Kaldırımlar şiiri hakkında bilgi

'Soru Cevap' forumunda Masal tarafından 25 Eylül 2012 tarihinde açılan konu


  1. Kaldırımlar şiiri kime ait

    Kaldırımlar şiiri Necip Fazıl Kısakürek'e aittir.
    Necip Fazıl'ın 1928'de 23 yaşında iken yayınlanan, kendi ifadesi ile Paris'te yazdı ise 20 yaşlarında kaleme aldığı Kaldırımlar, onu bir anda denilebilecek bir süratle, şöhretin zirvesine çıkarır ve uzun yıllar "Kaldırımlar Şairi" olarak bu şöhretinin devamına vesile olur.
    Üç ayrı şiirden meydana gelen ve Kaldırımlar I, II, III olarak bilinen bu şiirlerin ilk çıkışı 1928 Nisan'ında ve devrin kaliteli bir sanat ve fikir dergisi olan Hayat mecmuasında olur. Aynı senenin Haziran'ında Kaldırımlar II adıyla, fakat şimdi Kaldırımlar III olarak bilinen şiir, yine aynı senenin Eylül'ünde Kaldırımlar III adıyla, şimdi Kaldırımlar II olarak bilinen şiir neşredilir. Poetik gelişme ve değişmelerini inceleyeceğimiz şiir, bunlardan ilkidir.
    Kaldırımlar I, dörder mısralık sekiz kıta üzerinde 32 mısradan kuruludur. Şiirin dergiden kitaplarına geçinceye kadar 18 mısraı çeşitli seviyelerde, bazıları birkaç defa olmak üzere değiştirilmiştir. Başka bir ifadeyle, şiirin ilk çıkışından bugüne sadece 14 mısraı değişmeden gelmiştir. Bu değişimler bir defada olmamıştır. Hayat dergisinde ilk çıkışı esas alınmak suretiyle Kaldırımlar kitabında 3, Ben ve Ötesi'nde 2, Sonsuzluk Kervanı'nda 14 mısra çeşitli şekillerde değişmiştir. Bazı değişmelerde önceki şekillere de dönülmüştür. Böylece 1928'den 1969'a kadar, bir Kaldırımlar şiiri doğmuş, gelişmiş ve mükemmeliyetini bulmuştur. Bu oluş (genese/tekevvün) 41 sene sürmüştür.

    KALDIRIMLAR
    I

    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...

    II

    Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
    Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
    Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
    Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!
    Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
    Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
    Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
    Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

    İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
    Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
    Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
    Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

    Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
    Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
    Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur...
    Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...

    III

    Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
    Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
    Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
    Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

    Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
    Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
    Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
    Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

    Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
    Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
    Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

    Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
    Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
    Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan...