Kalp Mühürlenmesi

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 7 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Kalp Mühürlenmesi
    kalp kararması
    Günahlar Kalbimizdeki mührü fark edemeyecek denli kalbi mühürlü olanlarımız! Nedir bu mührün sırrı? Kalbimiz neden mühürlü? Kim çözer kalbimizin mührünü? Ne çözer? Neden çözülmüyor?


    Kalbi mühürlü insan; kalbinin; kalple simgelenen algılama, anlama, sezme, duyma, duygulanma, düşünme gücünü, olanaklarını fark edemeyen, fark etse de kullanmayı bilmeyen, istemeyen, küçümseyen insandır. Daralmış kalbinin verdikleriyle yetinir, onun ötelerine gitmekten korkar. Daralmış kalbini, yetkin kalp sanıp, herkesin kalbinin kendi kalbi gibi olmasını ister (Kimbilir, belki bu yazıda ben de böyle biriyim. Benden ya da yazılarımdan rahatsız olan, kalplerine mühür değmemiş engin gönüllü dostlarıma duyururum).

    Elbette kalbi “kardio-vaskular” sistemin dışında anlayamayan; metaforların, simgelerin dünyasına kör; beyinleri modern dünyanın sunduğu yaşam biçimleriyle haşlanmış; kalpleriyle mühürleri açısından ilgilenmeyen insanlara sözlerimiz ulaşamaz. Kalbini ve mührünü sorgulama isteği olana, gücü olanadır sesimiz.

    Kalbiyle ilgili sorunlarıyla nasıl baş ediyor çağımız insanı? Doktorlar, kalple ilgilenen bilim dallarında uzman olan danışmanlar, şeyhler, din adamları, dostlar, komşular... Güzin Ablalar, bizi “dertlerimizden uzaklaştıran’’ eğlence biçimleri, eğlence “programları” (radyo, televizyon, renkli basın...), “kalbinin götürdüğü yere git”, “yedikçe zayıfla” kitapları, simya ve her türlü gizem baharatıyla yoğrulmuş ilmihâller; diskli, disketli kalp yağıyla çifte kavrulmuş müzikler, musıkîler... Bunca gürültü arasında, yaşadığım düzenin, kendi güçsüzlüğümün, ufuk darlığımın cenderesiyle kalbimin sesini duyamıyorum. Duyduğum, “Türkiye nasıl kalkınır?”, “Enflasyon nasıl düşürülür?”, “Cumhuriyetin getirdikleri” tartışmaları; kalbimi saygısızca elleyen eğitimcilerin, sığlıklarını, mühürleriyle ilgili gafletlerini bir türlü hazmedemediğim (kendimi de katarak söylüyorum!) üniversite hocalarının yerli yersiz makalelerinin, tuğla kalınlığında kitaplarının, kibirlerinden yükselen soğuklukta kalplerinde katılaşan mührün çıkardığı bıkkınlık verici ses...

    Kalbimizdeki mühür gaflet mührü; kalbimizden kaynaklanan, kalbimizin gerçek dünyayla ilgisini kavrayamayışının mührü. Kalbimizin mührü, mührü fark etsek de birşey yapamayışımızın mührü. Kalbimizin mührü, mührü küçük görmenin mührü.

    “İnsan içinde bulunduğu doğal, kültürel, toplumsal, siyasal, ekonomik koşullarda böyle yaşıyor; bunun kalp mühürlenmesiyle ne ilgisi var?” diyebilirsiniz. İnsanın içinde bulunduğu koşullardaki durumunu olağan karşılamak doğru mu? Zulme, haksızlığa, sömürüye isyan ediyoruz da kalpsizliğe, duygu körlüğüne, sığlığa, ufuk darlığına neden isyan etmiyoruz?

    MÜHÜR NASIL ÇÖZÜLÜR?

    Kalbimizin mührünü açabilecek güçlerin başında, durumu fark edebilme gücümüz geliyor. Çözüm, bireysel, toplumsal, siyasal, ekonomik vb. boyutları olan, insan olma çabasının bir parçasını oluşturuyor. Bu yazıda; bazı önemsenmeyen, unutulmuş ya da yeterince üzerinde durulmayan noktalarda mühür açılmasını tartışmayı düşünüyorum.

    Kalbe mühür vuran güçleri tanıyalım. Bunlar bizim insan olabilme olanağımızı kısıtlayan, engelleyen etkenlerdir. Kendimizi tanımayı, olanaklarımızı görmeyi durduran, duraksatan, geciktiren; bizi bu yaşadığımız, yaşamak zorunda bırakıldığımız çirkin dünyaya mahkûm eden kuvvetler. Bu, mühür vurucu etkenleri nerelerde arayalım?

