İstanbulun fethi Ulubatlı Hasan

'Osmanlı Tarihi' forumunda Wish tarafından 17 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. Ulubatlı Hasan Kimdir
    Ulubatlı Hasan İstanbul'un Fethi
    İstanbulun Fethi Ulubatlı Hasan Video İzle


    “Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan;
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan
    Elde sensin dilde sen,gönüldesin baştasın
    Fatihin İstanbul’u Fethettiği yaştasın...”(Arif Nihat Asya)


    Tarihte cereyan eden olaylar ve kahramanlar, o ülkelerin tarihlerine Şan katarlar. Tarih sahnesinde kaldıkları sürece de milletin dilinden ve gönlünden silinmezler. Türk’ün tarihinde millete mal olmuş böyle sayısız kahramanlar mevcuttur. Ulubatlı Hasan sadece onlardan biridir. Adı; İstanbul’un fethiyle anılır.


    Ulubatlı Hasan, fetih günü ön saflarda yer almak ve İstanbul’a ilk girmek için bizzat Fatih Sultan Mehmet Han’dan özel izin isteyen yiğitlerden biridir. İstanbul’un fethinde, ordunun cesaretinin doruk noktaya erişmesinde, onun düşman safları arasına, elinde bayrak olarak dalması ve surlara dikmesi, gönüllerde fethin meşalesinin yanmasına vesile olmuştur.

    “Osmanlı ordusu 29 Mayıs Salı günü sabaha karşı Edirnekapı ile Topkapı arasında umumi bir hücum başlatmışlardır. Savunmanın temel direği olan Venedikli General Giustiniani’nin yaralanıp cepheyi terk etmesi Müslüman askerleri heyecana getirmesi ve Fatih’ten dördüncü saf Osmanlı askerinin de Topkapı surlarına tırmanması emrini almasıyla birlikte Ulubatlı Hasan, maiyetindeki 30 askerle beraber, Osmanlı bayrağını surlara dikmişlerdir. Nitekim beraberindeki 30 kişiden, atılan ok ve ateşlerle, 18’inin şehit olduğu gelen nakiller arsındadır.”(bilgi;Osmanlı araştırmalar vakfı )

    Çok genç yaşta şehitlik rütbesini kazanan Ulubatlı Hasan'ın vücuduna 27 ok saplanmıştı. Arkadaşları bu okları çıkardılar ve bu mübarek şehidi Fatih'in huzuruna götürdüler. Fatih Sultan Mehmet Han, dua ettikten sonra şöyle demiştir: "Ulubatlı Hasan'ım! Ne kadar şanlısın. Eğer sultan olmasaydım, Ulubatlı Hasan olmak isterdim!"

    İstanbul’un fethi, bir beldenin sadece düşman işgalinden kurtuluşu olarak algılanmamalıdır. Dünyaya; insan haklarının, medeniyetin, dersinin verildiği ve işgal ile fetih arasındaki belirgin farkın anlatılmaya çalışıldığı ender bir olaydır. Onun içindir ki İstanbul’un fethi, çağı değiştiren bir olay olarak tarihe geçmiştir.

    Ülkeler her zaman işgal, yada yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirler. Bu tehlikelerin bertaraf edilebilmesi için de; milletlerini, gerektiğinde toprakları için canını seve seve verebilecek evlatlar olarak yetiştirebilmelidirler. Eğitimini, öğretimini, bütün planlarını bu ideal üzerine bina edebilmelidirler.

    İstanbul’un fethi münasebetiyle, millet olarak kendi kültürüne yabancılaştırılmaya çalışılan milletimizin gönlünde; yeniden “fetih ruhunun” canlandırılması, vatan-millet kahramanlarının örnek şahsiyetler olarak daha yakından tanıtılması gerekmektedir. Yeni nesil, mutlaka milli ve manevi hassasiyetle, ideal sahibi olarak yetiştirilmelidirler.

    Arif Nihat Asya milletimizin genç evlatlarına bu konuda bakın nasıl seslenmektedir;

    “Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden
    Senin de destanını okuyalım ezberden
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden
    Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!
    Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”