Irakın Ekonomisi

'Ülkeler' forumunda EyLüL tarafından 16 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Irakın Ekonomisi
    Irakın Ekonomi Durumu

    Irak Ekonomisi

    Uluslararası Toplum, özellikle son 10 yılda yoğunlaşan ve belirginle§en bir biçimde kriz bölgelerinin yardımına koşmaya başlamıştır. Bir başka ifade ile Toplum, zor duruma düşen üyelerine el birliği ile yardım etmeye yönelmiştir. Donörler açısından kimi zaman yapılan yardımın temelinde/arkasında insani duygulara, yardımlaşma güdüsüne ilaveten bazı çıkar beklentileri de yer alıyor olsa dahi, alıcı ülkeler açısından verilen yardımlar çoğu kez olumlu sonuçlar yaratmıştır.

    Ne zaman bir kriz bölgesine Uluslararası Toplumun yardımı sözkonusu olsa hemen bir "pasta"dan söz edilmeye başlanılmak:ta ve bu "pasta"dan ne kadar pay alınabileceğinin hesaplanmasına girişilmektedir. çoğu kez gerçekleşen yardım miktarı tahmin edilen rakamın çok altında kalmaktadır. Örneğin, Afganistan'ın yeniden imarı için 20-25 milyar dolar geleceği ümid edilirken 2002 Ocak ayında yapılan Tokyo Toplantısında donör taahhütleri 5 yıl için, bir miktarı da kredi önerisi olmak üzere 5 milyar doları ancak bulmuştur. Kuveyt'in yeniden imarı için yapılan 100 milyar dolarlık tahmin ancak dörtte bir oranında (24 milyar dolar) gerçekle§mi§tir.

    Geçtiğimiz iki yıl içinde pek revaçta olan" Afganistan Pastası" ve bu pastadan pay alma beklentisi yerini yavaş yavaş "Irak Pastasına" ve bu yeni pastadan payalma ümidine bırakmaktadır. Daha önceki örneklerde olduğu gibi §imdi artık "Irak Pastası"nın büyüklüğüne ilişkin tahminler yapılmakta ve Marshall Yardımından bu yana en büyük yeniden imar projesi olacağı ileri sürülen Irak Pastası'nın mali portresinin 60 milyar doların altında olmayacağı, 362 milyar dolara kadar da çıkabileceği hesaplaması veya düşüncesi yahut beklentisi telaffuz edilmektedir (zamanında 13 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olan Marshall Yardımının bugünkü değeri 100 milyar dolar civarındadır) .

    Irak'taki yeniden imar ihtiyacı belki gerçekten de üç haneli milyar dolarlar düzeyindedir. Yani ihtiyaç duyulan pasta belki de hakikaten çok büyüktür, ancak kimse bu pastanın bedelinin nereden karşılanacağını açıklayamamaktadır . Pastanın bedeli ya Uluslararası Toplumun vereceği yardımlardan karşılanacaktır, ya da Irak'ın kendi gelirinden ayıracağı miktarlarla ödenecektir. Mali imkanların ne büyüklükte bir pastaya imkan tanıyacağını görebilmek için söz konusu iki finansman kaynağını incelemekte yarar bulunmaktadır.

    Son 16 yıl içinde; 1994'te Ruanda, 1996-1998 arası Bosna, 1999-2001 arası Doğu Timor, yine aynı dönemde Kosova, 2002 yılından bu yana Afganistan başta gelmek üzere dünyanın bir çok bölgesinde zor duruma düşmüş ülkelere yapılan uluslararası yardım uygulamasının er veya geç donörlerde bir bezginlik yaratması olasıdır. "Donors' fatigue/Donör Yorgunluğu" olarak adlandırılabilecek bu olgu belki de çoktan başlamıştır.

