Kadınların Sanat Üzerindeki Etkileri

'Hakkında bilgi' forumunda Burcu tarafından 5 Ocak 2015 tarihinde açılan konu


  1. Afife Jale ve Selahattin Pınar
    İkiside XX. yy. başlarında aynı yıl içerisinde İstanbul'da doğdu. O dönemlerde sanatçı olmak sadece gayrimüslümlerin tevessül ettikleri bir nafile uğraştı sanki. Müslümana yakıştırılmazdı. O yıllarda sanata el sürenler erken açan çiçekler gibi soldular. Onlardan birisi de Selahattin Pınar'dı.

    1902'de Altunizade'de doğmuştu. Babası eski Denizli milletvekiliydi. 12 yaşında Pınar annesininde etkisiyle ut dersleri almaya başlamıştı. Babasının gözünde Selahattin sadece bir çalgıcıydı ve babasının sen çalgıcısın diye seslendiği bir gün Selahattin
    selahattin-2.
    -"Babacım rica ederim ben çalgıcı değilim sanakarım" der.
    Babası bu kelimenin üzerine Selahattin'e hakaret eder. Selahattin ceketini alır tam kapıdan çıkacağı anda
    -"Babacığım yemin ederim ki ilerde bir gün ben sizin adınızla değil siz benim adımla anılacaksınız" der.
    Tıpkı şuan bizim yaptığımız gibi. Son sözünü söyledikten sonra gidiş o gidiştir
    1919 yılında udu bırakıp tanbura yönelir. Sonra Darül Feyz-i kurucularının arasında yer alır. Sazendeliğin dışında hanendelikte yapmıştır. İstanbul'un gözde gazinolarının birisinde en çok sevilen besteci ve icracılarından birisidir artık. İşte öyle bir günde Afife Jale ile karşılaşmıştır.
    Afife Jale orta halli bir ailenin ve devrin en güzel kadınlarından birisidir. Afife Jale'nin tiyatroya sevdalandığı yıllarda Osmanlı'da tiyatro yarım asırlık bir geçmişe sahipti.
    selahattin-1.
    O dönemlerde de sahnede tamamen Ermeni oyuncular vardı.Sahne gayrimüslümlerin egemenliğindeydi. Müslüman kadınlar içinse tam bir yasak bölgeydi onlar sadece oyunlarda seyirci olarak bulunabilirlerdi.
    images.
    İşte onlardan birisi de Afife Jaleydi. O'da tıpkı Selahattin Pınar gibi 1902'de İstanbul'da doğmuştu. Tiyatroya merak salmış çıkamayacağını bile bile Darülbeda'yiye yazılmıştı.
    Babası bu kararı karşısında evlatlıktan reddetmiş,
    -"gidersen bir daha Afife adını ağzıma almam" demiş ve Afife Jale bunun üstüne artık adım Jale'dir deyip evi terk etmiştir.
    O dönemde " Yamalar " oyunundaki kadın oyuncunun Paris'e gitmesi üzerine rol Darülbeda'yi yöneticileri tarafından rol Afife Jale'ye verilmiştir. O günden sonra Jale sahneye çıkan ilk Müslüman kadın oyuncu olmuştur.
    Ancak acı bir gerçek vardır. Müslüman kadın oyuncuların sahneye çıkması yasaktır. Tiyatroya gelen zaptiyeler yöneticilere uyarı getirerek sahne yasağını hatırlatır. Zaptiyelerden kaçan Jale bir süre sonra yakalanır. 1921'de Bakanlık'tan gelen ve müslüman kadınların sahneye çıkmasının kesinkes yasaklayan bildirisi ile Afife'nin sahne hayatı sonlandı...
    Afife Jale'nin bütün hayatı işte tam da o günlerden sonra alt üst olmaya başlamıştı. 18-19 yaşlarında küçücük bir kız aslında kocaman bir devrimciydi. O bunalımlı günlerinde " Bir Bahar Akşamı " Selahattin Pınar'ın sahnesine gider.
    resimsj.
    Bir bahar akşamı başlayan bu aşk unutulmaz bir bestenin güftesine sızacaktı. Bu gecede tanışan Pınar ve Jale büyük bir aşka adım atmışlar ve kısa bir süre sonra da evlenmeşlerdir. Fakat Selahattin Pınar şöhret basamaklarını tırmanırken Afife Jale ilk basamaklarda tökezlemiş ve düşmesinin acısını uyuşturucu ile bastırmaya çalışmıştır.
    Hikayenin bu kısmından sonrasında kadının müzik üzerindeki etkisini daha iyi anlayacağız.
    Tırmananın, tökezleyenin elinden tutması bekleniyordu fakat burada tam tersi olacaktı. Bir bahar akşamı adlı hicaz eserinde bu yüzden sormaktadır " Daha önceleri nerelerdeydiniz ?"
