İslam dünyasının mucitleri

'Sosyal Konular' forumunda anniccha tarafından 14 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. İSLAM DÜNYASININ MUCİTLERİ

    Hep batıya mal edilen kusursuz keşifler, yüzyıllar önce "Doğunun Leonardoları" tarafından zaten biliniyordu...

    Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan masallarda bahsedilirmiş ipek, inci ve "medeniyetin beşiği" doğudan... Gül bahçelerinin diyarı Ortadoğu, batıya asırlarca "hayal ve ilim" taşımıştı.

    Bilim Bayrağı Elden Ele Avrupa’ya Geçti

    Bilim, tarih boyunca Mısır ve Mezopotamya'dan Yunanlılara, Yunanlılardan İslam dünyasına, İslam dünyasından da Avrupa'ya geçti. Döneminin en ileri uygarlığı olan İslam dünyası ve onun yetiştirdiği dehalar, ne yazık ki bugün kendi toplumlarında bile tanınmıyor.

    Ulaşılan bu ileri uygarlık düzeyi, nasıl oldu da yazıldığı tarih sayfalarından silinmeye yüz tutan anılar haline dönüştü?

    Ortaçağda Bütün Dünya Karanlıkta Mıydı?

    Tarihçiler, M. S. 395–1453 yıllarını kapsayan Ortaçağ’ın 4. ve 8. yüzyıllar arasındaki dönemi "Karanlık Çağ" olarak tanımlıyor. Burada, batı eğitim sisteminin getirdiği ve dünyaya Avrupa merkezli bakmaktan kaynaklanan ciddi bir yanılgı var. Çünkü Avrupa'da "Karanlık Çağ’ın yaşandığı dönemde, doğu en parlak dönemini yaşamaktaydı!

    Işık Doğudan Yükselir

    Ortaçağ Hıristiyan dünyası karanlık bir dönemden geçerken, Ortadoğu'da yeni bir din doğmuş, bu dinin mensupları, Hıristiyanların talip olmadığı bilim mirasını sahiplenmeye başlamışlardı. Hz. Muhammed'in ölümünden sadece iki asır sonra, Bağdat'ta, Beytülhikme adı verilen üniversitede, pek çok dilde yazılmış bilim, tıp ve felsefe eseri Arapça'ya çevriliyordu!

    813 ile 833 yılları arasında halifelik yapan Memun zamanında, tarihin ilk "devlet destekli" rasathanesi yine Bağdat'ta kurulmuştu. Sadece 30 yıl sonra, dünyanın ilk "modern" hastaneleri, Bağdat'ta hasta kabulüne başlamıştı!

    11. ve 12. yüzyıllarda ise İslam dünyası, bilim adamları ve düşünürleri ve zengin kitaplıklarıyla, dünyanın uygarlık düzeyi en yüksek topluluğu haline gelmişti.

    Günümüzde "bilim tarihi" disiplininin kurucusu kabul edilen George Sarton, ünlü "Bilim Tarihi'ne Giriş" kitabında, her yarım asrı, o dönemin en üstün bilim insanının adıyla adlandırıyor. Kjtapta. 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren 350 yıllık "insanlık tarihi" şu isimlerle anılıyor:

    Cabir bin Hayyan, Harizmi, Razi, Mesudi, Ebu'l-Vefa, Biruni ve Ömer Hayyam...

    17. yüzyıla kadar Yunanca asılları bulunamayan antik dönem filozoflarının eserleri, Arapça'dan çevrilerek okundu

    Bu dünyanın bilimsel üstünlüğünün farkına varan Avrupa, bu uygarlıktan yararlanmaya karar vermek için 12. yüzyıla kadar bekledi. 12. yüzyıl, Arapça bilim, felsefe ve tıp eserlerinin Latince'ye kazandırılması için, özellikle İspanya ve Sicilya'da yoğun, programlı tercüme çalışmalarının başlatıldığı dönem olarak tarihe geçti, öyle ki, 17. yüzyıla kadar Yunanca asılları bulunamayan Aristoteles, Sokrates ve Platon gibi antik dönem filozoflarının eserleri, Arapça'dan çevrilerek okundu. İşte, "12. Yüzyıl Rönesansı" olarak adlandırılan bu çalışmalar, "modern batı uygarlığının doğuşunun temellerini oluşturdu. Bu bağlamda, Avrupalıların "Averroe" adını verdikleri İbni Rüşd'ün yazdığı "Külliyat", 18. yüzyıl sonlarına dek Vatikan'ın resmi İdeolojisi Aristoculuğun da dayanak noktasıydı. 1126'da Kurtuba'da (İspanya, bugünkü Cordoba) doğan İbni Rüşd'ün öğretileri, 700 yıl boyunca Avrupa filozoflarının başvuru kaynağı oldu. Aquinolu Tommaso, Bacon, Spinoza ve Leibniz, kitaplarında İbni Rüşd'e atıfta bulunan modern filozofların sadece birkaçı!

