İstediğimizde ne kadar samimiyiz

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 6 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. İstediğimizde nekadar samimiyiz
    Dua ile temenniyi karıştırmayalım. Dua; bir şeyin olmasını irade ve arzuyla isteyip onu ele geçirmek için lazım olanı yapmaktır. Temenni ise, bir şeyin olmasını arzulayıp kendiliğinden olmasını beklemektir. Temenni ile ne din ne dünya kazanılır.

    Dua, sadece dil ile değil; kalp ve hâl ile yapılmalıdır. Dilin istediğine kalp de katılmalıdır. Vücut, istenen şeye ulaşmak için gücü kadar bir adım atmalıdır. İnsan isteğinde samimi ve arzulu olmalıdır. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz: “İstediğinizin olmasına kesin inanarak Allah’tan isteyin. Şunu iyi bilin ki Allah, ne istediğini bilmeyen ğafil ve boş kalbin isteğini kabul etmez.” Uyarısını yapmıştır. (Tirmizi, Deavat; 65; Hakim, Müstedrek, I, 493; Ahmed, Müsned, II, 177.)

    Arifler der ki: Dünya işlerinize bakıp ahiret işlerinizde karar verin. Karnı aç ve bedeni hasta olan bir kimse, açlığını gidermek, hastalığını tedavi ettirmek için ne yapıyorsa, kalbi aç, ruhu hasta olan bir kimse de öyle yapmalıdır.

    Karnı aç bir kimsenin açlığını fark etmesi, yemek yemesi gerektiğini bilmesi, hatta yemeği görmesi ve yemek yiyeni seyretmesi, onun açlığını gidermez. Bu kadar bilgi ve görgü ona yetmez. Doymak için yemeğe ulaşmak ve bizzat yemek gerekir. Buna lazımı yapmak denir. Bütün insanlar, dünya işlerinde bunu bilirler ve ne lazım ise onu yaparlar.

    Karnını doyurmak konusunda hiç kimse temenni ile yetinmez, “Allahım senin her şeye gücün yeter, sen beni doyur deyip” yerinde oturmaz; oturamaz. Herkes: “Çalışmadan olmaz, aramadan bulunmaz, beklemek karın doyurmaz” deyip rızkı ile buluşmanın yollarını arar ve bulur. Halbuki bir insanın yiyeceği rızık bellidir, ilahi garanti altındadır. Böyle ilahi garanti altında olan bir şey için, çalışmadan olmaz diye inanırken; bize garanti edilmeyen cennet için sırf temenni ile yetinmek doğru mudur? Hele cehenneme sebep olacak işlerin içinde iken cenneti arzulamak, şeytanla dostluk yapıp Allah muhabbetini beklemek, günahların içinde kemale ve cemale ereceğini düşünmek tam bir aldanış ve şeytanın tuzağıdır.

    Başkasının yediği yemek bizi doyurmadığı gibi; başkasının çektiği zikir de bizim kalbimizi uyandırmaz. Karnımızı doyurmak için yemeği biz yemeliyiz; kalbimizi uyandırmak için zikri biz çekmeliyiz. Az da olsa, bu işleri bizim yapmamız lazımdır. Diğer bütün ibadet ve hayırlarda da durum böyledir.

    Buna dua yayıp sonra tedbirini almak denir. Tedbirden sonra teslimiyet gelir. Biz elimizden geleni yaptıktan sonrasına karışamayız. Yüce Allah, isterse az amele çok karşılık verir. Dilerse kulun samimiyetine göre hesapsız verir.

    Gavs-ı Sani Hz.leri, bir sohbetinde şöyle buyurdular: “Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah’ın zikrini çok yapmalıdır. Günah işleyenler, kalplerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar. Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur. Onun için haramlardan uzak durmalıdır.”

    Peygamberler (a.s) ve salih insanlar samimi duanın nasıl yapılacağını bize öğretmişler; cenneti ve cemali isteyenlere bunun yolunu göstermişlerdir. Yapılacak iş şöyle özetlenmiştir: İman, dua, gayret, sabır, teslimiyet, istiğfar ve Yüce Allah’ın rahmetine güvenmek.


    Hz. Musa’ya rica ettiler: “Biz bunu hiçbir hayrı olmayan çok kötü bir kul olarak bildik, tanıdık. Acaba bunun durumu ne idi? Yüce Rabbimize sor.” dediler. Hz. Musa: “Ya Rabbi bunların sözlerini işittin.” dedi. Yüce Allah ona şöyle vahyetti:

    “Bu kulum insanların tanıdığı gibi iki yüz senelik ömrünü kötü işlerle geçirmişti. Fakat bir gün Tevrat’ı açtı, orada Habibim Muhammed’in ismini gördü; ona hürmet için ismini öptü, gözlerinin üzerine koydu. Bu ameli hoşuma gitti, ona karşılık kendisini affettim.” (Kutu’l-Kulub, II, 163)

    Gavs-ı Sani Hz.leri bir sohbetlerinde buyurdular ki: “Yüce Allah’ın rahmeti çok geniştir. O bu rahmetini kullarına vermek istiyor, bunun için ufak bir bahane arıyor. Siz bu rahmete ermek için bir bahane bulun. Küçük-büyük demeden Allah rızası için önünüze gelen hayırlı işleri yapın. Önceki büyükler zamanında şöyle bir hadise anlatılır:

    Dr.Dilaver selvi