İslamiyetten Sonraki Türk Müziği

'Genel Türk Tarihi' forumunda Elfida tarafından 19 Ekim 2011 tarihinde açılan konu


  1. İslamiyetten Sonraki Türk Müziği hakkında bilgi

    İslamla gelişen ve çeşitlenen Türk hayatında hiç kuşkusuz müziğin de önemli bir yeri ve önemi vardır. Türklerin İslam kültür dairesi içerisine girmesiyle birlikte müzik kültürlerindeki en temel değişim müzik sisteminde olmuştur. Gerçi Makam müziği karakteri yalnız İslamla özdeşleştirilecek bir yapı değilse bile Türk müziğinin daha önceleri kullandığı daha farklı müzik sistemlerinin olduğu muhakkaktır. Pentatonik ve Heptatonik ses sistemlerinin ardından makamsal müziğin Ön Asya’daki ve Anadolu’daki izleriyle tanışan Türkler bu alanda çok ileri giderek şaheserler yaratmışlardır. XIII. Yüzyıldan itibaren İslami Türk edebiyatının da geliştiği görülür. Yunus Emre, Mevlana gibi şair, fikir adamı kimliğindeki kişilerin çevresindeki hareket yeni müziğin oluşumunda da etkili olmuştur. Osmanlı İmparatorluğuyla birlikte tarihin en parlak dönemlerini müzik kültürleriyle de yaşatmışlardır. XIII. Yüzyılın en önemli müzik hareketlerinden bir de müziği sistemleştirme çabalarıdır ki Safiyüddin Urmevi’nin Kitâb’ül Edvar’ı bu alandaki ilk ve en önemli eserdir. XIV. Yüzyılın ikinci yarısıyla XV. Yüzyılın ilk yarısında yaşayan Kırşehirli Yusuf b. Nizameddin, Meragalı Abdülkadir, Hızır b. Abdullah, Ahmedoğlu Şükrullah Osmanlı müziği ve müzik sistemleri konusunda ilk çalışmaları yapan kişilerdir. Daha sonra Enderun’da yapılan müzik eğitimi ile saray konservatuarı diyebileceğimiz Mızıka-i Humayun müziğin Osmanlı elitleri arasında yayıldığı çevrelerdir.Selçuklu İmparatorluğu’nun Osmanlı İmparatorluğu’na devrettiği ve Türklerin Anadolu’nun kadim halklarından aldıkları kültürel miras Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde yaşatılmış ve en ileri düzeye götürülmüştür. Kökleri İç Asya’da olmakla birlikte, tüm Akdeniz havzasında yayılan Makam müziğinin özgün ve ileri düzeyde kullanımı Türk müziğinde görülebilir. XX. yüzyılın ilk çeyreğine gelene kadar şehirlerde ve köylerde hayatın çeşitli aşamalarında kendine özgü tür ve biçimleriyle yaşatılan bir Türk müziğinden söz etmek mümkündür. Her dönemin ve sosyal olayın kendi doğurduğu şartlarla bezenen bu müzik günümüze kadar gelebilmiştir ve hala yaşatılmaktadır.

    Klasik Osmanlı-Türk müziğinde XX. Yüzyılın başlarına kadar durum böyle iken, yine köklerini Asya’daki müzik kültüründen alan ve bugün Anadolu’nun dört bir yanında hala yaşayan bir de halk müziği geleneği bulunmaktadır. Yerel sanatçıların ve âşıkların eliyle, Türk toplumunun yaşadığı tüm doğal ve sosyal olayları betimleyen geniş bir repertuar oluşturulmuştur.

    Kaynak