    Bilim Beşiği Bağdat

    Öğrenim, huzur ve güzellik cenneti Bağdat! Bir dönemin ozanları Bağdat'ı şöyle anlatıyorlardı:

    "Yerleri gülsuyuyla yıkanmış, yollanıl tozu ise miskti. Yeşillik ve çiçeklerle doluydu Bağdat ve ötüşen kuşların sesleriyle dolardı hava. Lutlar cıvıldar, flütler ahenkle şakırdı ve şarkı söyleyen hurilerin gümüş sesi, yeşilliklerle coşmuş koca bahçelerin ortasındaki sarayların pencerelerinden uyum içinde alçalıp yükselirdi..."

    Aristoteles, Hipokrates, Galenos, Euklcides, Arkhimedes, Batlamyus (Ptolemaios) ve Plotinus'un yapıtları, Bağdat'ta Arapça'ya çevriliyordu. Şairler, müzisyenler, matematikçiler, astronomlar, coğrafyacılar, hukukçular, filozoflar ve tarihçiler, uygarlık eserlerini Hindistan ve Çin'den gelen katkılarla daha da öteye taşıyorlardı.

    Bu Dönem, "Büyük Doğu"Nun Altın Yıllarıydı

    Bilimin kalbi haline gelen Bağdat'ta pek çok bilgin ağırlanıyordu. Bu isimlerden birisi de, Ortaçağ İslam dünyasının en büyük dehalarından; Ebu Abdullah İbn Musa el-Harizmi idi. Özbekistan'ın Harizm kentinde dünyaya gelen Harizmi, hayatını Bağdat'ta; matematik, astronomi ve coğrafya üzerine çalışmalar yaparak geçirmişti.

    Harizmi, cebiri bir bilim dalı haline getiren, zamanının en kapsamlı matematik kitabını yazan bilgindi

    En önemli eseri, Hisabü'l-Cebr ve'l-Mukabele'dir. Sonraları Latince'ye çevrilen kitap, matematik bilimi tarihinde çok özel bir yer tutuyor. Bu kitapla cebir, batıda bağımsız bir matematik disiplini olarak tanınmaya başlamış, dahası Arap kavramsal matematik sisteminin batı dünyası tarafından kabulünü sağlamıştı.

    Harizmi kitabını yazarken, bilinmeyen için "şey", a ve b katsayıları için "dirhem" ve x ile katsayı çarpımları için de "kaab" sözcüğünü kullanmıştı. Endülüslü Müslüman matematikçilerinin metinleri ile İspanyolca'ya "xay" olarak çevrilen "şey" kelimesi, zamanla değişerek, matematikteki ünlü "x" kavramına dönüştü.

    Harizmi, "Tek bilinmeyenli ikinci dereceden denklem”i bulup geometri ile açıkladı

    Modern matematik disiplinindeki adıyla "tek bilinmeyenli ikinci dereceden denklem”i bulan, çözümünü çizim yöntemi ile, yani geometrik olarak açıklayan ilk matematikçi de Harizmi oldu. Bir başka söylemle, bugün kullandığımız ve Avrupa kaynaklı sandığımız matematik terminolojisi, Avrupa'ya Harezmî’nin bir hediyesi!

    Günümüzde Harezmî’nin kitapları, aritmetik üzerine yazılmış en eski eserler olarak kabul ediliyor. Batının saygıyla andığı, bizim ise matematik kitaplarında yer bile vermediğimiz Harizmi, bilim tarihine yön veren ender insanlardandı. Onun matematik eserlerinden, Avrupa'nın üniversitelerinde 17. yüzyıla kadar ana ders olarak yararlanılmıştı.

