticesinde zayıf düşen Kıpçak ilinde, "Kazan Hanlığı", "Astrahan Hanlığı", "Kırım Hanlığı", "Sibir Hanlığı" gibi küçük Türk devletleri meydana geldi ve büyük Altın Ordu devleti fiilen sona ermiş oldu.

    Uluğ Muhammed Han
    Kazan Hanlığı, eski Altın Ordu hükümdarlarından Uluğ Muhammed Han tarafından, İdil (Volga) veya Kama Bulgarları ülkesinde 1437'de kurulmuştur. Uluğ Muhammed Han 1419-1424 ve 1427-1436 yıllarında Altın Ordu hükümdarı olarak Saray'da bulundu, fakat tahtını Küçük Muhammed'e kaptırarak Kırım'a gitti, orada da tutunamayınca Bulgar ülkesine gelerek Kazan Hanlığı'nı kurdu (437-1445). Bu devletin esas kısmı, bugünkü Tataristan - Başkurdistan ve Çuvaşistan Cumhuriyetleri ile Vot (Udmurt), Mari (Çirmiş) muhtar ülkeleri üzerinde kurulmuştu. Kazan Hanlığı'nın güneyinde Astrahan Hanlığı, kuzeyinde Fin kavimlerinin oturduğu ülkeler, doğusunda ve güneydoğusunda Nogay Hanlığı, kuzeydoğusunda Sibir Hanlığı, batısında Moskova Beyliği, güneybatısında Kırım Hanlığı bulunuyordu. Ahalisinin esas kısmını, başta Bulgarlar olmak üzere eskiden beri yerleşik hayat süren Türk kavimleri ile doğudan zaman zaman buraya göç eden Kıpçak, Uz, Peçenek gibi Türk boyları ve İslav kavimlerinin yayılmasına karşı onlarla kader birliği yapmış olan çeşitli Fin boyları teşkil ediyordu.
    1437'de Kazan Hanlığı'nı kuran Muhammed, kendisini hâlâ Altın Ordu'nun hükümdarı sayıyor ve parçalanan ülkeyi tekrar kuvvetli bir merkez etrafında birleştirmek gayesiyle hareket ediyordu. İlk adım olarak 1439'da büyük bir ordu ile Moskova kapılarına kadar dayandı, 1444'de tekrar harekete geçerek, 7 Haziran 1445'de Suzdal civarında meydana gelen meydan muharebesinde büyük bir zafer kazandı. Esir edilen Vasiliy, bütün şartları kabul ederek serbest bırakıldı. Böylece eskiden Altın Ordu'ya tabi olan Moskova, şimdi de aynı mükellefiyetleri Kazan'a karşı ifa edecekti.
    Moskova'nın durumunu ve tazminat işlerini kontrol için Vasiliy ile birlikte 500 Kazanlı memurun Moskova'ya gönderilerek türlü vazifelere tâyin edildiği rivayet edilmektedir. Anlaşmanın en mühim maddesi olarak, Moskova nüfuzu altında bulunan Oka nehri üzerindeki "Hankirman" şehri merkez olmak üzere, Uluğ Muhammed Han'ın oğlu Kasım'ın idaresinde bir beyliğin kurulduğunu görüyoruz. Tarihte "Kasım Hanlığı" (1445-1681) adı ile tanınan bu teşkilâtın meydana getirilişinden maksat, Moskova'yı kolayca kontrol etmek ve gerektiğinde derhal müdahale için kuvvet bulundurmaktı. Plânın birinci kademesini mükemmel bir şekilde başaran Uluğ Muhammed Han'ın son seferinden dönüşünde(1445) âniden ölmesi üzerine Altın Ordu'nun diğer bölgelerini birleştirme tasavvuru gerçekleşmemiştir. Ondan sonra tahta geçen Mahmûd (1445-1462) ve Halil (1462-1467) zamanında Moskova ve diğer komşularla münasebetin, normal şartlar altında devam ettiği anlaşılıyor.
    Kırım, Astrahan, Sibir, Nogay gibi komşu Türk hanlıkları ile münasebetler dostane idi, o derecede ki, Kazan hanlarından bazılarının, bu komşu sulâlelerden olduğu görülmüştür. Bilhassa Kırım ile devam eden sıkı münasebet, Kazan'ın Moskova Rusyası ile mücadelesinde, her zaman müspet yolda büyük önem taşımıştır. İleri görüşlü Uluğ Muhammed Han'ın bununla da yetinmeyerek, Osmanlı Devleti ile de sağlam ve devamlı münasebetler kurmak istediği, II. Murad ve Fatih Sultan Mehmed'e yazmış olduğu mektuplardan açıkça belli olmaktır.
    Ancak, Uluğ Muhammed Han'dan sonra gelen hükümdarların, onun mücadeleci ve savaşçı ruhunu yeteri derecede kavrayamadıkları ve devam ettiremedikleri görülmüştür. Halbuki, daimî savaş ve genişleme esasına göre hareket eden komşu Moskova devletine karşı varlığını koruyabilmek için, Kazan Hanlığı'nın da askerî, idarî ve iktisadî siyasetini buna göre ayarlaması gerekiyordu. Fakat bu yapılamamış ve neticede devlet, iç mücadelelerin ve taht kavgalarının da tesiriyle gittikçe zayıflamaya yüz tutmuştur. 115 yıl süren Kazan devletinde 19 defa han değişmiş 15 han tahta çıkmış, bunlardan bazıları ikişer, hatta üçer defa idare başında bulunmuşlardır. Halbuki aynı devirde Moskova'da ancak 4 defa hükümdarlık değişikliği olmuştur.
    Yerli aristokrasî sınıfının iki gruba ayrılarak devlet işine karışması ve bilhassa son devirlerde amansız mücadeleye tutuşması da devletin felâketini hızlandıran sebeplerden biri olmuştur. Altın Ordu ve Kazan Hanlığı'nın ilk devirlerinde Moskova'da cereyan eden taht kavgalarında hanlar söz sahibi olurken, Hanlık zayıfladıkça Moskova'nın nüfuzu artmış, şimdi Kazan'da cereyan eden iç kavgalara Ruslar müdahale etmeye başlamıştır.

