İstiklal Marşımızın Önemini Belirten Konuşma

'Önemli Gün ve Haftalar' forumunda ZORBEY tarafından 9 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. istiklal marşı konuşma metni
    istiklal Marşının Kabulu ile ilgili konuşma
    İstiklal Marşının önemini anlatan konuşma metni
    İstiklal marşının önemini belirten konuşma metni örneği


    12 MART İSTİKLAL MARŞI’NIN KABULÜ “İSTİKLAL MARŞI VE MEHMET AKİF”

    Sayın Müdürüm, değerli öğretmen arkadaşlarım ve sevgili öğrenciler,
    İstiklal Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilişinin 86. yıldönümü için toplanmış bulunuyoruz. İstiklal Marşı’nı anlamak ve anlatmak için onun hangi şartlarda yazıldığını bilmemiz ve onu bur çerçevede değerlendirmemiz gerekmektedir.

    İstiklal Savaşının elemli ve buhranlı günlerindeyiz. İzmir gitmiş, Bursa düşmüş, Afyon kaybedilmiş, düşman orduları bin yıllık Türkiye tarihinde ilk defa Türk yurdunun harim-i ismetine sokulmuştur. Türk milleti tarihinin en karanlık günlerini yaşamaktadır. Böyle bir ortamda yazılan İstiklal Marşı “Korkma!” seslenişi ile başlar. Buradaki korku ifadesi sıradan bir korku olmayıp her karış toprağı şehit kanları ile yoğrulmuş aziz vatanımızın kaybedilme endişesinin büyük bir şairin hisli kalbinde terennüm edilmesidir. Bu en olumsuz durumlarda dahi ümitli kalabilmenin bir ifadesidir. Çünkü esaret de ümitsizlik de bize yakışmazdı. Öyle de oldu. Milletimizin hür yaşama azmi ve aşkı Mustafa Kemal gibi eşsiz bir liderin şahsında tecessüm edecek ve bizlere bir ufuk olacaktı. Ezelden beridir hür yaşamış ve bundan sonra da yaşayacak olan milletimiz vatanına ve istiklaline yönelmiş olan bu çılgınca ve hayâsızca saldırılara elbette boyun eğmeyecekti. Medeniyeti yüzlerindeki vahşeti örtmek için bir maske gibi kullanan dönemin süper güçleri en güçlü silahlarıyla yurdumuzu işgale yeltenmişler fakat Türk ordusu çelikleşmiş iradesi ve iman dolu göğsüyle onlara en güzel cevabı vermiştir. Zaten İstiklal Marşımız kahraman ordumuza ithaf edilmiştir. Ama biz biliyorduk ki savaş meydanlarında kazanılan zaferler diğer alanlardaki çalışmalarla taçlandırılmalıdır. Bu hususta bizlere büyük görevler düşmektedir.

    Milli Mücadelenin destansı bir ifadesi olan İstiklal Marşı “Korkma!” hitabından sonra ilerleyen dizelerde yeni bir hitapla idraklerimize seslenir: “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın.” Vatanın korunması, bastığı yerleri toprak diyerek geçmeyen; bu topraklar altında kefensiz olarak yatan şehit dedelerini unutmayan vefalı bir gençliğin eliyle olacaktı. Malazgirt’ten Dumlupınar’a hep bu gençliğin misallerini görmüştü bu topraklar. Atalarımızın büyük fedakârlıklarla canları pahasına koruğu bu aziz vatan bizlere bir emanettir. Almış olduğumuz bu emaneti her ne pahasına olursa olsun korumak boynumuzun borcudur. Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan ve bilimin rehberliğinde kendini geliştiren bir nesil ancak bu yüksek idealin sorumluluğunu taşıyabilir.