    Nitekim, mukayese edilebilmesi için, yapılan toplam yardımın nüfusa bölünmesi ile elde edilen kişi başına yardım (KBY) miktarlarının incelenmesinden, 1994'te Ruanda'ya yapılan 193 dolar KBY bir yana bırakılırsa, uluslararası toplumun "hamiyet elinin" giderek sıkılmaya, kısılmaya başlandığı görülmektedir:

    1996-98


    Bosna


    : kişi başına yardım 326 dolar

    1999-01 Kosova


    : kişi başına yardım 288 dolar

    1999-01 Doğu Timor: : kişi başına yardım 195 dolar

    2002-03 Afganistan


    : kişi başına yardım 176 dolar

    23-24 Ekim 2003'te Madrid'de düzenlenen Irak'ın Yeniden İman İçin Donörler Konferansından önce, Uluslararası Toplumu katkı yapmaya teşvik etmek ve yönlendirmek amacıyla biri Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası tarafından, 7 sektördeki imar ihtiyaçlarını ortaya koyan; diğeri Koalisyon Geçici Yönetimi (CPA) tarafından, bu sektörler dışında kalan 9 "kritik sektör" deki imar gereksinimini saptayan iki İhtiyaç Tespit Raporu hazırlanmıştır.

    En yetkili kuruluşlar tarafından hazırlanan raporlar Irak'ın 2004'ten başlayarak 2007 yılına değin 4 yıllık süre içinde yeniden imar ihtiyacının 56 milyar dolar olacağını ortaya koymaktadır. Yani Irak Pastasının önümüzdeki 4 yıl için olması gereken büyüklüğü 56 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Bu tespite, bu yönlendirmeye Uluslararası Toplum Madrid'de yeterli karşılığı verememiştir. Toplantıya iştirak eden 73 ülke ve 20 uluslararası kuruluşun yapmayı taahhüt ettiği yardım 32-36 milyar dolar düzeyinde kalmıştır (iki farklı rakam zikredilmesinin nedeni Dünya Bankası taahhüdünün 2.5,ila 4.5 milyar dolar, IMF taahhüdünün de 1.7 ila 3.4 milyar dolar arasında olmasının öngörülmesindendir). Bir başka ifade ile, bir çok üyesi "Pastadan payalma" hesapları yapan Uluslararası Toplum pastanın bedelini kendi arasında toplayamamıştır. Üstelik, taahhüt edilen 32-36 milyar dolar da net olarak Irak'a verilecek yardımı teşkil etmemekte, donörlerin vermeyi önerdikleri borç ve kredileri de içermektedir.

    Borç ve kredi önerilerinin 10-14 milyar dolar arasında olduğu. göz önünde bulundurulursa Irak'a verilecek hibe miktarı 22-23 milyar dolar düzeyinde kalmaktadır. Bunun da 18.439 milyarı ABD tarafından, kalan 4 milyar dolar civarındaki bölümü de diğer donörler tarafından verilecektir. Bu rakamlar ABD dışında kalan Uluslararası Toplumun, kredi ve borç önerileri bir yana bırakılırsa, Irak'a, Afganistan'a yaptığından da daha az bir yardım taahhüdünde bulunduğunu ortaya koymaktadır (donors fatigue). ABD hariç tutulursa, 2004-2007 yılları arasında Uluslararası Toplumun Irak'a yapmayı taahhüt ettiği Kişi Başına Yardım 150 dolar civarında kalmaktadır (hesaba ABD dahil edildiğinde KBY 900 doları bulmaktadır).

    ABD dışında kalan donörlerden bazılarının, taahhüt ettikleri miktarları daha şişkin gösterebilmek amacıyla şimdiye değin yaptıkları harcamaları, gönderdikleri askerlere ilişkin masrafı, Irak'ı doğrudan ilgilendirmeyen sarfiyatı da Irak' a yardım hesabına dahil etme çabaları görmezden gelinebilse dahi kredi/borç önerileri bir çok tereddüdü beraberinde getirmektedir. Irak'ın 112 milyar varil düzeyindeki kanıtlanmış petrol rezervi ile potansiyel zenginliğe sahip bir ülke olduğu doğrudur. Ancak Irak, halihazırda yeni borçlanmaya gitmek bir yana mevcut borçlarını dahi ödeyemez durumdadır.

