istanbulun fethi ile ilgili yazı

'Kısa Bilgiler' forumunda HazaN tarafından 13 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. İstanbulun Fethiyle ilgili yazı, İstanbulun Fethi yazıları, İstanbulun Fethini anlatan yazı
    İstanbulun fethiyle ilgili İskender Pala'nın bir yazısı

    Fatih’in gemileri karadan yürüdü mü?
    -Aziz dost Mustafa Armağan’a-Fatih, bilim ve sanata saygı duymak bakımdan harik-i âde bir yaratılışa sahipti. Altı dil bilir, bilim adamlarıyla en derin uzmanlık konularında tartışır, kurdurduğu medresede Türkçe bilim okutulabileceği günlerin hayalini kurar, onca meşgalenin, onca devlet işinin arasında bilim ve sanatla uğraşır, şiirler yazar, icatlar yapardı.

    Topçuluk fenninde geliştirdiği teknikler elbette Konstantinepolis’in İstanbul oluşunda büyük önem arz eder. Bu bakımdan onu bazı tarihçiler deha olarak gösterirler ki bence haklıdırlar. Bana onun bir deha oluşunu fısıldayan şey de şimdi anlatacağım ihtimaldir.

    Fatih’in gemileri karadan yürütmesi hadisesinde her tarihçi ayrı bir şey yazar. Kimisi yerini, kimisi şeklini, kimisi gemilerin sayısını farklı anlatır. Olayın çağdaşı olan tarihçilerin bile söylediklerinde birbirini tutmayan yanlar vardır. Ama bizce en tutarsız bilgi, içlerinde 22 çifte kürekli çekdiri ve kalita cesametinde teknelerin de bulunduğu 40 veya 72 pare geminin, bir gecede, Boğaz’dan Haliç’e nakledilmesidir. Tarihçilerin ittifakla söylediklerine göre gemiler için, şimdiki tramvay yolu gibi bir güzergâh kullanılmıştır. Orman içinde açılan bu kızaklı yol, manda derileriyle kaplanmış, ziftlenmiş, iç yağıyla yağlanmış ve tekne çekmeye hazır hale getirilmiştir. Şimdi ilkokul çocukları gibi bir hesaplama yapalım: Güzergâh bir tek. Çekilen tekne sayısı en az 40, en çok 72 ve olayın geçtiği sanılan 22 Nisan’da gecenin uzunluğu 11 saat 8 dakika, yani toplam 668 dakika. Her bir teknenin Kabataş’tan (veya Dolmabahçe) Kasımpaşa’ya nakli için ayrılan süre 668:40=16 dakika 7 saniye veya 668:72=9 dakika 3 saniye eder. Pes!.. Bir tazı önünden tavşan koştursanız ancak bu kadar sürede Tophane’den Kasımpaşa’ya kapağı atar da Dolmabahçe’den koşarsa yine de tazıya av olur. Bir de siz Münif Fehim’in hayali tablosundaki gibi, yüzlerce adamın bir tekneyi, yokuştan ve inişten taşıyarak 16 veya 9 dakikada aynı mesafeden geçirdiğini düşünün.

    Gemilerin karadan yürümesini inkar ediyor değiliz; hadise elbette gerçektir. Olayın tanığı olan Tursun Bey’e göre cerr-i eskal sanatında usta mühendisler gözetimindeki gemiler, Galata ensesinden Haliç’e, havadan yürümüş, belki de uçurulmuştur. Burdaki “cerr-i eskâl”, şimdi bizim cayraskal dediğimiz kaldıraç sistemidir ki gemiler denizden kızaklara böyle nakledilmişlerdir. Galata ensesinde o dönemde sık sedir ve çam ağaçları olduğu bilinmektedir. Demek ki güzergâh, ağaçların, hemen kesildikleri yerde tesviye ve kızak yapılması ile oluşturulmuştur. Tarihçinin ifadesiyle gemiler “havadan yürüdü”ğüne göre, gemilerin yelken donanımları açılarak çekilmiş, böylece rüzgarın itme gücünden yararlanılmış yani hava ile yürümüştür. Yine onun söylediği “uçurulma” meselesi de Tepebaşı’ndan Kasımpaşa’ya doğru inişlerinden kinaye olsa gerek. Ancak bütün bunlar, eminiz ki, gemilerin bir gecede nakledildiğine sizi inandırmaya yetmemiştir. Bize de yetmediği için başka türlü düşünmek zorunda kaldı ve şu sonuç çıktı: Eğer bahsi geçen cayraskal sistemi bir kaldıraç değil de makara sistemi ise her şey kendiliğinden çözülür. Yani Fatih ve mühendisleri, sık ağaçlar arasından gemileri, muhtemelen mükemmel donatılmış bir makara sistemiyle nakletmişlerdi. Böylece bir tek gemiyi yukarıya taşımakla işin ağır kısmını tamamlamış olursunuz. Yukarıya çıkarılan gemi Kasımpaşa’ya doğru inerken, pekala kendi ağırlığına denk bir gemiyi de Tophane’den yukarıya doğru çekebilir. İlk gemiyi altı saatte bile tepeye çıkarmış olsanız, diğerlerini peş peşe bağlayarak bir kaç saatte 40 veya 72 gemiyi kendiliğinden taşıyabilirsiniz. Aksi takdirde bir gemiyi yukarıya çıkarmaktan daha zor bir iş sizi beklemektedir: Aynı gemiyi aşağıya indirmek... Onca ağırlığı hangi güç aşağıya doğru akarken zaptedebilir?!..

    Bu bizim anlattığımız bir balondur; ancak patladığı zaman ne sonuç vereceğini bilemeyiz. Yine de,

    İmtisâl-i “câhidû fi’llâh” olupdur niyyetüm
    Mülk-i İslâm’ın mücerred gayretidür gayretüm

    dizelerini haykıran Fatih gibi bir adama böyle bir deha yaraşır: Demiş ya, “Bütün niyetim ‘Allah yolunda cihad ediniz!’ emrine uymaktan ibaret. Çabam da zaten bir İslam ülkesi için gösterilebilecek çabadan başka değildir.” O çabadır ki genç kahramanımızın adını tarihe bir deha diye yazdırmıştır. Ruhu şâd olsun...

    26.05.2005 tarihli Zaman gazetesinden...