    Sibernetiğin Babası: Diyarbakırlı Cezeri

    Otomatik kapılar; kuyulardan su çeken aygıtlar; demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları; pnömatik aletler; otomatik kontrol sistemleri... Tüm bunlar, 850 yıl önce "Cezeri" tarafından bulunmuştu!

    Batı dünyasında adı "Al Jazari" olan, "Bedi-üz Zaman Ebu'l-İzz İsmail el Razzaz el-Cezeri", 1136 yılında Diyarbakır'da dünyaya geldi. Cezeri, günümüzde "İnsan müdahalesi olmadan kendi kendini idame ettirebilen" sistemleri inceleyen "sibernetik" biliminin babası sayılıyor. "Kitab-el Hiyal" adlı ünlü eserinde, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotların tasarımlarına yer vermiş ve "bunların nasıl gerçekleştirileceğini" anlatmıştır.

    Cezeri rakiplerinden tam "altı asır önce" sibernetiğin ilkelerini bilim dünyasına sunan ilk kişiydi!

    Daha basit bir anlatımla, sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. Bu disiplin, zamanla gelişerek, hayatımızın vazgeçilmezleri arasına giren bilgisayarların ortaya çıkmasına imkân tanıdı. Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i, İngilizler Bacon'ı öne sürseler de, aslında Cezeri rakiplerinden tam "altı asır önce" sibernetiğin ilkelerini bilim dünyasına sunan ilk kişiydi!

    Regülâtörü ilk olarak J. Watt'ın 1780'de keşfettiğini söylerler. Bunun mucidi de yine Cezeri sözgelimi, günümüzün fizikçileri ve mekanikçileri, regülâtörü ilk olarak J. Watt'ın 1780'de keşfettiğini söylerler. Bunun mucidinin de yine Cezeri olduğu, ünlü eseri Kitab-el Hiyal'in 171. sayfasındaki çizimde açıkça görülüyor! Bu eserde, 50 farklı "modern alet'in plan ve işleyişi hakkında bilgiler veriliyor.

    Cezeri'nin ünlü Kitab-el Hiyal eserinin bugün dünya üzerinde sadece 12 kopyası mevcut. 1206 tarihli en eski kopya (kayıt numarası 3472), bugün Topkapı Sarayı III. Ahmet Kütüphanesi'nde; yine aynı dönemden kalan bir diğer kopya ise Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunuyor.

    Birçok Dile Çevrilen Cezeri’nin Kitabının Türkçe Tıpkıbasımı Yok

    Kitab-el Hiyal, kısmen ve ilk defa E. Wiedemann ve F. Hauscr tarafından Almanca'ya çevrildi. 1974'te ise, Donald R. Hill eserin tamamını İngilizce'ye çevirdi. İşin en ilginci, Cezeri'nin kitabının Türkçe'ye çevrilmiş bir "tıpkıbasımının henüz ülkemizde "basılmamış" olmasıdır!

    Cezeri’nin Bir Çizimi 1976 Da Londra Bilim Müzesi'nde Çalıştırıldı

    Cezeri'nin yaptığı makine parçalarının bir kısmının çizimlerine, ondan 300 yıl sonra yaşayan, Leonardo da Vinci'nin çizimlerinde rastlıyoruz. Kitab-el Hiyal'de anlatılan su saatlerinden biri, Londra Bilim Müzesi'nde, 1976'da çizimlere uygun olarak yeniden yapılıp çalıştırıldığında, Cezeri'nin yetiştiği doğu toplumunun bundan haberi bile olmamıştı!

    Solda Sıfır

    Dilimizde "değersizliğin ifadesi" olarak kullanılan "solda sıfır" deyimi, virgülün solunda kalan sıfır için kullanılıyor. Ondalık kesrin icat edilmediği bir dünyada, en küçük alışverişten uzay teknolojisine kadar hemen her alanda korkunç bir karmaşa yaşanırdı! Bankanızın faiz hesaplarını Roma rakamları ile yaptığını bir düşünsenize!

    Matematiğin Vazgeçilmezi Olan "Virgül"Ü Bulan Kişi, 14. Ve 15. Yüzyıllarda Yaşayan Cemşid

    Yazıda "pek önemli" görülmeyen, ama matematiğin vazgeçilmezi olan "virgül"ü bulan kişi, 14. ve 15. yüzyıllarda yaşayan Cemşid bin Mesud bin Mahmud et-Tabib el Kâşi'dir.

