Kalbin En İyi Koruyucusu

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 10 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Kalbin En İyi Koruyucusu
    kalp zikri nedir ?
    Düşmanların at oynattığı meydan, insanın kalbidir. İhya edilmesi gereken nuraniyet kalesi kalpdir. Allah’ı Azimüşsan bir hadis-i kudside;

    “Hangi kulumun kalbinde benim zikrim galip olursa unun idaresini üzerime alırım. Onun arkadaşı ve yoldaşı olurum.“ Buyuruyor.
    Nefs, seytan, dünya fitneleri, sevgisi insanın azılı düşmanları, birde insandan olan şeytanlar. En tehlikelisi de budur. Bunlara karşı korunmak için hadis-i kudsi’deki himaye en kolayı, en iyisi, en kuvvetlisi, en kuvvetli koruyucu ; zikir.


    Düşmanların at oynattığı meydan, insanın kalbidir. İhya edilmesi gereken nuraniyet kalesi kalpdir.

    Kalp ihya olursa insan kamil olur. Kalp rezil ve zelil olursa (Allah’ tan gayrısına tutulmuşsa) insan kıymet ve değerini kaybeder. Bu bakımdan insanın kalbinin içerisine pek çok kapılar açılan bir kubbeye veya pek çok suların döküldüğü büyük bir havuza, yada bütün duvarlara ayna kaplı olan bir saraya benzetmişlerdir. Kubbeye açılan kapıdan içeri girenlerin, kubbenin içinin durumunu,havuza dökülen suyun vasıfları havuzu, aynaların ise sarayın içine giren ne ise onu yansıtacağı, hayırlı veya çirkin sıfatlar ne ise olduğu gibi göstereceği malumdur.

    İnsanın kalbi de, azılı düşmanlarından gelen akışlar, görme, işitme, duyma, tatma, konuşma gibi beş duyudan gelen yıldırım oklarıyla daima ya hayra doğru, yada şerre doğru meyletmektedir. Kalp daima bu tesirlerin altında kalır. Kalbe hayırlı taraftan nuraniyet akıtılırsa, kalp halden hale döner, hayırlara meyleder.

    Kalbin içerisine şerler akıtılırsa, kalp halden hale döner, şerre meyleder. Şu halde havuzun suyu duvarın aynası ve kubbenin kapılarından giren şey buralara hakimse, aynen insanın da kalbi söylediğimiz beş duygu ile ve batini askerler olan gazap şehvetten; aklıdan, türlü hatalardan gelen haller ile ya nuraniyete, ya da zulmaniyete döner ve sahibini ya mümin, ya münafık veya fasık yapar. Allah göstermesin ya da kafir yapar.

    Bir insanın kalbine gelen bu haller havatır ismini alır. Düşünce, zikirden, hatırlatmaktan meydan gelir.

    İnsanın ilmi; ya Rahmani veya zülmani olur, veya abestir, boştur. İşe yaramaz malayani bilgilerdir. Havatırda; insanın bildiği ilimlerin (bilgilerin ahvaline bağlı olur veya havatır dediğimiz fikir ya muhtevasına göre; şahsın gazap, şehven, merhamet, cimrilik, adalet gibi türlü hallere göre kalb ya mamur olur veya helak olur.

    Onun için beşeriyetin ilim, gazap, hırs, kin, nefret, merhamet, metanet, sabır gibi zülmanı ve nurani her türlü hissiyatı kalbe dökülür. Kalp de iradeyi zorlar. İrade bir niyet meydana getirir bu niyet azaları harekete geçirir. Bu azaların hareketi de olanı doldurur. Yani şerli ise şerri, hayırlı ise hayırı doğurur. O halde insan yalan yanlış bildiği her ilminin tesirinde kalır. Dünya sevgisi, münkirlerin hislerinin tesirinde kalır, günahların tesiri,yanlış doğrunun tesirinde kalır, bidat sahibi nefsinin kötü sıfatlarının tesirinde kalır. Arkadaşının tesirinde kalır. Elbise, yediğinin tesiri, ( bidat sahibi arkadaşın tesiri ile tasavvufa itiraz eder, Sofiyüddi Erdebili’ nin talebesi Mevlana Bahaüddine, P, S A, nin doğru olanın tasavvufçular olduğunu göstermesi, E.A.10.148,)

    Kusurlu nefsin görüşüde kusurludur. ( renk körü gibi doğru gördüğüne sanır)

    İyilerin nefsi hüsnü- zanna meyleder

    Kusurlu nefs su-i zanna meyleden ( Gavsı hizani hazretleri bizim için evlatlarına mal toplamaya çalışıyorlar diye halkın su-i zannını göstermesi)

    Şu halde kalp devamlı olarak iki kuvvetin tesiri altındadır. Ya hayra davet eder, hatıraların tesiri altında, yahut şerre davet eden hatıraların sahibinin kudreti altındadır.

    Kalbin hastalığına dair İmam-ı Rabbani Hz.nin bir mektubu (Başka bir mürşidin talebesi olan bir alim hastadır. İmam-ı Rabbani hazretlerinden bir teberrük elbise ve dua istiyor.)