    Uluğ Muhammed'den Sonraki Dönem
    Uluğ Muhammed'den sonra yerine büyük oğlu Mahmud Han geçti ve 1445'ten 1462'ye kadar hüküm sürdü. 1462'de ölünce yerine geçen oğlu Halil Han da 1467'ye kadar hanlığı idare etti. Bu iki han zamanında Altın Ordu birliği kurulamadı ama ülkede huzurlu bir dönem yaşandı. Halil Han 1467'de öldü. Yerine geçecek erkek çocuğu yoktu ve taht kavgaları başladı. Beğlerin değişik isimleri han adayı göstermeleri bölünmelere, sebep oldu. Bu da Rusların isyan etmelerine, bunu fırsat saymalarına yol açtı. Rus çarı, adaylardan Kasım Han'ı tercih etti ve onu Kazan üzerine yaptığı seferde destekledi. Türk beğlerinin büyük çoğunluğu İbrahim Han'ı destekledikleri için Kazan tahtına onu çıkarmışlardı. İbrahim Han, başkaldıran ve Kasım Han'ı destekleyen Rusların üzerine yürüdü, onları yendi. Fakat barış ancak sekiz yıl sürdü. Ruslar ard arda mağlup edilmelerine rağmen tekrar tekrar ayaklanıyorlar ve saldırıyorlardı. İbrahim Han 1479'da öldü ve yerine oğlu Ali Han geçti.

    Muhammed Emin
    Kazan tahtına Muhammed Emin'in ikinci defa çıkmış olması ile (1487-1495) Kazan'ın eski şanlı devri sona ermiş sayılır. "Bulgar Beyi" lâkabını da kullanan Moskova hükümdarı III. İvan, artık Kazan'ın tâbiliğinden çıkmıştır. Görünüşe göre, her iki devlet de eşit sayılmakla beraber, Moskova gittikçe baskısını arttırarak Kazan'a karşı tâbi bir devlet muamelesi yapmak istemiştir.
    Bununla beraber, çok defa Kırım ile birlikte hareket eden Kazanlılar, XIV. yy.'ın ilk yarısında da birkaç defa Moskova'ya karşı zafer kazanarak üstün duruma gelebilmişlerdir. Fakat, Moskova'nın genişleme, yayılma ve ilhak esasına göre kurulan siyaseti karşısında sulh içinde yaşamayı tercih eden ve toprak ilhakı düşünmeyen Kazan Devleti, iç mücadelelerle de sarsılınca gittikçe zayıflamış ve Ruslar'ın müdahalesi de o nispette artmıştır.

