Kahraman Türk Kadınları

'Genel Türk Tarihi' forumunda Belinay tarafından 15 Kasım 2008 tarihinde açılan konu


  1. Nene Hatun 1857- 1955

    Nene Hâtun; kadın kahramanların önde gelenlerinden, Türk kadının kahramanlık sembolü olan Nene Hâtun, 1857 yılında Erzurum’da doğdu. 1877–1878 Osmlanlı–Rus Savaşı sırasında Ruslar, Erzurum’a kadar gelmişlerdi. Şehrin savunması sırasında Erzurumluların kadınlı erkekli yaptığı mücâdele, tarihin şanlı sayfaları arasındadır. Azîziye Tabyasını geri almak için taş, sopa, kazma, kürekle gırtlak gırtlağa yapılan mücadeleye Nene Hâtun da küçük kızını ve oğlunu evde bırakarak katılmıştı. Savaş sırasında yirmi yaşında olan Nene Hâtun’un Çanakkale Savaşı’nda da oğlu şehit olmuştur. 1955 yılındaki Anneler Gününde “anneler annesi” seçilen Nene Hâtun, aynı sene, 98 yaşında vefât etti...

    Nene Hatun, Rusların, Aziziye Tabyalarına dayandığı sırada tabir yerindeyse çiçeği burnunda bir yeni gelindi. Erzurum’a bu vahim haber ulaşınca, şehrin kadınlarını topla***** ellerine geçirdikleri kazmalar, baltalar, satırlar ve benzeri gereçlerle düşmana karşı hücum ederek, değme erkeğin bile gösteremeyeceği bir kahramanlıkla düşmanı püskürtmüşlerdir. Nene Hatun, 1877 Aziziye baskınını uzun seneler sonra şöyle anlatmıştır:

    “Muhârebe gürültüleri ile uyandık. Kocam, baltasını kaptığı gibi dışarı fırladı. Biraz sonra dönerek: Hatun, Ruslar tabyalara girmiş, sen çocuğa bak, arkamdan gelme. Biz Rus’u durdururuz. Eğer düşman şehre girerse, siz kendinizi boğun!” diyerek gitti. Biz, daha on beş gün evvel Pasinler’in Çepelli Köyü’nden küçük bir çocuğumuzla birlikte köyümüzün Ruslar tarafından istilasına tahammül edemediğimizden dolayı Erzurum’a gelmiştik. Bütün memleketin boşaldığı, herkesin Rus’u karşılamaya, vatanı kurtarmaya gittiği bugün, ben nasıl evde kalabilirdim. Ufak yavrumu Allah’a emanet ederek, evde bulunan satırı aldım ve sel gibi akan kalabalığa karışarak tabyalara doğru koşmaya başladım. Mecidiye Tabyaları’nı aşıp, alçağa indiğimiz zaman düşmanın, kulaklarımızı sağır eden tüfek ateşleri altında, yaralananlara, ölenlere bakmadan ileri atıldık; bazen satırla, bazen taşla vuruyor, önümüze çıkan her Rus’u devirerek tabyalara doğru ilerliyorduk. Asker kardeşlerimiz bir taraftan, biz, bir taraftan tabyalara girdik. Bu arada tabyanın bir tarafında yaralı olarak kardeşim Hasan’ı gördüm. Ağla***** üzerine atıldım. Kardeşim Hasan,
    “Abla ağlama!.. Anamız bizi bugün için doğurmuştur, ben de dedem gibi şehidlik mertebesine yükselmeği her zaman istemiştim. Rus’u kovduk ya, gayrısına gam yemem” dedi ve gözlerini yumdu.”

    Nene Hatun o gün evde bıraktığı oğlu Nâzım ve daha sonra doğan üç oğlundan sonuncusu hâriç diğerlerini Birinci Dünya Harbi’nde şehid vermiştir.
    Nene Hatun, çok seneler muammer olmuş, 1955 senesine kadar yaşamıştır. Erzurum’un Rus mezaliminden kurtuluş merâsimlerine iştirak etmiş ve büyük bir hürmet ve alâka görmüştür.
    Hakkında bugüne kadar pek çok şey söylenip yazılmış olan bu Müslüman–Türk kadını, Kuvay–ı Milliye’nin kadın kahramanları için parlak bir ilham kaynağı olmuştur
     



  2. Süreyya sülün hanım

    SÜREYYA SÜLÜN HANIM


    İşte kahraman Türk kadınlarından bir kahraman; Milli Mücadele yıldızlarından bir yıldız daha: Süreyya Sülün Hanım...Van’da doğmuştur. Yaşadığı kasaba, düşmanın korkunç zulüm ve tarruzuna maruz kalmış, babası şehit olmuştur. Nihayet, biraraya gelen beşyüz civarında cengaver, Erek kasabasında toplanarak aziz topraklarını savunmaya karar verirler. Ve tabii, Süreyya Sülün hanım ve üç kardeşi de bu kahramanlar meydanındadır.