    Cevap. Kıymetli oğlum! Kendi üzerinize şevkatli bir anne gibi titremeniz ne zamana kadar sürecek? Kendiniz için üzülmeniz, dertlenmeniz ne zamana kadar sürecek? Kendini ve herkesi ölü gibi, ölü olarak düşünmek hissiz ve hareketsiz şeyler gibi bilmek lazımdır. “Sen de öleceksin, onlar da ölecekler” Zümer ..30 ayetini düşünmek gerek.

    Bu birkaç günlük dünya hayatında çok zikrederek kalp hastalığından kurtulmak en mühim iştir. Bu kısa zamanda manevi hastalıklarını ilacı Allah Tealayı hatırlamaktır. Maksatların en büyüğü olan kalp Allah tan başkasına tutulursa ondan ne hayır gelir. Alçakları ve aşağılığı isteyen ruh nefs-i emareden daha aşağıdır. Ahirette kalp selameti isterler (Allah tan gayrı bütün işlerden kesilmiş kalbi isterler) Ruhun Allah tan başka şeylerden kurtulmasını ararlar. Bizim gibi dar düşünceliler daima kalp ve ruhumuza başka şeylere bağlamak için sebepler aramayı düşünürüz. Heyhat! Heyhat! Ne yapalım? Ayeti kerime de Cenab-ı Hak “Allah onlara zulmetmez, onlar kendilerine zulmederler” Ali imran117 buyurmaktadır.

    Sa’düddin-i Kaşkari Hz. Bir sohbetinde buyurdular “Bir insanda bir kalp vardır oraya sadece Allah-u Teala’nın sevgisi doldurulmalıdır. İnsan her nefeste bir hazineyi kaybeder. Ancak Cenab-ı Hak’kı hatırladığı zamanlar bu hazine kaybolmuş olmaz.bu şuur insanda hakim olunca Allah-u Teala’dan utanma duygusu da beraber gelir ve gafletten uyanır.

    Gönül, Cenab-ı Hak ka yöneldiği zaman içinde bir pencere açılır ve o pencereden ilahi feyz nuru girer. Bu nur doğudan batıya kadar her zerreye hayat verir yalnız penceresiz olan evler nasibini alamaz.”

    İnsanı Allah-u Teala’dan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı dünya düşüncelerinin kalbe yerleşmesidir. Bu düşünceler kötü arkadaşlardan ve lüzumsuz şeylerle uğraşmaktan hasıl olur.Çok uğraşarak bunları kalpten çıkarmalıdır. Allah-u Teala’ya kavuşmak isteyenlerin bunlardan ve hayali arttıran her şeyden (televizyon, faydasız romanlar, lüzumsuz her türlü bilgi vs.) sakınması lazımdır. Çalışmayan, sıkıntıya katlanmayan, zevklerini, şehvetlerini bırakmayanlara bu nimeti ihsan etmez. Bu Allah-u Teala’nın adetidir.

    Şahı Nakşibend Hazretlerinin halifesi Muhammed Parisa Hz. Şöyle buyuruyor “Allah ile kul arasına perde maddi bir alem değildir. Perdeler dış suretlerinin nakışlı görüntüleridir. Dünyada gördüğümüz her bir güzellik Allah ile kul arasında perde olur.”

    Harama bakışlar, gıybet, çirkin koğucu sözler, perişan sohbetler, menfaatine taalluk eden dalkavuk tavırlar, itiraz ve şikayetler nakışları çoğaltır, perde olur. Şarkılar, televizyonlar, zulmetli gıdalar, gafletle yenen yemekler, işlenen günahlar, bigamelerin bid’at sahiplerinin, münkirlerin arkadaşlıkları, DÜNYA SEVGİSİ, bu nakışları kalınlaştırır nefsin gıdasını artırır, şeytanın yemini artırır.Allah’tan gelen feyz-i ilahi’yi kalbimiz çekemez olur. Allah’tan uzaklaşmamıza sebep olur. Halbuki Allah bize şah damarımızdan yakındır. Ne yazık ki biz gafletimizle uzaklaşmış oluruz. Allah yolundaki yolcuya bu perdeleri kaldırmak düşer. Perdeleri kaldıran en nurani, latif hal yapılan çirkin işlere pişmanlık, yaptığı kötülüklerden utanmaktır. Haya imandandır. Haya edildikçe perdeler kalkar, tövbe edildikçe Allah’ın feyzi bereketi kalplere girer.

    Kamil bir mürşidin elinde tövbe ile tasavvuf perdeleri kaldırmaya, tövbeden çıkmamaya sebep olur. Perdeler kaldırılmazsa Allah unutulur, her şeye bir zahir sebep bulunur. Ölüme sebep olan hastalık bize Allah’ı unutturur. Hastalıklara doktor, ilaç ararız. Nedeni düşünülemez olur. Her hadise de bir zahiri sebep bulunarak (hakiki fail-i mutlak olan) Allah CC unutulur, yalnız sebep görülmeye devam ede ede Allah’ın hükümlerine, kadere, düşman kesiliriz. Böylece Allah’tan uzaklaşma gittikçe artar ve kalp kapkara olur. Her şey madde alemle ölçülür ve onunla değerlendirilir. İnsanlık, maddi kuvvet ile ölçmeye başlanır.Dinin lüzumsuz olduğu itikadı insana yerleşmeye başlar (farkına varmadan).
    [​IMG]
    Dr. Ahmet Çağıl/ menzil.net