    Ruslar ile Mücadele
    Kazan'da iktidarı elinde bulunduran zümre, barışın korunması için Han seçiminde Moskova'nın arzusuna boyun eğmek, topraktan fedakârlık etmek ve hattâ çocuk yaşta han ilân edilen Ötemiş (1548-1551) ile annesi Süyüm Bike'yi Moskova'ya teslim etmek gibi ağır şartlara katlanmışsa da, bu tâvizler barışın korunmasına yardım etmemiş, Moskova Rusya'sına karşı ancak kuvvete, mücadeleye ve savaşa dayanan bir siyasetle "barış içinde beraber yaşama"nın mümkün olabileceği ise çok geç anlaşılmıştır. Bu şekilde kuvvet ve mücadele taraftarı zümrenin tekrar iktidara gelmesiyle, bir an için bütün iç kavgalar durmuş ve mücadele fikri halkın bütün tabakalarını birleştirmişti. Kazan hükümeti ilk iş olarak hükümdarlık işini halletmekle uğraştı ve 1552'da Astrahan Hanı Kasım'ın oğlu Yâdigâr'ı Kazan tahtına davet etti. Yâdigâr'ın Kazan'a gelmesiyle halkın kendisine olan güveni arttı. Kazan'ın dağ tarafı Ruslar'a karşı ayaklandı ve tekrar merkez ile birleşti. Ruslar arasında panik başladı.
    Moskova'ya karşı sefer açan Kırım orduları da Tula'ya kadar ilerledi. Bu hareketler, Moskova'nın Kazan'a karşı katî sefer açmasına sebep teşkil etti. Ruslar 150.000 asker, 150 top ve İngiliz mühendisi Butler'in kumandasındaki istihkâm kıtası ile Kazan'ı muhasara ettiler. Kuvvet farkı çok büyük olup, Kazan'ın içinde ancak 33.000 kadar askerle, dışında bulunan 15.000 atlıdan ibaretti. Komşu Türk ülkelerinden ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan yardım ve müdahale teşebbüsleri neticesiz kaldı. Rus ordusu 20 Ağustos 1552'de Kazan'a ulaşarak 23 Ağustosta şehri her taraftan kuşattı. 15.000 kişilik süvari kuvveti, Ruslar'ı arkadan saldırarak boyuna hırpalandığından muhasaradan bir netice alınamayınca, Moskova ordusu önce bu dış kuvveti bertaraf etmeye çalıştı. Kazanlılar'ın yer altından yaptıkları su yolu lâğımlanarak havaya uçuruldu. 30 Eylül günü surların bir kısmı havaya uçurulunca umumî hücum teşebbüsünde bulunulmuşsa da Ruslar geri püskürtülmüştür.

    Kazan Hanlığı'nın Sonu
    Ancak 15 Ekim 1552 günü 30 fıçı barut ateşlenince surların bir kısmı yıkılmış ve Moskova ordusu kitle halinde içeri saldırmıştır. Savaşa savaşa takatten düşen Kazanlılar iç şehre çekildiler. Sokaklarda müthiş bir boğazlaşma başladı. Kul-Şerif Molla etrafında toplanan Kazan ruhanileri, hafızlar, danişmendler, Kul-Şerif Camii civarında yalın kılıç Ruslar'ın üzerine saldırdılar ve hepsi de dövüşe dövüşe şehid oldular. Yâdigâr Han, etrafında birkaç kişi ile esir düştü. Kazanlılar bir tek kişi kalıncaya kadar çarpıştılar. Şehir ele geçirilince Rus tarihinin en karanlık sayfalarını teşkil eden korkunç bir katliâm başlamış, erkeklerden kimse sağ bırakılmamış, kadınlar ve çocuklar da öldürülmüş, ancak küçük bir grup savaşçı şehirden çıkarak, mücadeleyi devam ettirmek üzere ormanlara sığınmış, bir kısım ahali de esir edilmiştir. Kazan'ın bütün serveti yağma edilmiş, camiler, mescitler, evler yıkılıp yakılmıştır. Bu suretle, 1437'de Uluğ Muhammed Han tarafından kurulmuş olan "Kazan Hanlığı" 115 yıl yaşamış ve 15 Ekim 1552'de Moskova Çarı IV. İvan tarafından buna nihayet verilmiştir. Kazanlılar'ın, Kazan'ın müdafaasında gösterdikleri kahramanlık, Türk tarihinin en şanlı sayfalarından birini teşkil ederken, Ruslar'ın Kazan'da işledikleri cinayetler, Rus tarihinin en çirkin sayfalarını aksettirir. Nitekim, Kazan'ın zaptından sonra diğer Türk ülkelerine karşı girişilen istilâlarda da, Moskova çarlığı aynı metodla hareket etmiştir.
    Kazan şehrinin düşmesiyle savaş durmamış, Tatar, Çuvaş, Çirmiş v.b. boylar kaleler inşa ederek teşkilâtlı mukavemette bulunmuşlardır. Sarı-Batır, Mamış-Birdi, Ahmed-Batır ve Zeyn-Seyyid gibi şahıslar, bu mücadelenin önderi olarak şöhret kazandılar. Mamış-Birdi, Kazan şehrinin 45 km. kuzeyindeki Çalım kalesini merkez yaparak eski Kazan melikesi Süyüm-Bike'nin kardeşi Ali Ekrem'i han ilân etti, 1552-1556 yıllarında da Kazan ile Kama arasında halkın isyanı ile karşılaşıldı. Moskova çarlığı bu hareketleri tedricen bastırarak ancak 1556-60'a vaziyete hâkim olabildi ve Kazan Hanlığı ülkesinde kendi menfaatına uygun bir nizam kurdu.