    ...Yoğun bombardıman altında ilerleyerek Karaköse’ye gelen bu kahraman Kuva–yı Milliyeciler, Murat Irmağı boylarında tam bir buçuk ay düşmanla çarpıştılar. Beyazıd’a doğru yürürken yürekler acısı bir manzara ile karşılaştılar. Binlerce Türk köylüsünün işkenceler içinde can vermiş cesetlerini gördüler. Bu mezalimi yapan düşmana hınçla taarruz edenlerin başında Süreyya Sülün hanım vardı...

    Iğdır civarında kanlı çarpışmalar oldu. Düşman birlikleri çok kuvvetli ve Rusya’dan devamlı surette takviye alıyordu. Beşyüz yiğit, yılmadan, kaçmadan döğüştüler. Ölüyor, teslim olmuyorlardı. Bu muharebede Süreyya Hanımın üç kardeşi birden şehadet şerbetini içtiler. Kardeşlerinin kollarında can vermesine rağmen yılmadı ve cenk meydanını terk etmedi. Kala kala dört kişi kalmışlardı. Daha sonra Karaköse’ye çekilen Süreyya Sülün Hanım, burada Ziverbey Taburu’na iltihak etti. Bir ara yaralandı ve Erzurum’a döndü.
     



  3. Gördesli makbûle

    GÖRDESLİ MAKBÛLE



    Yunanlılar Sakarya Meydan Muharebesi’ni kaybetmiş, Afyon mevzilerine çekilmişlerdi. Hummalı bir faaliyetle yeni mevzilerini kuvvetlendirmeye çalışıyorlardı. Fakat Yunan Başkumandanlığı’nın canını sıkan en mühim neden; en emniyetli olması lazım gelen cephe gerisi hareketlerinin, bilakis büyük bir huzursuzluğa maruz kalmasıydı.

    Cephe gerilerinde gerilla harbi vardı. İşgal altında kalan Türkler mücadeleden vaz geçmemişlerdi.

    Küçük küçük gruplar halinde çalışan Türk çeteleri fırsat buldukça, Yunan geri hizmet ve ikmal birliklerine baskınlar yapmaktaydılar.
    Cephe gerilerinin emniyetini sağlamak için buralarda kullanılan muharip birliklerin bütün dikkati Akıncılar müfrezesindeydi. Zira en büyük zararı bu müfrezeden görmekteydiler.

    Gördes–Sındırgı–Akhisar üçgeni içindeki sahada, bir Türk, (Gördesli Halil Efe) Akıncılar çetesi kendilerinden çok üstün bir kuvvetle çarpışmaktaydı. Nâmüsaid şartlar içinde meydana gelen bu karşılaşmada Akıncılar müfrezesinin tek avantajı araziyi iyi tanıması ve bu sûretle manevra yapabilmesiydi. Buna rağmen, muharebeyi kesip sıyrılmaya imkân yoktu ve çetenin cephanesi gitgide tükenmekteydi. Saatlerce süren bu gayrî müsait çarpışma, muhariplerin moralini bozmaktaydı. Fakat, çetenin içinde bulunan bir kadın kahramanın, zaman zaman kükremesi onlara, yeni bir mücadele ruhu ve cesaret aşılamaktaydı.

    Kükremiş bir aslan

    16 Mart 1922’de Kocayayla’da cereyan eden bu çarpışmada durum gittikçe çetenin aleyhine dönmekteydi. Birçok muhariplerin gözü düşmandan çok, çekilecek bir istikâmet aramakla meşguldü. Her zaman olduğu gibi bir ara Makbûle’ Hanım’a yeni bir heyecan ihdas etme fırsatı çıktı. Düşman ateşinin durakladığı bir sırada Makbûle’yi kükremiş bir arslan gibi düşmana saldırırken görüyoruz. Bu hareketin ruhlarda yarattığı ateşin parlaması ile sönmesi bir oldu. Çünkü bu genç ve cesur kadın, alnından aldığı bir mermi yarası ile yere yıkıldı. Başta Halil Efe olmak üzere, bu acı kayıp bütün erkekleri sarstı. Cesaret kaynaklarını kaybeden çete için muharebeye devam etmek, artık mümkün değildi. O kadar değildi ki, bu mukaddes ve muazzez şehidenin mubârek naşını bile kaçırmaya imkân yoktu. Onu gömmediler bile. Mevcut siperlerden birine olduğu gibi yatırılan Makbûle’nin cesedi, birkaç avuç toprakla ancak örtülebildi.