    Uzun süre boyunca ondalık kesirlerin keşfi, Simon Stefan'a atfedildi. 1948 yılında, Alman bilim tarihçisi Pouluckey, araştırmaları sonunda ondalık kesirleri Cemşid'in bulduğunu kanıtladı. Simon Stefan'dan tam 160 yıl önce yaşayan Cemşid, ondalık sayılar üzerinde dört işlemi de uygulayabiliyordu! Avrupa'nın kesirli rakamların dört işlemi ile tanışması ise, 17. yüzyılda gerçekleşti. Cemşid, "pi" sayısını 9. kesirine kadar (3,141592653) kesinleştirmişti!

    Broom Açılımı” Kök Alma İşleminin Keşfi Şerefi De, Newton'a Verilmişti

    Benzer bir şekilde, matematikte "Broom açılımı" olarak bilmen formülden yararlanılarak gerçekleştirilen kök alma işleminin keşfi şerefi de, Newton'a verilmişti. Ancak, İngiliz matematikçi James Roy Newman, "The World of Mathematics" adlı kitabında, bunu Newton'dan tam 300 yıl önce Cemşid'in bulduğunu, ilk defa binom (ikinci dereceden polinom) denklemleri çözdüğünü dünyaya açıkladı. Son araştırmalar, ne yazık ki, Newman'ı bile haksız çıkartıyor! Binom denklemleri ilk çözen kişi, Cemşid'den üç asır önce yaşayan Ömer Hayyam'ın ta kendisidir!

    Leonardo’nun Mektubunda Adını Hatırlayamadığı Doğulu Bilgin

    "Doğunun Leonardolan"nın izlerine pek çok yerde rastlamak mümkün. Leonardo da Vinci'nin notlarında bile! Leonardo, akışkanlardan bahsettiği bir mektubunda,

    "Doğuda yaşayan, ama adını anımsayamadığı bir bilginin bu konudaki çalışmalarından yararlandığını" yazar. Leonardo'nun "adını anımsayamadığı" bu kişi. İstanbul'da Cihangir sırtlarında rasathane kuran Takiyüddin'den başkası değildir!

    Ekvatorun Uzunluğunu Nasıl Buldular?

    9. yüzyıl başlarında Abbasi halifesi Memun bir dünya haritası hazırlanması için emir verdi. Bu haritanın hazırlanmasında görev alan bilginler, her şeyden önce ekvatorun 1/360'ı olan bir boylam derecesinin gerçek uzunluğunu ölçmek zorundaydılar. İslam bilginleri, önce Kuzey Iraktaki Sincar Ovasında, sonra da Kuzey Suriye'deki Tedmür’de usturlaplarla, çubuk ve ip kullanarak bu ölçümü yaptılar.

    Halife Memun'un hizmetinde çalışan İslam coğrafyacıları, birçok defa yineledikleri ölçümler sonunda, bir boylam derecesinin uzunluğunu 56,66 mil, buradan hareketle ekvatorun uzunluğunu da “40.000 kilometreden biraz fazla" olarak belirlediler. Modern coğrafyanın olanakları ile belirlenen ekvator uzunluğu (40.070 km.), günümüzden 1200 yıl önce yürütülen bilimsel çalışmanın sonucuna çok yakın...

    Yerkürenin ‘Geoid’ Bir Forma Sahip Olduğunu Da Keşfetmişlerdi

    Yerkürenin 360 derecelik boylamlara bölünmesini Arap coğrafyacılara borçluyuz! Onlar Galileo Galilei'den 600 yıl önce dünyanın yuvarlak olduğunu söylemekle kalmamış, yerkürenin "geoid " bir forma sahip olduğunu da keşfetmişlerdi!

    Açık Denizde Mesafe Ölçme

    15. yüzyılda Müslümanlar, Hint Okyanusu'nda, aynı çizgiden eğimli ve ekvatora paralel uzaklıkları ölçme yöntemleri geliştirmiş, böylece açık denizde bulunan noktayı saptama ve gerçeğe çok yakın haritalar çizme olanağı bulmuşlardı.

    İslam denizcilerinin kitaplarından bize ulaşan mesafe hesapları, gerçeğe çok yakındı. 1520 yılı civarında Portekizceye uyarlanan bir haritada görünen ekvator uzunluğu, günümüzde bilinen değerden hemen hemen hiç farklı değil. Bir gerçeği anarak söyleyelim ki, o çağın Portekizli denizcileri ve tarihçileri bu haritaları Müslümanlardan aldıklarını hiç saklamıyorlardı!