    Etnik Yapı
    Kazan Hanlığı ahalisinin esas unsurunu, eski Bulgar, Kıpçak, Uz v.b. boyların karışmasından meydana gelen "Kazan Türkleri" (veya Tatarları) teşkil ediyor, bundan başka ülkede, Başkırt, Çuvaş gibi Türk asıllı boylarla, Çirmiş, Ar ve Mokşı gibi Fin-Ugor asıllı boylar da bulunuyordu. Kendilerine "Bulgarlı", "Kazanlı" veya "Müslüman" diyen bu ülkenin Türk asıllı ahalisi için "Tatar" adının ne zamandan itibaren kullanılmağa başladığı açık olarak bilinmiyor. Bazı tarihçiler "Tatar" sözünün bu ülkede Cengiz istilâsından sonra Ruslar'ın tesiriyle yerleştiğini söylemekte iseler de diğer bazıları, Orhon yazıtlarında da zikredilen bu "Tatar" adının bir Türk boyunu ifade ettiğini ve Kaşgarlı Mahmûd'un 1072-74 tarihli haritasına dayanarak, "Tatar" adını taşıyan Türk boyunun Moğol istilâsından önce de bu civarda mevcut olduğunu iddia etmişlerdir. Şamanizm dinine mensup Çuvaşlar'la Fin kavimleri, Kazan Hanlığı'na vergi ödeyerek tam bir özgürlük içinde yaşamakta idiler. Hanlığın devamı müddetince bunların idareye karşı isyan etmeyişleri, aksine Moskova'ya karşı her türlü mukavemet hareketine katılmış olmaları, Kazanlılar'la bu "azınlıklar" arasında tam bir anlaşmanın hüküm sürdüğünü göstermektedir.

    İktisadi Yapı
    Orta İdil boyunda ve Ural dağlarının güneyinde yerleşen Türk kavimlerinin Bulgar devresinden beri ekin ektikleri ve ziraat bakımından üstün seviyede bulundukları, arkeolojik araştırmalar neticesinde ortaya çıkarılan malzeme ile de ispatlanmaktadır. Aynı şekilde, Kazan Hanlığı ahalisinin de büyük bir kısmı ziraatla meşgul olmakta idi. İri baş hayvan yetiştirmenin tabiî bir neticesi olarak dericilik sanayii çok gelişmişti.
    İdil, Kama, Noktrat (Viyatka) ve diğer nehirlerde çok miktarda bulunması dolayısiyle balıkçılık da gelişmiş, bilhassa tuzlu balık ihraç maddeleri arasında mühim yer almıştır. Ülkenin ormanlarında gelişmiş olan diğer mühim gıda sanayii de arıcılık dolayısiyle bal ve balmumu ile ilgili hususlardı. Yerli tüccarların köy köy dolaşarak kürk ve bal topladıkları ve Kazan panayırında bu maddelerin mühim yer tuttuğu bilinmektedir.

    Kazan Hanlığı'nın Düşmesinin Olumsuz Sonuçları
    Kazan Hanlığı'nın düşmesi, Türk ülkeleri tarihi bakımından bir dönüm noktası teşkil eder: bu hâdiseden sonra İdil (Volga) nehri Ruslar'ın eline geçmiş, o zamana kadar 1000 yıl müddetle bir "Türk nehri" sayılan İdil, bundan sonra bir "Rus nehri" olmuş ve Rusya'nın ekonomisi için can damarı vazifesini görmeğe başlamıştır. Ruslar İdil boyunca güneye inerek 1556'da Astrahan'ı (Ejderhan, Astrahan) zaptettiler ve Hazar'a ulaştılar, sonra burada da durmayarak Kuzey Kafkasya'ya indiler. Böylece Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında ilk temaslar meydana geldi ve gerginlik başladı. Nogaylar'dan ve Türkistan'dan gelen ikazlar üzerine Osmanlı Devleti, Kazan ve Astrahan hanlıklarını tekrar canlandırmak arzusu ile harekete geçti. II. Sultan Selim tarafından IV. İvan'a yazılan tehdit dolu mektuplardan sonra 1569'da Astrahan'ı kuşatma maksadiyle bir sefer tertip edildi ise de bunun arkası gelmedi. 1571'de meydana gelen İnebahtı yenilgisi ve 1571'de tertiplenen Kıbrıs seferi dolayısiyle Osmanlı Devletinin dikkati başka tarafa çekilmiş oldu ve bu hadiseler bir müddet için Rus tehlikesini unutturdu. Dışarıdan yardım görmedikleri için zaman zaman meydana gelen iç isyanlardan da bir netice alamayan Kazanlılar böylece kendi kaderlerine terkedilmiş oldular.