    Gördesli Makbûle, Halil Efe ile 1921 senesinde evlenmişti. Fakat bir çokları gibi bu bedbaht çiftin de balaylarını düşman karşısında geçirmeleri mukaddermiş. Silaha sarılan genç karı–koca; kurdukları çete ile dağlara çıkarak; aylarca düşmanla çarpışmıştı. Çok zaman baskın yapan, bazen da baskına uğrayan Akıncı müfrezesi bir uğur ve kahramanlık sembolü gibi yanlarından ayrılmayan bu kadın kahramandan örnekler aldı.​
     



  4. Kılavuz hatice

    KILAVUZ HATİCE



    8 Mayıs 1920 tarihinde Pozantı’ya sıkıştırılan Fransızlar çok kritik bir duruma düşmüşlerdi. Zira, etrafı kuşatmış olan Türk kuvvetlerinin yapacakları taarruz, kendilerinin yok edilmesine sebep olabilirdi. Fransız kumandanı buhranlı dakikalar geçirmekteydi. Bu sırada, bir Hızır gibi yetişen genç bir Türk kadını, güya ufak bir ücret mukabilinde Fransızları bu müşkül durumdan kurtarmayı kabul etmişti... Kendilerine sözde kılavuzluk ederek Türkler tarafından ihmal edilmiş bir istikâmetten onları selâmete çıkaracaktı.

    Kararlaştırılan saatte harekete geçen Fransızlar; gece karanlığında –güvendikleri bu Türk kadının kılavuzluğunda– onlar için meçhul bir semte doğru gidiyorlardı. Güneş ışımağa başlayınca kılavuzların ortada görülmediğini farkeden Fransızlar o civarın en ârızalı bir yerine, Karaboğazı’na sıkıştırdıklarını büyük bir acı ile anlamakta gecikmediler. Ama, iş işten geçmişti. Tam bu sırada, başlayan Türk taarruzu vaziyetin vehametini büsbütün arttırmış ve Fransızlar için tek ümit, Karaboğazı’nı vurup geçmek olmuştur. Ancak bu hareketin başlaması ile beraber çok kuvvetli bir yaylım ateşine maruz kalan Fransızlar’ı, bu baskını yapan müfrezeye bir kadının kumanda ettiğini dehşetle görmüşlerdi. Bu kadın, kendilerine kılavuzluk eden kadından başkası değildi. Ve onun cesaret ve mahareti sayesinde bu Fransız kuvveti tamamen esir edilmiş, küçük de olsa bir çıban ortadan kaldırılmış oldu.​
     



  5. Halide edip adıvar (1884-1964)

    HALİDE EDİP ADIVAR (1884-1964)


    İstanbul'da doğdu. Kimi kaynaklara göre doğum yılı 1884'tür. İngiliz terbiyesiyle yetişmesini isteyen babası onu Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde okuttu. Orada Rıza Tevfik'den (Bölükbaşı) Fransız edebiyatı dersleri aldı ve Doğu'nun mistik edebiyatını dinledi. Sonradan evlendiği Salih Zeki'den de matematik dersleri alıyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya başladığı kadın haklarıyla ilgili yazılardan ötürü gericilerin düşmanlığını kazandı. 31 Mart Ayaklanması'nda bir süre için Mısır'a kaçmak zorunda kaldı. 1909'dan sonra eğitim alanında görev alarak öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda, İzmir'in işgalini protesto mitinginde yaptığı etkili konuşma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. O yıllarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafından Hindistan'a çağrıldı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmiş ve 1964'te ölmüştür.

    YAPITLAR: Roman: Heyula, 1909; Raik'in Annesi, 1909; Seviye Talip, 1910; Handan, 1912; Yeni Turan, 1912; Son Eseri, 1913; Mev'ud Hüküm, 1918; Ateşten Gömlek, 1923; Vurun Kahpeye, 1923; Kalb Ağrısı, 1924; Zeyno'nun Oğlu, 1928; Sinekli Bakkal, 1936; Yolpalas Cinayeti, 1937; Tatarcık, 1939; Sonsuz Panayır, 1946; Döner Ayna, 1954; Akile Hanım Sokağı, 1958; Kerim Ustanın Oğlu, 1958; Sevda Sokağı Komedyası, 1959; Çaresaz, 1961; Hayat Parçaları, 1963; Öykü: Harap Mabetler, 1911; Dağa Çıkan Kurt, 1922; Kubbede Kalan Hoş Seda, (ö.s) 1974; Oyun: Kenan Çobanları, 1916; Maske ve Ruh, 1945; Anı: Türkün Ateşle İmtihanı, 1962; Mor Salkımlı Ev, 1963; Diğer Yapıtlar: Talim ve Terbiye, 1911; Turkey Faces West, 1930; Conflict of East and West in Turkey, 1935; Inside India, 1937; Türkiye'de Şark-Garp ve Amerikan Tesisleri, 1955; İngiliz Edebiyat Tarihi, 3 cilt, 1940-1949; Doktor Abdülhak Adnan Adıvar, 1956.
     



