İslamiyetten Önce Kadının Yeri

'Genel Türk Tarihi' forumunda Masal tarafından 14 Eylül 2012 tarihinde açılan konu


  1. İslamiyetten Önce Kadının Yeri ve Önemi


    İslamiyet Öncesi Kadının Yeri



    Cahiliye devri Araplarında, kadının kocası yanındaki değeri, alınıp satılan bir maldan farksızdır. Arap erkeği adet zamanında kadınla bir arada oturmaz, onunla yiyip içmezdi. Aynı dönemde yine burada kadının miras hakkı yoktu. Oysa, Türk kadını miras hakkına sahiptir. Mesela; Yakutlar'da kadının kendine ait mülkü mevcuttur. Buna "and" veya "nemse" adı verilir. Kadının bunu istediği gibi kullanma hakkı vardır.

    .Cahiliyet zamanında nikah dört çeşitti. Bunlardan birisi, bu gün insanların yapmakta oldukları nikahtır. Şöyle ki: Erkek, diğer bir erkekten velâyetindeki kadını yahut kızını ister, akabinde o kadının mehrini tayin edip miktarını belirler. Sonra da o kadını nikah eder.Diğer bir nikah şekli şudur: Erkek, kendi karısı hayızından temizlendiği zaman karısına: Kendini filan kimseye gönder de, ondan seninle cinsel ilişki yapmasını iste! Der. Ve kadının o cinsel ilişki yapmasını istediği erkekten gebe kaldığı anlaşılıncaya kadar, kocası asla kadınına dokunmayıp, ondan ayrı durur. Kadının gebeliği belirince, kendi kocası isterse o gebe kadınla cima eder. Kocası bu başka erkekle cinsel ilişki kurma işini ancak çocuğun necipliğine, asaletine rağbet ettiği için yapar. İşte bu nikah, "Nikah-ül İstibzâ'" (yani başkasından cinsi münasebet isteme) olur.

    Diğer bir nikah şekli de şudur: On kişiden az bir cemaat toplanırlar da bunların hepsi bir kadının yanına giderler ve her biri ayrı ayrı kadınla cima eder. Neticede kadın bundan gebe kalıp da doğurduğu ve doğumdan birkaç gece geçtiği zaman o erkeklere haber gönderir. Artık o erkeklerden hiçbiri gelmemezlik edemez. Nihâyet hepsi kadının yanında toplanırlar. Kadın onlara hitaben:- İşinizden meydana gelip de doğurmuş bulunduğum çocuğu tanıdınız. Bu çocuk, senin çocuğundur ey filan! der.Ve kadın, onlardan arzu ettiği kimsenin adını söyler. Böylece kadının çocuğu, o adamın nesebine katılır. İsmini söylediği o erkek, bu çocuktan çekinmeye, yani onu kabul etmemeye muktedir olamaz.

    Dördüncü nikah çeşidi şöyledir: Bir çok insanlar toplanırlar da bir kadının yanına girerler. O kadının yanına giren erkeklerden hiç biri çekinmez. Bu kadınlar bir takım fahişelerdir ki, bunlar kendi kapıları üzerine bir alamet olsun diye birer bayrak dikerlerdi. Artık kim isterse bu bayraklı kadınların yanına girer. Bunlardan biri gebe kalıp da çocuğu doğurduğu zaman, o erkekler kadın için toplanırlar ve kendileri için birkaç kâif, yani iz sürmekte hünerli kimseler çağırırlar. Sonra bu kâifler o kadının çocuğunu, karar verdikleri kimsenin nesebine katarlar. Böylece çocuk onun soyuna katılır ve o şahsın çocuğu diye çağrılır.

    Altıncı asrın sonlarında dünyanın het tarafında, kadının üzerine karanlık çökmüştü.Tam bu esnada Mekke'den bir ses haykırmaya başladı.Bu ses Muhammed Mustafa'nın(a.s.) sesiydi.Mağdur olan kadınında imdatına yetişti. İslam kadının hakkını eksiksiz ve tam olarak veriyordu.İslam, kadının boynunda asırlardır asıls bulunan yaftayı kaldırmış, kendisine yönelik tüm horlamaları kaldırıp atmıştır.