islam medeniyetinin diğer medeniyetlere etkisi nedir?

'Sorun Cevaplayalım' forumunda Zendaya tarafından 2 Eylül 2011 tarihinde açılan konu


  1. islam medeniyetinin diğer medeniyetlere etkisi nedir?

    İslam medeniyetinin; bugünün ve geleceğin beşeri medeniyetlerinin tek alternatifi olduğu; tarihi ve ilmi bir gerçek olarak ortadadır. İslam'ın, Arap yarımadasında parlamaya başladığı VII. yüzyılda Dünya; Çin, Hint, İran-Sasani ve Doğu Roma(Bizans) imparatorluklarına bölünmüştü. Ancak bu toplum sistemleri, donmuş ve devirlerini tamamlamak üzere idiler. Ve hiçbirisi diğerine alternatif değildi. İslam, çağdaşı beşeri sistemlere, gerçek bir alternatif olarak doğdu. Ve kısa bir sürede, yeryüzüne yayıldı. Bir taraftan, adeta ışık hızıyla, bu imparatorlukları yerle bir edecek maddi - ekonomik - askeri bir güç merkezi haline gelirken; diğer yandan ortaçağın zifiri karanlığını, aydınlığa dönüştüren ilmin, tekniğin ve san'atın meş'alesini tutuşturdu.

    Özellikle İslam'ın ortaya koyduğu; "akli, pozitif ve deneysel ilmi metodoloji", Batı ilmi uyanışının(Rönesans-Aydınlanma) kaynağını teşkil etmiştir. Batı Rönesansı(Aydınlanması), gerçek ilhamını ve ayakları üzerine doğrulacak temellerini; ne Çin, ne Hint, ne de Yunan medeniyetinden almıştır.

    Bu medeniyetlerin; özellikle felsefi konulara yönelen Yunan medeniyetinin, kısır ve Aristocu bir karakter taşıdığı, tarihi bir gerçektir. İslam medeniyeti ise, bu medeniyetlerin pozitif unsurlarından yararlanmakla beraber; tabiat, eşya ve kainat olaylarını; tutarlı, bütüncül ve ilmi bir metodla araştıran; deneysel-tecrübi çalışmaları başlatan bir medeniyettir. Ancak uzun bir süre Batı, kendi uyanışını, İslam bilim ve tekniğine bağlamak istememiş; adeta bu tarihi-ilmi gerçekten, kaçınmıştır. Batı'nın uyanışını, eski Yunan'a irca etme gayreti; şüphesiz, Haç-Hilal kavgasının, bir şuur-altı tepkisidir.

    Bugün artık gerçeklerin ortaya çıktığı çağımızda; geçmişteki bu karartmalar ve bugün Batı uygarlığının alternatifsiz olduğu; kullandığı yöntem ve normların, tek ve son gerçek olduğu varsayımları, anlaşılabilir olsa da, gerçek değildir. Ancak İslam medeniyeti mensuplarının, kendilerini geçmişlerinden soyutlayarak; Batı medeniyetinin takipçileri olmaları, hiç de anlaşılır değildir. Bugün Türk insanının, tarihi-arka planı iptal edilirken; geçmişe ait hafıza kaydı, yıllardan beridir siliniyor. Hafızası; yani tarihi şuuru olmayan fert veya toplum; kendisini nasıl tanımlayacak, nasıl ilerleyecek ve gerçeğin izlerini nasıl takip edecek? Başka kültür ve medeniyetler karşısında; onların yemi olmadan, nasıl "ben de ayrı bir kimlik ve kişiliğim" diyebilecek?

    Kimliksiz fert ve toplumlar, kültürler ve uygarlıklar denizinde, boğulmaya mahkumdurlar. Bir toplum için kimlik; ister doğru ister yanlış olsun, vazgeçilmezdir. Kültür sistemleri ve sosyal düşünceler arasındaki etkileşim; yaklaşma, uzaklaşma ve uzlaşma gibi kavramlarla izah edilebilir. Özellikle temel ilkeleri zıt olan iki kültürel-sosyal sistem arasında; uzlaşmaz bir kavga vardır. Bu kavga; açık veya gizli, barışçı veya savaşçı yollarla mutlaka devam eder. Taraflardan hangisi zaafiyet taşır; yani diğerine sempatik bakarsa; kuvvetli olan, zayıf olan sosyo-kültür olguları etkiler. Kuvvetliden zayıfa doğru, kültürel akım başlar ki bu; kültür değişiminin temel yasasıdır.

    Gerçekte bu durum, fizik kütleler arasındaki çekim yasasına benzer. Yani kütlesi büyük(yoğun) bir gezegen, küçüğünü cezbeder ve kendisinin uydusu yapar. Kainattaki bütün fizik sistemler, bu manada cazibe(çekim kuvveti) farklılaşmasından doğan cezbetme ve uyma yasasına tabidir. İşte bu çekim yasası, kültür değişmelerini izahta da; vazgeçilmez ve açıklayıcı bir sosyal yasadır.

    Özetleyecek olursak; iki kültür-toplum tipinde, kuvvetli olandan zayıfa doğru; önce kültürel akım başlar. Arkasından, kuvvetli olan, zayıfı cezbederek temelden sarsar. Kültür ve uygarlık anlamında kimlikten mahrum fert ve toplumlar; kuvvetli ve cazip olanın çekim yasasına, hiçbir direnç göstermeden teslim olurlar.

    Bugün, kendisini çağdaş medeniyet olarak takdim eden, bilimsel-teknolojik üstünlüğünü; kendi normlarının, en son ve en doğru çağdaş gerçekler olduğu noktasında kullanan Batı kültürü; diğer toplum ve kültürleri tamamen etkileyerek, cezbetmiş bulunuyor. Eşya, ilim ve insanı; bir bütünlük içinde kavrayamayan ve gücü, bilgiyi ve parayı ilahlaştıran bu uygarlık; "büyüme için büyüme felsefesi"yle, bilim ve teknolojiyi, amaç haline getirmiştir. Çağdaş toplumları, büyüleyici gücüyle önce sarhoş etmekte, sonra da uygarlığının bir alt-sosyal sistemine dönüştürmektedir.

    Bu karadelik çekiminden, kim ya da kimler kurtulabilecektir? Tarihi-kültürel arka planı olmayan ve hafıza kaybına uğrayan toplumlar mı?.. Batı kültürünün tarihi ve bugünkü yaşamı ile sürekli beslenen savunmasız genç beyinler mi?. Kendi kimliğine ve tarihi kişiliğine yabancı; üyesi bulunduğu medeniyetin, tarihteki rolünden ve bilim-teknolojiye katkılarından habersiz bir toplum mu?..

    Sonuç olarak diyebiliriz ki; kendisine kimlik, kişilik, moral ve başka bir toplum olma hüviyeti kazandıran bütün bu pozitif değerlerden mahrum; aynı anda da, başka bir medeniyetin bombardımanı altında bulunan toplumlar; çekimine tabi oldukları uygarlıkların malzemesi olmaya, tarih sahnesinden silinerek, köleleşmeye mahkumdurlar.

    Bu bölümdeki incelemelerimizin konusu, İslam'ın; "ilmi metodoloji"ye, "ilim ve teknoloji"ye katkısı ile sınırlıdır. İslam ilmi; astronomiden, tıbba; kimyadan deniz bilimciliğine kadar, geliştirdiği yöntem ve tekniklerle; bir taraftan Avrupa'nın skolastik Aristocu mantığını yerle bir ederken; diğer taraftan Batı'daki ilmi uyanışın(Ronesans-Aydınlanma) kaynağı olmuştur.