    İstiklal Marşı ifade ettiği derin anlamlar ve şiir kalitesi bakımından yeryüzündeki diğer milli marşlardan üstün bir konumdadır. Onun bu üstünlüğü yüreği vatan ve istiklal sevgisiyle dopdolu bir şairin milletin ruhunda makes bulan derin ızdırabın tercümanı olmasından ileri gelir. İstiklal Marşı, Milli Mücadelenin bütün heybetini ve canlılığını başarıyla yansıtır. Onun bu başarısındaki en önemli unsur Mehmet Akif’in şahsiyeti ve Milli Mücadele yıllarındaki konumudur. Mehmet Akif o karanlık günlerimizde Milli Mücadelenin başarılı olması için Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde çalışmalar yapmış; kalemiyle ve ilmiyle yer yer ümitsizliğe düşen insanımıza istiklal aşkını ve kazanma enerjisini aşılamaya çalışmıştır. İşgal altındaki bu topraklarda silah zoruyla vicdanların sesleri kısılmaya çalışılmış; Türk milletinin hür iradesi baskı altına alınmak istemiştir. Fakat Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında halelenen özgürlük ateşi milletimizin ufkunu bir güneş gibi aydınlatmıştır. Milli birlik ve beraberliğimizle aşılmaz denilen engeller aşılmıştır. Çünkü;

    “Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
    Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez”

    Mehmet Akif şiir ve yazılarının yanı sıra camilerde verdiği vaazlarla halkı Milli Mücadeleye destek vermeye çağırmıştır. İstiklal Marşı o günlerin heyecanıyla yazılmıştır. Bu yüzden Mehmet Akif:

    “O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır. “ diyerek bu durumu ifade etmiştir ve İstiklal Marşı’nı Safahat’ına almamıştır. Yine İstiklal Şairimizin “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” diye dua etmesi o günlerin, hissiyatımızda ne kadar derin yaralar açtığının ve istiklalimizi kazanmak için ne büyük fedakârlıklar yaptığımızın bir göstergesidir.

    Mehmet Akif bir ufuk insanıydı ve gerçek bir vatanperverdi. İstiklal Marşı için verilen 500 liralık ödülü ihtiyacı olmasına rağmen kabul etmemiş; bu parayı kimsesiz çocuklara ve kadınlara meslek öğreten bir hayır vakfına ve şehit ailelerine bağışlamıştır. Eşref Edip bu olayı anılarında şöyle nakletmiştir:
    «İstiklal Marşı için tahsis edilen beş yüz lira mükafatı Üstad’ın kabul etmemesi o zaman çok kimselerce tuhaf görülmüştü. Ayrıca o sırada maddi sıkıntısı da vardı. Bu ikramiyeden bahsedenlere çok kızardı.

    Baytar Şefik (Kalaylı) da bir gün bu sebeple Üstad’dan fena bir azar yedi.
    Üstad Ankara ‘da ceketle gezerdi. Paltosu yoktu. Pek soğuk günlerde Şefik ‘in muşambasını ödünç alarak giyerdi. Bir gün Şefik:

    «Akif Bey, şu mükafatı reddetmeyip de bir muşamba yahut bir palto alsaydın daha iyi olmaz mıydı?»

    Diyecek oldu. Hiddetinden ne hallere geldiğini görmeliydiniz. Böyle söylendiği için tam iki ay Şefik‘le konuşmadı.»

    Sevgili gençler! Bütün bu anlatılan şeyleri mutlaka daha önceden de duydunuz ve belki de birçoğunuzun ruhunda derin akisler uyandırdı. Bizler şu anı yaşayanlar olarak geçmişin mirasını ve geleceğin emanetini taşıyoruz. Geçmişte yaşayanlar şanlı ceddelerimiz, şehit dedelerimiz bize bu güzel vatanı miras bıraktı. Bizler de gelecek nesillere bu kutsal emaneti en güzel şekilde taşımalıyız. Unutmayınız ki omuzlarınızda geleceğin sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğu taşımak öyle kolay değildir. Çalışmak ister, fedakârlık ister. Bizden sonra gelecek nesillere güçlü ve müreffeh bir ülke bırakmak, geçmişin mirasını geleceğe emanet olarak taşımak için çok çalışmalıyız.
    Konuşmama son verirken Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk, aziz şehitlerimiz ve İstiklal Şairimiz merhum Mehmet Akif’i şükran ve minnetle yad ediyoruz.