  6. hepsinisaygıyla anıyoruz
     



  7. Bu Vatan Kahraman Türk Kadinlariyla Gurur Duyuyor.

    Tesekürler Belinay.
     



  8. :f196:zaten kadınsız dünya olmaz:f63:
     



  9. Türkiye elden gidiyor!!!

    Öcalan avukatları aracılığıyla açıklama yapmayı sürdürüyor. Bu kez, 'Türkiye elden gidiyor' dedi. Bahçeli'ye destek verdi.
    Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan tutuklu bulunduğu İmralı cezaevinden avukatları aracılığıyla açıklamalar yapmaya devam ediyor.

    Bu haftaki görüşmesinde 'Türkiye elden gidiyor' diyerek yine şaşırtan Öcalan, Bahçeli-Erdoğan tartışmasında da MHP liderine destek verdi.

    BAHÇELİ'YE DESTEK

    Başbakan Erdoğan'ın gündemdeki sözleri ve buna karşı gelişen tepkiler üzerine konuşan Öcalan şunları söyledi: "Birçok yazarın Erdoğan'a tepki göstermesi önemlidir tabii. Bir şeylerin farkındalar, bu nedenle bu tepkileri gösteriyorlar. Erdoğan'ın bu söylemi tabi ki çok tehlikeli. Ben MHP milliyetçiliğini biliyorum. Bu söylem Bahçeli öncesine ait. MHP bile, Türk Kürt halkının kardeşçe olmasa da bin yıldır birlikte yaşadıklarını biliyor. Bir çatışmanın ne sonuçlar yaratacağını görüyorlar. Erdoğan'ın söylemi onların milliyetçiliğini de aşan bir söylem."

    BUSH GİTTİĞİNE GÖRE ERDOĞAN DA GİDER

    ABD'nin yeni Başkanı olarak Barack Obama’nın seçilmesine de değinmeyi de ihmal etmeyen Öcalan, 'Obama olumlu olabilir, daha diyaloga açık görünüyor. Obama'nın gelişi küresel sermayeden bağımsız değildir. İşte ekonomik krizle Bush'u götürdüler, Obama'yı getirdiler' dedi.

    Erdoğan ve Bush arasında bağlantı olduğunu iddia eden Öcalan şu ilginç sözleri sarfetti: 'Ben Erdoğan'ın da Bush'la bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bush gittiğine göre Erdoğan da gider. 2002'de Erdoğan-Baykal görüşmesi ve anlaşması var. Bu görüşmede çıkan sonuç Erdoğan'a iktidar, Baykal'a da muhalefetçilik rolüdür. Bu şekilde anlaşmaya vardılar. Ergenekon yargılamasını bu nedenle önemsiyordum. İtalya'daki Gladio gibi olacağını düşünüyordum ama öyle olmadı. Bu yargılanan sahte Ergenekon'dur, gerçek Ergenekon işbaşındadır.'

    KUZEY IRAK'TAKİ DEVLETÇİK

    Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün Belçika'daki sözlerini de değinen Öcalan şöyle dedi: 'Vecdi Gönül, bunları boşuna söylemiyor, bu onların kendi görüşü. Bunu nasıl yapacaklar? Güney’de oluşacak devletçik üzerinden yapacaklar, Kürtleri oraya sürmeyi planlıyorlar ama bu olmaz. Devletçikler kurup uluslar arası sermayenin çöplüğü yapacaklar. Tüm bu yaşananlar birer oyundur. Ancak Kürt halkının özgür iradesi, demokratlar, temiz ve dürüst insanlar bu oyunları boşa çıkardı. AKP iktidarı baş aşağı ilerliyor.'

    TÜRKİYE ELDEN GİDİYOR, BEN BUNU ENGELLEMEYE ÇALIŞIYORUM

    "Türkiye halkına sesleniyorum. Kendi demokratik liderliklerini yaratmaları gerekiyor." diyen Öcalan yine ilginç bir çıkış yaptı:

    "Benim daha önce önerdiğim Demokratik Kongre Partisi gibi oluşumlar geciktirilmeden hayata geçirilmelidir. Dar anlamda sol demiyorum, Türkiye’deki tüm demokrat çevreler, aydın ve yazarlar, bu çalışmaya katılmalı. Kendi demokratik öncü önderlerini çıkarmak için gerekli çalışmalar yapılmalı. Bırakalım Kürtleri, benim şu anki mücadelem tüm Türkiye halkları içindir. Türkiye elden gidiyor. Ben bunu önlemeye çalışıyorum. Sosyalist Demokrasi Partisi, Ufuk Uras ve ÖDP Türkiye'de demokratik bir ortamın gelişmesi için çalışmalılar".