    Irak'ın ticari borçları 120 milyar dolar civarındadır. Ortalama faizin %6 olduğu kabul edilse sözkonusu borcun yıllık faizi en az 7 milyar doları bulmaktadır. Irak'ın değil ana borcu, yıllık faizini dahi ödeyebilme imkanı, ne halihazırda, ne de yakın bir gelecekte, bulunmamaktadır. Bu nedenle ABD Başkanı George W. Bush, babasının Başkanlığı döneminde Dışişleri Bakanı olan Baker'i Özel Temsilci olarak görevlendirerek Irak'ın ticari borçlarının bir bölümünün silinmesi, kalanının yeni bir ödeme takvimine bağlanması için alacaklı ülkelerle görüşmeler yapmaya göndermiştir. Baker'in temaslarının bir bölümünde oldukça başarılı sonuçlar aldığı anlaşılmaktadır.

    Irak'ın bir diğer kategori borçlarını da ödemek zorunluluğunda olduğu sava§ tazminatları oluşturmaktadır. Küçük alacaklılar bir yana bırakıldığında Irak'ın başlıca iki ülkeye savaş tazminatı borcu bulunmaktadır. Birinci sırada bulunan Kuveyt'e, şimdiye değin BM Tazminatlar Komisyonu vasıtasıyla 16.5 milyar dolar ödemede bulunulmuşsa da Kuveyt'in hala 300 milyar dolar civarında tazminat alacağı mevcuttur. İkinci sırada da İran gelmektedir. Irak'ın İran'a, 1979-1988 İran-Irak Savaşından kalma ve BM tarafından kabul edilerek resmileşmiş 100 milyar dolar tazminat borcu vardır.

    (Bunların dışında bir de Suudi Arabistan'ın, İran ile sava§ı sırasında, Irak'a verdiği milyarlarca doların geri ödenmesi talebi bulunmaktadır. Ancak Irak sözkonusu paranın borç değil yardım olarak verildiği iddiası ile geri ödemede bulunmayı kabul etmemektedir).

    Irak'ın ticari borçlarına yapılmaya çalışıldığı gibi savaş tazminatı borçlarına da bir çare bulunması gerekmektedir. Aksi takdirde Irak'ın kendine hiç harcamayıp tüm petrol gelirini yatırsa dahi borçlarını temizlemesi çeyrek asırı bulacaktır. İşte bu durumdaki bir ülkeye yeni borç, yeni kredi önerisinde bulunmanın "yardım etme" kavramı ile nedenli bağdaşabileceği tereddüt uyandırmaktadır.

    Uluslararası Toplumun ortaya koyduğu "imece" pastanın bedelini karşılamaya yetmediğine göre acaba Irak aradaki farkı kendi imkanları ile kapatabilecek midir?

    Irak'ın Maliye ve Planlama Bakanlıklarınca 2003 yılı sonlarında hazırlanan 2004, 2005 ve 2006 yılları cari bütçeleri aşağıda özetlenmektedir.