    Hepinizi bu duygu ve düşünceler içinde saygıyla selamlıyorum.
     



  2. Cevap: İstiklal Marşımızın Önemini Belirten Konuşma

    Sayın Müdürüm,
    Değerli Arkadaşlarım,
    Sevgili Öğrenciler.

    12 Mart 1921… Kurtuluş Savaşı’nın en çetin günleri… I. İnönü Savaşı’nı kazanmış, ayaklanmaların bir bölümünü bastırmış, bir bölümü ile uğraşan Türkiye Büyük Millet Meclisi binasında büyük bir coşkuyla, alkış tufanı kopmaktaydı. Bunun nedeni de bu başarıların ötesinde, Kurtuluş Savaşı’nın ruhunun, bağımsızlık aşkının Mehmet Akif’in dizeleri ile Meclis kürsüsünden okunmasıydı.

    12 Mart günü bu dizeler meclisimizin oy ve gönül birliği ile millî marşımız olarak kabul edilmiştir. Millî marşımız 1930 yılına kadar Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi ile söylenmiş; bu tarihten itibaren de Osman Zeki Üngör’ün bestesi ile bugünkü şeklini almıştır.

    Marşın kabul edilme süreci diğer arkadaşlarım tarafından vurgulanacağından ben, İstiklâl Marşımızın anlamı üzerinde durmak istiyorum. Milletleri millet yapan manevî değerlerin başında bayrak ve millî marş gelir. Bu iki değer bir milletin onuru ve namusudur. Bir milletin bayrağına yapılmış bir saldırı o millete; milletin millî marşına yapılmış saygısızlık da o millete yapılmıştır. En acısı da bayrak ve millî marş kavramlarının anlamını idrak edememiş toplumların kendi kutsallarını önemsizleştirmeleri, sıradanlaştırmalarıdır. Bayrağa saygı, millî marşına sevgi, millî marş okunurken takınılan tavır ve gösterilen coşku topluluğun vatan sevgisinin, milletini ne ölçüde sahiplendiğinin açık bir göstergesidir.
    “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
    O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
    O benimdir, o benim milletimindir ancak.” dizeleri bu ülkede hala nefes alan tek bir kişi kalsa dahi, ülke için umut ışığının sönmediğini ifade etmektedir. Bu ülke alçakların hayasızca istilasından her ferdinin göğsünü siper etmesi ile nasıl kurtulmuşsa, bundan sonra da aynı anlayışla hareket etmeye, temel değerlerinden aldığı güçle devam edecektir.

    Sevgili Gençler!
    İstiklâl Marşını sevmek, ülkemizi sevmektir,
    İstiklal Marşını coşkuyla söylemek, ülkemize sahip çıkmaktır,
    İstiklâl Marşı’nı vakur bir şekilde okumak, bağımsızlığımıza sahip çıkmaktır.
    Bağımsızlığınıza sahip çıkmak ise, onurumuza sahip çıkmaktır.
    İstiklâl marşı ve bayrak törenlerinde bizlerin göstereceği ciddiyet ve coşkunun derecesi bize bırakılan yüce mirasa ne denli sahip çıktığımızın göstergesi olduğundan; bayrak törenlerine karşı her zamankinden daha duyarlı olmak, bağımsızlık sevdası ile bu toprağa düşmüş şehitlerimize karşı boynumuzun borcu olmalıdır. Ancak o zaman İstiklâl Marşımızın yazarı üstad Mehmet Akif Ersoy’un “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” duası gerçekleşir.

    Konuşmamın sonunda hem bu yüce destanı yazan ustayı, hem de yazdıran sayısız kahramanı rahmetle anarken, son sözü yine üstadın dizelerine bırakıyorum:
    “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
    Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
    Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
    Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
    Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl”

    Saygılar sunarım.