    Ne Amerikalı Ne De Rus Olsa Olsa Türktür!

    Lagari Hasan Çelebi.

    Dünyada ilk insanlı roket sizce kim tarafından fırlatıldı? Şaşıracaksınız, ama bunu yapan biziz. Türkler! Dünyada ilk insanlı roket, sanıldığı gibi 1960’lı yıllarda Amerikalılar veya Ruslar tarafından değil, 1633 yılında Türkler tarafından fırlatıldı!

    Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Hasan Çelebi adlı Türk'ün, barutla çalışan iki katlı roket yaptığını; ateşlenen roketin, denize düşmeden önce 2,5 km yol aldığını aktarıyor. Lagari Hasan Çelebinin roketindeki ana motorun çevresinde 6 küçük motor daha bulunduğunu ve bu küçük motorların roketi havaya yükselten ilk kademeyi oluşturdukları konusunda bilgi veren Evliya Çelebinin bu anlatımı epey ilginç...

    Bu sistem, ilk kademedeki roketlerin yakıtı tükendiğinde, ikinci kademeyi oluşturan ve daha büyük olan ana motorun devreye girerek, roketin daha da yükselmesinin sağlandığı "modern füze" prensibi ile tıpatıp aynı!

    Evliya Çelebi'nin genellikle abartılar ve "beyaz yalanlarla süslediği seyahatnamesinde geçen bu olayın ne kadar doğru ne kadar hayal ürünü olduğu, bugüne dek bilinmiyordu. Lagari adında bir Sipahi Ocağı askerinin Kırım'a sürülmesine ilişkin padişah hükmünün bulunması, Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde de geçen "önce ödüllendirme, sonra sürülme" olayını doğruluyordu!


    İbni Sina'nın Öğretileri, Rönesans Döneminin Üniversitelerinin Birinci Eğitim Kitabı Oldu

    İbni Sina'nın "El-Kanun fi't-Tıb" kitabı, hiç kuşkusuz en önemli ve en ünlü yapıtıdır. Bu eser, gerçekten de o zamana kadar tıp biliminde yazılmış olanları geride bırakmış ve benzeri asla yazılmamıştı. İbni Sina'nın öğretileri, Rönesans döneminin üniversitelerinin birinci eğitim kitabı oldu. Modern tıbbın simgeleşmiş isimlerinden biri olan Sir William Osler'in deyişiyle, "Bu kanun, tıpta her çağın kutsal kitabı oldu."

    "El-Kanun fi't-Tıb"daki konular dikkatle incelendiğinde, İbni Sina'nın modern tıp için de geçerli olan pek çok ilkeyi belirlediği görülüyor. Yaşadığı dönemde mikroskop bulunmadığı halde, hastalıkların, "mikrop"ları anımsatan yaratıklarca oluşturulduğunu öngörmüştü. Bu muhteşem kitap, Avrupa'nın başlıca üniversitelerinde, 700 yıl boyunca okutulan temel başvuru kaynağı oldu.

    Bugün, Paris Üniversitesi'ndeki tıp fakültesi öğrencileri, St. Germain Bulvarı yakınlarındaki büyük konferans salonuna girdiklerinde, yalnızca iki kişinin boy portresiyle karşılaşıyor: İbni Sina ve Er-Razi...


    Tıp Yoktu, Onu Hipokrates Var Etti; Ölmek Üzereydi, Galenos Onu Canlandırdı; Dağınıktı, Razi Onu Bir Araya Getirdi; Eksikti, İbni Sina Da Onu Tamamladı...

    Bilim tarihinde adı sıkça geçen, tüm dünyada saygı ile anılan dahi kimdi? Bu büyük bilim insanı, İbni Sina adıyla bilinen, Hüseyin ibn Abdullah ibn Ali ibn Sina'dır. Arap kaynaklarında Aristoteles ile Farabi'den sonra "Üçüncü Öğretmen" (El Muallim el Sâlis) adıyla anılır. Latinler ise ona Avicenna derlerdi.