    2004


    2005


    2006

    GELİRLER










    Petrol


    12,000


    18,500




    19,300










    Gümrük Vergisi


    300


    350


    -

    Gelir Vergisi


    30


    80


    160

    Devlet Kuruluşlarının Geliri


    375


    95


    100

    Harçlar ve Rüsumlar


    64


    88


    123

    Diğer Vergiler


    70


    70


    80

    GELİRLER TOPLAMI


    12,839


    19,183


    19,763














    GİDERLER










    Cari Harcamalar


    12,685


    14,079


    14,309

    Sermaye Yatırımları


    745


    5,091


    5,436

    GİDERLER TOPLAMI


    13,430


    19,170


    19,745

    BÜTÇE DENGESİ


    -590.9


    13


    18

    Tetkikinden de görüleceği üzere yatırımları ihtiva etmeyen ve sadece cari harcamaları içeren bütçelerde 2004 yılında 590 milyon dolar açık verileceği, 2005 ve 2006 yıllarında ise bütçe denkliği sağlanacağı hesaplanmaktadır. Bir başka anlatım ile, gelir ve giderlere ili§kin tüm varsayımlar gerçekleşse dahi Irak 2004, 2005 ve 2006 yıllarında kendi kaynaklarından elde ettiği gelir ile ancak kendini idame ettirebilecek, yeniden imara, yeni yatırımlara, borç/tazminat ödemesine ayırabilecek kaynak bulamayacaktır. Kaldı ki varsayımların ne derecede gerçekleşebileceği de tartı§maya açıktır. Örneğin, 2004 yılı için bütçe de öngörülen 13.43 milyar dolarlık giderler toplamının, daha Ocak ayında ABD Başkanlık Bütçe Ofisi tarafından hazırlanan bir raporda (Section 2207 Report) 15.6 milyar dolara ulaşacağı kaydedilmiştir. Ayrıca 2004 bütçesinde petrolden sonra en büyük gelir kaynağını olu§turan vergi (gümrük, gelir ve diğer vergiler ile harçlar ve rüsumlar) tahsilatı uygulamasının (şimdilik) Mart ayı başına ertelenmesi daha şimdiden gelir azalmasına yol açmıştır.

    Durumu düzeltebilmek, Irak'ın kendine yeterli olmasının da ötesine geçilerek yeniden im arına kendisinin de katkı yapmasını sağlayabilmek, yani pasta bedelinin açık kalan kısmını Irak'ın kapatmasını temin edebilmek imkanı yok mudur? Bu sorunun cevabı Irak'ın gelirinin arttırılıp arttırılamayacağına bağlıdır. Petrol rezervleri bakımından 112 milyar varil ile dünyanın (Suudi Arabistan'ın arkasından) ikinci zengin ülkesi (doğalgaz rezervleri bakımından da dünyanın 10. zengin ülkesi) olan Irak'ın petrol geliri 2004 yılı bütçesinde 12 milyar, 2005'te 18.5 milyar, 2006'da 19.3 milyar dolar olarak öngörülmektedir. Bu rakamlar Irak'ın 2004 yılında günde 1.6 milyon, 2005'te 2.4 milyon ve 2006'da 2.5 milyon, varil petrol ihraç edeceği ve petrol fiyatlarının sabit kalacağı varsayımı ile hesaplanmıştır.

    1970'lerin başlarındaki petrol krizinin tekerrür etmesi ve fiyatlarda büyük artışlar olması olasılığı bir yana bırakılırsa Irak'ın petrol gelirini arttırabilmesi üretimini ve ihracat miktarını arttırabilmesine bağlı olacaktır. Ancak bu ifade edilebildiği kadar kolaylıkla gerçekleştirilebilecek bir husus değildir.

    Bilindiği üzere halihazırda dünya petrol arzı günde 78.6 milyon varildir. Bunun yaklaşık üçte biri OPEC ülkeleri tarafından temin edilmektedir. Irak dahil OPEC'in 11 üyesinin toplam arzının günde 24.5 milyon varil olması gerekmektedir. Aksi takdirde fiyatlar etkilenmektedir. Geçtiğimiz yılın ilk üç çeyreğinde günde ortalama 900 bin varil fazla ile piyasalara 25.4 milyon varil/gün petrol sunan OPEC 24 Eylül 2003 tarihinde Viyana'da yaptığı toplantıda arzı 1 Kasımdan itibaren 24.5 milyon varili gün düzeyine çekme kararı almıştır.

    10 Şubat 2004'te yapılan OPEC toplantısında bir sürpriz karar daha alınmış ve üretimin 1 Nisan 2004 tarihinden başlamak üzere, günde 1 milyon varil daha azaltılarak 23.5 milyon varil gün düzeyine indirileceği açıklanmıştır.

    OPEC'in böylece, OPEC üyesi olmayan bazı petrol üreticilerinin aşırı üretim yapmaları sonucunda petrol fiyatlarının düşmesi ihtimalini önlemeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Anlaşılmakta zorluk çekilen husus ise bir yandan 2003 Kasımında yapılan 900 bin varil/gün indirime ilaveten 2004 Nisanında yapılacak 1 milyon varil/gün, düzeyinde bir azaltma çabası, öte yandan da Irak'ın arzında fazlalaştırma ümidi hususlarının nasıl bağdaştırılabileceği ikilemidir.