    Önce iç dünyamızda. Mühür onun kapılarına vurulmuş çünkü. Nasıl mı vurulmuş? Orası kamusal alanın egemenliği altına alınmış. Toplumları yönetenler iç dünyaları yönetmeye kalkmışlar (Foucault’nun “ben yapımı” dediği!). Sanatın çözmeye çalıştığı mührü, zaman zaman yine sanat vurmuş. Din, mührü açmak istemiş, dindarların cahilleri yine mührü basmışlar. Bilim mührü görmüş, farklı anlamış. Felsefe, zaman zaman üstüne gitmiş, “tinselliği” orada görmüş, abartmış, soyutlamış, kavram malzemesi yapmış. İç yaşantıyı yeterince sorgulayamamış; mistik eğilimler yollarını yitirmişler, iç dünyanın dehlizlerinde.

    İç dünyayı tanımada insan yetersiz kalmış. Dışı tanıdığı kadar, tanıyamıyor içini, iç âlem kâşiflerini bekliyor.

    “Hâne hayatı” da dediğimiz, “mahremiyet”, özel yaşam, kamusal yaşamla bağlantısını sağlıklı biçimde kuramamış. Kadınlar, çocuklar, köleler özel yaşama tıkılmış. Dostluklar, sevgiler, dayanışma, aile ilişkileri, kamusal düzen içinde çarpıtılmış, sömürülmüş.

    Mührü, bilinçdışı güçlerin fark edilmemesi vurmuş, üçüncü bir etken olarak. Aklın uçsuz bucaksız, sınırsız olacağını sanma ya da aklı belli sınırlara tutsak etme, ahlâk ya da bilimin olanaklarını görmemizi engellemiş. Aklı küçümseme, akıldışı güçleri abartma da benzeri olumsuz etkiyi yaratmış.

    İnsan, bilgisinin hep “açık”, hep fark edilir olduğunu sanmış. Bilip de dile getiremediğimiz, bilincimizi yönelttiğimizde yitirdiğimiz bilgiler (“örtük bilgi”, “tacit knowledge” diyordu buna M. Polanyi! Bisiklete binme, piyano çalma gibi) alanını, örtük olmayan bilgiler alanıyla yeterince ilişkiye sokamıyoruz. Mührün vuruluş nedenlerinden dördüncüsü de bu.

    Kalbimizin mührünü “öteki” insanlarla yaşarken anlarız, “öteki”, “diğeri” değildir; “öbürü”, değildir. Türkçe’de, öteki, ötedeki ile ilgili olduğu için kullanmayı yeğlediğim bir sözcük. “Başka”, “diğer”, “öbürü” sözleri öte’yi gösteremiyor. (“Öteki” bazı aklı evvel dostların sandığı gibi “bu değil de öteki”, “bunun yanındaki öteki”, “bunun yerine geçen öteki” deyişlerindeki ötekiyle ilgili değil). Öteki, bize canımız kadar yakın olabildiği gibi yıldızlar kadar da uzaktır. Ötekini, ötekiyle, ötekinde yaşamayı yazık ki beceremiyoruz. Kalbimizin mührü tek başına kalkmaz. Kalbimiz yalnız bizim değil. Ötekiler de var. İnsan var. Evren var orada. Âlem var. Mühür engelliyor.

    Zamanı yaşamayı bilemiyoruz; bu, bir diğer mühür vurma nedeni. Geçmişe takılanlarımız, geleceğe yamananlarımız, şimdide yitenlerimiz. “Günü yakala” deniyor. “Zaman mühendisliği” deniyor. “Vakit nakittir” deniyor. Mührü vuran ellerden biri, zamanı yaşama beceriksizliği.

    Daha var mı? Var. Bedenimizle olan iletişim. Bedenimizin sağlığı, bakımı, içimizdeki doğayla muhabbet. Kendimizdeki doğayla. Kalp açıklığına beden engeli giriyor.

    Kalp mühründe, duygu dünyamızın (buna kimi zaman Eski Yunanca karşılıklarıyla psükhe, kimi zaman thumos dedim yazılarımda) yaşanamayışı, düşünce dünyamızın (noetik dünyanın, noosferin) sorunlarla dolu, başarısız, beceriksiz yaşantıları; doğal, toplumsal, ekonomik anlamıyla çevremizle olan sorunlarımız (oiketik dünyamız ya da dünyamızın oiketik boyutu!) mühür vurucularımızı, kalp engelleyicilerimizi oluşturuyor. Özetlersek, on noktada, on ayrı el ya da aynı elin on parmağı vuruyor mührü. İç dünyamız, özel yaşamımız, bilinç dışımızla ilişkimiz, örtük bilgilerimizi fark edemeyişimiz, ötekiyle yaşayamamamız, zamanı yaşayamamamız, bedenimizden, duygularımızdan, aklımızdan, çevremizden gelen engeller...

    “İnsan, kalbi mühürlü varlıktır” derseniz, mührü doğal sayarsanız, bu yazıma da, kalbinize vurduğunuz mührü vurmuş olursunuz. Hayırlı olsun!




    Ahmet İNAM

    mostar dergisi