    İbni Sina, 980'de, Buhara yakınlarında Afşana köyünde doğmuş, genç yaşında ailesi ile Buhara'ya göçmüş ve oraya yerleşmişti. Babası tarafından bilginlere emanet edilen İbni Sina, 10 yaşına geldiğinde Kuran-ı Kerimi ezberlemişti bile! Genç yaşında olağanüstü zekâsını kanıtlayarak hocalarının seviyesini aşmıştı. Tıp kendisine cazip gelince, bulabildiği tüm kitapları hiçbir zorlukla karşılaşmaksızın kolayca okudu. Bu sırada, henüz 16 yaşındaydı.

    İbni Sina 16 Yaşında Buhara Sultanının Özel Doktoru Oldu

    Erken yaşta tıp alanında yıldızı parlayan İbni Sina'nın ünü tüm dünyaya yayıldı ve Buhara sultanı Nuh ibn Mansur es-Samani'nin özel doktoru olarak görevlendirildi. Böylece İbni Sina, o ana kadar hiç görmediği birçok değerli kitabın bulunduğu sarayın zengin kütüphanesine girmeye hak kazandı. 18'ine geldiğinde ise modern tıbbın ilk kitabını zihninde kurgulayacak seviyeye ulaşmıştı.

    İbni Sina, başyapıtı sayılan "El-Kanun fi't-Tıb"da şöyle diyordu:

    "Tıp zor bilimlerden biri olmadığı için, kısa zamanda bu bilimde şöhret olanların bile beni dinlemeye gelecek ve benden tıp öğrenecek kadar şöhrete ulaşmam şaşırtıcı değildir. Hastaları muayeneye başladım ve deneme sonucu elde edilmiş anlatılmayacak kadar çok tedavi yöntemi buldum. O dönemde 16 yaşındaydım. Bu sıralarda bilimi özümsüyordum. Bugün o bende olgunluğa erdi, bundan sonra yeni bir şey bulamadım."

    Bu dahi, 20'li yaşlarında çeşitli bilim dallarında eserler vermeye başladı. Felsefe, mantık, ahlak, tıp, matematik, astroloji, müzik, dilbilgisi ve fıkıh, bu dalların sadece birkaçıydı. O, bilginin tüm dallarında, büyük bilginlerle mektuplaşıyor ve tartışıyordu. Hem yaşadığı dönemde hem de çağlar boyu, İslam ülkelerinde olduğu kadar, Hıristiyan Avrupa'da da kendisine layık olduğu yeri bulmuştu.

    Dünyada İbni Sina'nın Bir Yazması Bulunmayan Kütüphane Çok Azdır

    Eserlerinin çevirisi bakımından İslam dünyasındaki bilim adamları arasında en şanslısı İbni Sina oldu. Eserleri Latince, İbranice, Farsça, Türkçe, Rusça, Süryanice ve hemen hemen tüm batı dillerine çevrilmişti. Dünyada İbni Sina'nın bir yazması bulunmayan kütüphane çok azdır. Nitekim İstanbul kütüphanelerinde de farklı dönemlerde yazılmış tam 1.500 tane "İbni Sina yazması" bulunuyor.

    Cabır Bin Hayyan (721-805): Avrupa'da "El Geber adıyla ünlenen Hayyan, çeliğin gelişimi, su geçirmez kumaşın verniklenmesi, paslanmanın önlenmesi gibi kimyasal yöntemleri geliştirmişti. Söylentiye göre altını bile çözen "kral suya" karışımını o bulmuştur.

    Fergani (798-861): Batıda Alfraganus diye bilinen Fergani'nin "ilm ün-nücüm ve'l-hareket is-semaviyye" adlı eseri, 13. yüzyıla kadar Avrupa'da astronominin en önemli başvuru kitabıydı, Dante'nin İlahi Komedyasında yer alan evren görüşü Fergani’den alınmadır!

    Ebubekir Er-Razi (865-932): Hekim ve simyacı Ebubekir Muhammed İbn Zetceriya cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanan kişidir. Razı ilk göz amelîyatı, alkolün tıpta kullanımı gibi pek çok ilklere atarak tıp tarihinde sarsılmaz bir yer edindi!

    Biruni (973-1048): Biruni, astronomi, matematik, coğrafya gibi birçok dalda çalıştı. 28 katı maddenin özgül ağırlıklarını bugünkülere çok yakın şekilde hesapladı. Büyük bir doğrulukla enlem ve boylam hesapları yaptı. Dünya'nın dönüşüne ilişkin bir kuram geliştirdi.