    Irak'ın OPEC içindeki normal kotası ise günde 2.8 milyon varildir. Iran ile savaşı sırasında Irak bu miktara itiraz etmiş ve kotasının İran ile eşit düzeyde, yani günde 3.2 milyon varil olmasında diretmiştir. Irak'ın şimdiye değin ulaştığı en yüksek düzey ihracat seviyesi 1970'li yılların sonlarındaki 3.5 milyon varil/gün düzeyi olmuştur. 1990 Ağustosunda uygulanmaya başlanan BM ambargosu ile Irak'ın petrol ihracatı durdurulmuştur. Bir süre sonra

    BM'nin Gıda Karşılığı Petrol (OFF) Programının başlatılmasıyla Irak yeniden petrol ihraç imkanına kavuşmuştur. İhraç izni tedricen arttırılmıştır. Son savaş öncesinde Irak mezkur OFF Programı çerçevesinde günde 2.5 milyon varil petrol ihraç edebilmekteydi. Ekonomik müeyyidelerin uygulandığı dönemde. OPEC içinde açık kalan Irak payını Suudi Arabistan doldurmuştur. 1999 ilkbaharında yayınlanan bir araştırma (Round Table on Dedining Oi! Prices and Its Political Consequences in the Middle East"-Middle East Studies Vo1.6, No.l-Spring 1999 p-pp 5-36) İran-Irak Savaşı ve BM Ambargosu döneminde Irak'ın kullanamadığı kotasından Suudi Arabistan'ın aldığı payın 100 milyar dolar olduğunu ileri sürmektedir. Tez doğru ise 1999'dan bu yana rakamın daha da artmış olması muhtemeldir.

    İkinci Körfez Savaşı tahribatı ve sonrasında yaşanan yağmalama olayları, zaten yıllardır ambargonun getirdiği bakım, onarım yapamama, . teknolojik gelişmeleri izleyememe, nitelikli eleman yetiştirememe gibi sıkıntılarla karşılaşan petrol endüstrisini çökertmiştir. İhracat kapasitesi savaşın akabinde 600 bin varil/gün düzeyine inmiştir. ABD; yeniden imar faaliyetleri için ayırdığı meblağın önemli bir bölümünü ivedilikle bu alana tahsis ederek petrol üretim, nakil ve ihraç kapasitesinin arttırılmasına yönelmiştir. Petrole ili§kin işler Ha1liburton Şirketine bağlı olan Kellog, Brown and Root (KBR) Şirketine verilmiştir. Yapılan çalışmalar olumlu sonuçlar vermiş 2004 başında günlük üretim 2.3 milyon varil, günlük ihracat kapasitesi de 1.6 milyon varil düzeyine çıkarılmıştır. Irak Petrol Bakanı 2005 yılı sonunda 3.5-4 milyon varil/gün düzeyine ulaşılacağını ileri sürmektedir. Koalisyon Geçici Yönetimi (CPA) Başkanı Bremer ise aynı tarih için günde 3 milyon varil rakamını vermektedir. Her iki yetkili 2010 yılı sonu için ise 6 milyon varil/gün düzeyine ulaşılacağını ileri sürmektedirler.

    Oysa KBR'ın bir raporunda günde 3.5 milyon varil düzeyine çıkılabilmesi için 3 yıldan fazla bir süreye ve 3 ila 6 milyar dolar arasında bir yatırıma ihtiyaç olduğu, 6 milyon varil/gün düzeyi için ise 7 ila 10 yıl arasında bir süre ve 30-35 milyar dolar yatırım gerektiği belirtilmektedir. Bu süreler, paralar bulunsa, gerekli çalı§malar gerçekleştirilse ve öngörülen rakamlara ulaşılabilse dahi Irak'ın ihracat miktarını ne kadar arttırabileceği bir başka sorun oluşturmaktadır. Uzmanlara göre Irak'ın ihracatı günde 2.5 milyon varil düzeyine gelene değin OPEC içinde yeni bir kota düzenlenmesine ihtiyaç bulunmamaktadır. Hatta günde 2.8 milyon varile kadar da esneklik gösterilebilir. Daha fazlası için ise diğer üyelerin kotalarının yeniden düzenlenmesi gerekecektir.

