İstanbulda Kahvehane Kültürü

'Sosyal Konular' forumunda By_TuaL tarafından 14 Ekim 2008 tarihinde açılan konu


  1. [​IMG]

    İstanbul'un kahve ve kahvehane kültürü, çok kapsamlı ele alınması gereken bir olgu olduğu gibi, tarihi de bir o kadar ayrıntılı... Toplumun değişim süreciyle paralellik gösteren, müşterileri adeta toplumun ve ait oldukları sosyal statünün birer aynası olan kahvehane kültürüyle tanışmamız, 1500'lü senelere rastlıyor.


    14'üncü yüzyılda Ortadoğu'ya, Hindistan'a ve Asya ülkelerine yayılan kahve, Yavuz Sultan Selim'in Suriye'yi, Mısır'ı, Hicaz'ı ele geçirmesinden sonra, 1519 yılında İstanbul'a geldi.


    İlk kahvehanelerin açılması ise, 1554-1555 yıllarına rastlıyor. İstanbul'un ilk kahvehanesi, Halepli Hakem ve Şamlı Şems isimli iki tüccar tarafından Tahtakale semtinde açılmıştı.


    İlk kahvehanelerin müşterilerini, dönemin seçkinler sınıfı sayılan bürokratlar, yâni Kanuni zamanında özerk yapılı bir yönetim kurulu olan "kalemmiye"nin üyeleri oluşturmaktaydı. Aydın sınıfından, eğlence düşkünü, iyi yaşamayı sevenlerden meydana gelen bu topluluk, 20 veya 30 kişilik gruplar halinde toplanıp, kitap veya görgü kuralları yazıları okur, satranç, tavla oynar, yeni yazdıkları şiirleri getirerek sanat tartışmaları yaparlardı.


    O devirde bu toplantılara katılmak, bir bakıma onaylanmak, kabul görmek, toplumsal bir statüye lâyık görülmek manâsına geldiğinden genç adaylar, becerilerini sergiler, bu ortama girebilmek için can atarlardı. Adayların Osmanlı seçkinlerinin kültürünü bilmesi, Farsça, Arapça, Türkçe ve edebi alanda tanınmış ustalar konusunda sağlam bilgilere sahip olmaları gerekmekteydi.


    Sosyalleşme anlamında toplumda önemli bir yere sahip bulunan kahvehaneler, aynı zamanda birer eğlence mekânıydı. Bazı kahvehanelerde dama, satranç, tavla oynanır, bazılarında ise Karagöz oynatılırdı. 19'uncu yüzyılda bu gösteriler Tophane tersanesine yakın mahallelerde, Fatih ve Sultanahmet Câmii çevresindeki kahvehanelerde yapılırdı.


    Kahvehaneler ünlerini, orada sanatını icra eden meddahlardan veya müzisyenlerden alırlardı. O zamana ait 43 meddah kahvehanesi olduğu bilgiler arasında.


    Dönemin meşhur kahvehanelerinden biri, geniş pencerelerinden Saray'ın göz kamaştırıcı görüntüsü yanında Haliç, Boğaziçi ve Adalar görünen; havuzu, zengin sofraları, ahşap tavanı ve duvar süslemeleriyle Tophane Kahvehanesi idi. Bu mekân Laz, Ermeni, Türk denizcilerin, edebiyatçıların, din adamlarının ve tüccarların uğrak yeriydi. O dönemde bunun dışındaki kahvehaneler, aynı meslek grubundan, aynı locadan şahısların gittiği kahvehanelerdi. Bunlar meslek grubuna göre esnaf ve hamal kahvehaneleri, balıkçı ve denizci kahvehaneleri, yeniçeri, tulumbacı kahvehaneleri gibi isimlerle anılırlardı.


    Bu kahvehaneler bilgi alışverişinin yapıldığı, mesleki problemlerin tartışıldığı, işbirliği yapılan yerlerdi. Örneğin Balat Kahvehanesi'ni işleten Penderoğlu, Türk ve Rum komşuları arasında zaman zaman çıkan kavgaları bu atmosferden güç alarak çözümlerdi.


    Günümüzde dahi popülerliğini korumakta olan Pierre Loti Kahvehanesi, 1880 yılında Eyüp'te Karyağdı Bayırı'nın sonundaki tepede açıldı. Galata ile Eminönü'nü birbirine bağlayan köprü üzerinde de çeşitli kahvehaneler mevcuttu.


    Yazar Edmond de Amicis'e göre, 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında, Beyazıt ve Galata kulelerinde de kahve içiliyordu. Yaz günleri Tophane ile Ayasofya meydanlarında kurulmuş olan çadırlar da kahvehane olarak kullanılmaktaydı.


    Kır yerlerine kurulan kahvehanelerin en büyüğü ise Kadırga'daki 56 Kahvehanesi idi.


    Fener'de deniz üzerinde bulunan İskele Kahvehanesi, vapur iskelesinin hemen yanındaki Ahmet Rasim'in uğrak yeri olan, içerisinde ince saz da bulunan kahve-gazino da dönemin popüler mekânlarından biriydi.


    Kahvehanelerin bazıları gündüz kahve olarak çalışır, gece ise gazinoya dönüşürdü. Bunlar arasında en ünlü olanı da, Eyüp İskele Gazinosu'ydu.