İngilizcede ençok kullanılan kelimeler

'Ders notları' forumunda YAREN tarafından 13 Mart 2009 tarihinde açılan konu


  1. İngilizcede en çok kelimeleri önceden ezberlemek bu dili öğrenmeniz açısında daha kolay olacaktır.
    Sizler için seçtiğimiz günlük hayatta en çok kullanılan kelimeler

    abbreviation: kısaltma
    ability: beceri
    able: becerikli
    about: hakkında
    above: üstünde, -den yukarı
    abroad: yurtdışına
    absence: yokluk
    absent: dalgın
    accept: kabul etmek
    acceptable: kabul edilebilir
    accident: kaza
    accidental: kaza ile olan
    according: e göre
    account: hesap
    achive: başarmak
    achivement: başarı
    acid: asit
    across. karşıda
    act: davranmak
    action: olay
    active: aktif
    activity: aktivite
    actor,actress: aktör, aktris
    actual: gerçek
    actually: aslında, gerçekten
    add: eklemek
    addition: eklenti
    additional: ilave
    address: adres
    adjective: sıfat
    admiration: taktir hayranlık
    admire: hayran olmak
    admit: içeri almak,kabul etmek
    adult: yetişkin
    advanced: gelişmiş, ileri
    advantage: avantaj
    adventure: macera
    adverb: zarf
    advertise: ilan vermek
    advertisement: reklam ilanı
    advice: tavsiye
    advise: danışman
    affair: mesele
    affect: etkilemek
    afford: gücü yetmek
    afraid: korkmak
    after: sonra
    afternoon: öğleden sonra
    afterwards: daha sonra, sonradan
    again: tekrar
    against: karşıda
    age: yaş
    ago: önce
    agree: razı olmak, anlaşmak
    agreement: anlaşma
    ahead: ileride, öne doğru
    aim: amaç, hedef
    air: hava
    aircraft: uçak
    airport: hava limanı
    alcohol: alkol
    alive: yaşayan
    all: hepsi
    allow: izin vermek
    almost: hemen hemen
    alone: yalnız
    along: boyunca
    alphabet: alfabe
    already: zaten
    also: ayrıca
    although: e rağmen
    always: her zaman
    among: arasına
    amount: tutar
    amuse: eğlendirmek
    amusement: eğlence
    amusing: eğlenceli
    an: bir
    ancient: antik, eski
    and: ve
    anger: sinir
    angle: melek
    angry: sinirli
    animal: hayvan
    announce: ilan etmek
    annoy: rahatsız etmek
    annoying: rahatsız edici
    another: diğer
    answer: cevap
    anxiety: tasa, kaygı
    anxious: endişeli, kaygılı
    any: hiç
    anyone: herhangi biri
    anything: herhangi bir şey
    anywhere: herhangi biyer
    apart: ayrı
    apartment: apartman
    appaer: gözükmek
    appaerance:
    apple: elma
    aproval:
    approve: onaylamak
    area: meydan
    argue: tartışmak
    arguement: münakaşa
    arm: kol
    army: ordu
    around: etraf
    arrange: planlamak
    arrangement: düzenleme
    arrival: geliş, varış
    arrive: varmak, ulaşmak
    art: sanat
    article: makale
    artificial: yapay
    as: gibi
    as opposed to: tersi anlamı
    ashamed: utanmış
    ask: sormak
    asleep: uykuda
    association: kurum, ilişki, çağrışım
    at: de da
    atom: atom
    attack: saldırı
    attempt: girişim
    attend: uğraşmak
    attention: dikkat
    attitude: davranış
    attract: cezbetmek
    attractive: çekici
    authority: uzman kimse
    autumn: sonbahar
    available: hazır, meşkul değil
    average: avaraj
    avoid: kaçınmak, sakınmak
    awake: uyanık
    away: uzağa
    awkward: uygunsuz, zor
    baby: bebek
    back: geri
    background: geri taraf
    backward: geri kalmış
    bad: kötü
    bag: yatak
    bake: fırında pişirmek
    balance: ayar
    ball: top
    band: bando
    bank: banka
    bar: bar
    base: üs,taban,kurmak,dayanmak
    basic: kolay
    basket: çöp kutusu
    bath: banyo
    battle: savaş
    be: olmak
    beach: sahil, pilaj
    beak: gaga
    beam: yaymak, gülümsemek,ışın
    bean: fasulye
    bear: ayı
    beat: vurmak,karıştırmak,tempo
    beautiful: güzel
    beauty: güzellik
    because: çünkü
    become: dönüşmek
    bed: yatak
    beer: bira
    before: önca
    begin: başalamak
    begining: başlangıç
    behave: davranmak
    behaviour: davranış
    behind: arkasında, gerisinde
    belief: inanç
    believe: inanmak
    bell: zil
    belong: ait olmak
    below: aşağıda, altında
    belt: kemer
    bend: eğmek, bükmek
    beneath: altında
    beside: yanına
    best: en iyisi
    better: daha iyi
    between: arasında
    beyond: ötede, ileride, - den sonra
    bicycle: bi***let
    big: büyük
    bill: hesap, kanun tasarısı
    bird: kuş
    birth: doğmak
    bit: biraz, bir parça
    bite: ısırmak
    bitter: acı, üzücü
    black: siyah
    blade: bıçak
    blame: sorumluluk, suçlu tutmak
    blind: kör
    block: blok
    blood: kan
    blow: üflemek
    blue: mavi
    board: tahta
    boat: bot, sal
    body: vücut
    boil: yağ
    bomb: bomba, patlamak
    bone: kemik