    Irak'ın payının artmasının bir başka imkanı daha mevcuttur. Dünya petrol tüketimi yılda %1.8 oranında artmaktadır. Halihazırdaki 78.6 milyon varil/gün tüketim böylece 2025 yılında %50 artmış olarak günde 119 milyon varil düzeyine çıkacaktır. OPEC'in payı ise 2025 yılında iki mislinden fazla bir artış ile 56 milyon varil/gün olacaktır. Yani OPEC'in ihracatı önümüzdeki 21 yılda 31 milyon varil/gün artacaktır. Bir başka hesaplama ile OPEC'in payı her yıl ortalama günde 1.47 milyon varil artacaktır. Bu artı§ miktarı da normal olarak OPEC'in 11 üyesi arasında orantılı biçimde paylaştırılacaktır. Irak'ın bu artıştan payına ne düşer bilinmez ama Irak OPEC üyesi olarak kaldığı sürece, diğer OPEC üyeleri kotalarını rıza ile veya bir başka şekilde azaltmadıkları müddetçe ve dünya petrol piyasası ve siyasi konjoktüründe beklenmedik bir değişme olmadığı takdirde Bağdat rejiminin §u tarihte, petrol ihracatını bu kadar yükselteceğini iddia ederken temkinli olmak ve realiteleri unutmamak gerekmektedir.

    Irak'ın kendi gelir kaynaklarının, yani petrol ihracatından elde ettiği gelirinde kısa ve orta vadede belirli bir düzeyin üzerinde arttırılması mümkün olamadığına göre Pastanın bedeli yine açık kalmaktadır. Bu durumda Uluslararası Toplum yeniden bir gayrete gelmediği takdirde, fatura açığının ABD tarafından kapatılması beklenecektir.

    ABD, 2003 yılında 2. Dünya Savaşından bu yana kaydedilen en büyük bütçe açığını vermiştir. Sava§ öncesinde 2003 yılı açığının 304 milyar dolar olacağı tahmini yapılırken, Temmuz 2003'te yapılan yıllık açık tahmini %50 artışla 455 milyar dolara çıkmış, Eylül ayında ise 2003 yılı açığının 500 milyarı bulacağı tahmini ileri sürülmüştür (2003 yılı bütçe açığının 490 milyar dolar civarında olu§tuğu Şubat 2004 ortasında açıklanmıştır).

    Başkan Bush 2003 yılında sava§ için Kongre'den 79 milyar dolar ek ödenek almıştır. Başkan'ın 2004 yılı için temin ettiği ek ödenek ise (büyük bölümü Irak'a, küçük bir parçası ise Afganistan'a harcanmak üzere) 87.5 milyar dolardır. Yani fatura şimdiden 166.5 milyar doları bulmuştur. Daha yılın başında, ABD bütçesinin 2004'te 475 milyar dolar açık vereceği tahminleri yapılmaktadır. Irak'a sarf edilecek her ilave dolar bütçe açığını daha da arttıracaktır. ABD ekonomisi 2003 yılında %2 ila 3 arasında bir büyüme göstermiş bulunmasına ve bu trendin devam eğilimini sürdürmesine kar§ılık 2004'ün Amerika'da seçim yılı olması da büyük önem taşımaktadır. Netice itibarıyla Irak'ta büyük bir yeniden imar gereksinmesi mevcuttur. Yani büyük bir "Pasta" söz konusudur. Ancak bu Pastanın finansmanının nasıl sağlanacağı henüz belli olmamı§tır. Temennimiz dost ve kardeş Irak'ın yeniden çağdaş dünyada hak ettiği yere gelebilmesi için gerekli imkanların sağlanması, Türkiye'nin de bu süreç içinde payına düşen yerini alabilmesidir.