    Afife evlendikten sonra Selahattin ile yaralarını sarmaya çalışırken Pınar'da en güzel bestelerini Afife için yapmaya başlamıştır. Cumhuriyet'le birlikte kadın oyunculara sahne yasağı kalkmıştır.
    Afife Jale'ye kapanmış olan kapılar başka müslüman kadınlara açılmıştır.
    Selahattin Pınar 1931'de bizzat sofrasına konuk olduğu Atatürk'ten dinlemişti. Atatürk,
    "Afife sayesinde hilafeti kaldıracağım. Yani Ondan o cesareti alıyor ve nasıl olsa bir ideoloji kırıldı şimdi artık kaldırırım" diyor. "Afife Jale olayı olmasaydı hilafet zor kaldırılırdı. Kanlı kalkardı." diyor.
    Afife için artık yeni bir umut vardı ya da Afife böyle zannediyordu. Artık Afife bir uyuşturucu bağımlısı olduğu için bütün kapılar yüzüne bir bir kapanıyordu. Darülbeda'yi ye bile alınmamıştı. Kendini iyice uyuşturucuya vermiş bu yolda iş birlikçisi de Suriyeli bir eczacı olmuştu.
    Sırf kendine morfin vurdurabilmek için bu eczacı ile aralarında bir yakınlaşma başlıyor Afife Selahattin ile evliyken o eczacıya aşık olur. Aslında Afife'nin duyduğu bir aşk değil, ona uyuşturucu tedarik ettiği için bir çıkar ilişkisiydi.
    Afife bu durumu Selahattin'e anlatıyor ama Selahattin Pınar ona kızmaktan çok merhamet ediyor. Afife:
    -"Selahattin beni terk et, sana yalvarıyorum. Ben düşüyorum seni de çekiyorum. At beni sokağa" diyor.
    Pınar bu düşüncenin aksine onun günden güne eriyen bedeninin başında bekliyor. Artık Selahattin Pınar'da hızla çıktığı şöhret basamaklarından yavaş yavaş inmeye başlıyor.
    En güzel bestelerini Afife Jale için yapmıştı Pınar. O şöhret basamaklarında Afife'nin nasıl payı büyükse inerken de payı büyük olmuştur.
    Aşkları bitmemişti fakat bir süre sonra evlilikleri bitmişti. Bir daha birbirlerini göremeyeceklerdi. Selahattin Pınar Kürdili hicazlar bir şarkısında ki gibi " Nereden Sevdim o zalim kadını bana zehir etti hayatın tadını " diye yakınıyordu.
    Ama aslında hala çok seviyordu o zalim kadını. Efkarını müziğine yansıtıyor ortaya hicran yüklü besteler ççıkıyordu. Afife için ise durum daha zordu. Aşevlerinde karnını doyuruyor tenha parklarda yatıp kalkıyordu. Sonrasında Bakırköy Akıl ve sinir Hastalıkları hastanesine kaldırılıyor.
    O dönemlerde Pınar ikinci evliliğini yaptı. Afife'nin açtığı yaraları kapatmayı yeniden mesteler yapmayı umut ediyordu. Ancak bu hiçte kolay olmayacaktı
    Afife Jale perişan bir haldeydi. Bir deri bir kemik kalmıştı yıllar önce onu alkışlayan, seyircileri hayranları, arkadaşları hepsi unutmuştu onu. O güzelim kadından eser kalmamıştı artık
    Sequence 01.Still001.
    1941 yılında yapayalnız morfinden dolayı hayata gözlerini kapamıştı. Cenazesinde sade 4 kişi vardı bunlardan biriside Selahattin Pınar'dı.
    Selahattin haberi alır almaz kendisini paramparça etmiş elini yüzünü kesmiş çok acı çekmiştir. Kendisi de Afife'nin nasıl bir acıyla öldüğünü nasıl acılar çektiğini merakından dolayı bir süre morfin kullanmış ama kısa sürede kendini toparlamıştır.
    Artık Selahattin Pınar ölmeden hemen önce yaptığı " Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar " eserinde ki gibi anıların koynunda yaşıyordu.
    Selahattin artık eskisi gibi bestelere imza atamıyordu. Afife ve Selahattin iki yalnız insanın bir kalp ağrısıydı. Selahattin'in 100'den fazla eseri vardır. Bunların arasında Atatürk'ün çok sevdiği " Gel Gitme Kadın " adlı eserde Selahattin Pınar'a aittir.
    Selahattin Pınar 1960 yılında 58 yaşında kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yummuştur. İki büyük sanatkar dev bir aşktan geriye ne bir mektup ne bir nikah fotoğrafı bulunmaktadır. Arkalarında yüzyıla kazınmış bir aşk hikayesi ve hala dillerde gezen besteler bıraktılar.