    Ömer Hayyam (1047-1122): Hayyam'ın geliştirdiği Celaleddin takvimi, bugün kullandığımız Gregoryen takvimden daha dakiktir. Gregorius takvimi her 3330 yılda bir günlük hata yaparken, Celaleddin takviminde aynı sapma 5000 yılda bir gerçekleşir.

    Hazini (1100-1155): Aslen Yunanlı bir köle olan, ancak daha sonraları İslam dinini seçen Hazini, Ölçü ve tartı sistemlerine büyük katkıda bulundu. Hazini, Newton'dan 509 yıl önce, "her cismin yerkürenin merkezine doğru çeken bir güç" olduğunu söylemişti.

    Cezeri ( ?-1206) : Artuklu hükümdar Mahmut, "Abdest alırken ayaklarıma su döken hizmetçilerin bana haklan geçiyor" diye rahatsız oldu ve başmühendisi Cezeri'den bir çare bulmasını istedi. Gezeri, kısa süre sonra abdest suyu döken bir robot yapmayı başardı.

    Ali Kuşcu ( ?-1474): Türk astronomi Ali Kuşçu, Semerkand Rasathanesi'nin müdürlüğünü yaptığı sırada Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan adına Fatih'ten barış dilemek için geldiği İstanbul'a yerleşti ve Zici Uluğ Bey adıyla bilinen yıldız katalogunu hazırladı.

    Harizmi (780-850): Ünlü matematikçi Harizmi'nin Latince'ye çevrilen "Hisab’el-Cebr ve'l Mukabele" kitabında geçen "el cebr" kelimesi, batı dillerinde "algebra"ya dönüştü. Bugün kollandığımız cebir terimi bu eserden kaynaklanır.

    Ebu Yusuf El-Kindi (801-873): Avrupalıların biricik "Alkindius'u Elnstein'dan 1100 yıl önce "Zaman cismin var olma süresidir. Zaman, mekân ve hareket birbirinden bağımsız değildir. Göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür." diyerek görelilik kuramını ortaya atmıştı!

    Farabi (870-950): Avrupalıların ona taktığı ismiyle "Pharabius" tan 300 yıl sonra, Hıristiyanlığın en büyük doktrincisi Aguinolu Tommaso, onun fikirlerini hemen hemen aynen tekrarlamıştı! Hobbesun ortaya atacağı teorinin öncüsü de, yine Farabi idi!

    İbni Sina (980-1037): İbni Sina'nın başyapıtı "EhKanun fit -Tıb", doğu ve batı tıbbim yüzyıllarca etkiledi ve tüm zamanların en çok okunan tıp kitaplarından biri oldu... 400 yıl öncesine kadar Fransız üniversitelerinin kapısında, onun yani "Avicenna"nın heykeli bulunuyordu'.

    İdrisi (1100-1165): İdrisi, 1154te, Sicilya kralı II. Ruggero'nun isteği üzerine dünyanın çeşitli coğrafi bölgelerini içeren 70 haritayı ve dünyanın yuvarlak bir modelini hazırladı. gümüş bir levhaya kazınan dünya haritası, 1160’ta ayaklanma sırasında isyancılar tarafından parçalandı.

    Cabir İbn Eflah (1100-1160): Eflah, ünlü İskenderiyeli astronomi bilgini Batlamyusun Almagest'ini eleştiren ve düzelten "İslah el-Mecisti" kitabını yazdı Batlamyus'un yanlış öğretisi, Galileo Galileiden 300 yıl önce Endülüslü Müslüman gökbilimciler tarafından çöpe atılmıştı bile!

    Uluğ Bey (1393-1449): Timurlenk’in oğlu Uluğ Bey, Yeryüzünün Güneş çevresindeki tam devrini 365 gün, 6 saat, 9 dakika, 6 saniye olarak hesaplamıştı, 21. yüzyılın en modern cihazları ile yapılan hesaplarla Uluğ Bey'in hesapları arasında yalnızca 58 saniye fark bulundu.

    Takiyüddîn (1526-1585): Optik biliminin babası olarak kabul edilen Takiyüddin, İstanbul'da dünyanın en büyük rasathanesini kurdu. Rasathane, 1580 yılında Kılıç Ali Paşa tarafından yıktırıldı. Gerekçe İse, Takiyüddin'in meleklerin bacaklarını gözlediği yolundaki söylentilerdi!