    book: kitap
    boot: bot, tekmelemek
    border: sınır
    bored: sıkılmış
    boring: sıkıcı
    born: doğmuş
    borrow: ödünç almak
    both: ikiside
    bottle: şişe
    bottom: kıç
    bowl: kase, tas
    box: kutu
    boy: erkek çocuk
    brain: beyin
    branch: şube, dal
    brave: cesur
    bread: ekmek
    break: ara, mola, tenefüs
    breakfast: kahvaltı
    breast: meme
    breath: nefes
    breathe: nefes almak
    breed: üretmek, beslemek
    brick: tuğla
    bridge: köprü
    bright: parlak
    bring: getirmek
    broad: geniş
    broadcast: radyo yayını
    brother: erkek kardeş
    brown: kahverengi
    brush: fırçalamak
    build: inşa etmek
    building: bina
    bullet: mermi
    burn: yanmak
    brust: vahşi
    bury: gömmek
    bus: otobüs
    bush: çalı
    business: mühendis
    busy: meşgul
    but: ama
    butter: tereyağı
    button: buton, düğme
    buy: satın almak
    by: ile,-e kadar yakınında
    cake: kek
    calculate: heaplamak
    call: çağırmak, seslenmek
    calm: sakin olmak
    camera: fotğraf makinası
    camp: kamp kurmak
    can: e bilmek
    cap: kep
    capital: başkent
    car: araba
    card: kart
    care: bakım, umursamak
    careful: dikkatli
    careless: dikkatsiz
    carrige: havuç
    carry: taşımak
    case: kutu,durum
    castle: kale
    cat: kedi
    catch: yakalamak
    catlle: sığır
    cause: neden olmak
    ceiling: tavan
    celebrate: bayram
    cell: satmak
    central: merkezi
    centre: merkez
    century: yüzyıl
    ceremony: tören
    certain: kesin
    chain: zincir
    chair: sandalye
    chance: şans, fırsat
    change: değiştirmek
    character: karakter
    charge: şarj etmek
    chase: kovalamak
    cheap: ucuz
    cheat: kopya çekmek,aldatmak
    check: kontrol etmek
    cheek: yanak
    cheerful: neşeli
    cheese: peynir
    chemical: tıbbi
    chemistry: kimya
    cheque: çek
    chest: göğüs
    chicken: tavuk
    chief: şef
    child: çocuk
    children: çocuklar
    chin: çene
    chocolate: çikolata
    choice: seçim
    choose: seçmek
    church: kilise
    cigarette: sigara
    cinema: cinema
    circle: daire
    circular: dairesel
    citizen: vatandaş
    city: şehir
    claim: iddia etmek, talep etmek
    class: sınıf
    clay: kil
    clean: temiz
    clear: temizlemek
    clever: akıllı
    cliff: tepe
    climb: tırmanmak
    clock: saat
    close: kapalı
    cloth: örtü, kılıf
    clothes: elbise
    clothing: giyecek
    cloud: bulut
    clup: klup
    coal: kömür
    coast: sahil, yokuş aşağı kaymak
    coat: kot
    coffee: kahve
    coin: katılmak
    cold: soğuk
    collar: yaka, tasma
    collect: toplamak
    college: kolej
    colour: renk
    comb: tarak
    combination: bileşim
    combine: birleştirmek
    come: gelmek
    comfort: konfor
    comfortable: konforlu
    command: emretmek, komuta
    committee: komite
    common: olağan, genel, müşterek
    communicate: haberleşmek
    communication: iletişim
    company: kampanya
    compare: karşılaştırmak
    comparison: karşılaştırmak
    compete: rekabet etmek
    competition: yarışma
    competitor: rakip
    complain: şikayet etmek
    complaint: şikayet
    complete: tam, bitirmek
    completely: tamamen
    complicated: anlaşılması güç
    compound: bileşim
    computer: bilgisayar
    concern: kaygılanmak, ilgilendirmek
    concerning: ilişkin
    concert: konser
    condition: koşullandırmak
    confidence: güven
    confident: kendinden emin
    confuse: karıştırmak
    confusing:
    connect: bağlanmak
    connection: bağlantı
    conscious: bilinçli
    consider: iyice düşünmek
    consist: ibaret olmak
    contain: içermek
    container: içerik
    continue: devam etmek
    continuous: sürekli
    contract: kontrat
    control: kontrol etmek
    conversation: konuşma
    cook: yemek pişirmek
    copy: kopya etmek
    corn: mısır
    corner: köşe
    correct: doğru
    cost: fiyat
    cotton: pamuk
    cough: öksürmek
    could: e bildi
    council: konsey
    count: saymak
    country: ülke
    countryside: kırsal bölge
    courage: cesaret
    course: kurs
    court: kart
    cover: örtmek
    cow: inek
    crack: kırmak, çatlak
    crash: çarpmak, çarpışma
    crazy: çılgın
    cream: krema
    creature: yaratık
    crime: suç
    criminal: suçlu
    criticism: eleştiri
    criticize: timsah
    crop: ürün
    cross: karşıda
    crowd: kalabalık
    cruel: zalim
    crush: ezmek
    cry: ağlamak
    cup: kupa
    cupboard: dolap
    cure: iyileştirmek
    curl: büklüm
    current: geçerli
    curtain: kesin
    curve: eğri
    custom: alışkan
    customer: müşteri
    cut: kesmek
    cycle: çevrim

    daily: günlük
    damage: zarar
    dance: dans etmek
    danger: tehlike
    dangerous: tehlikeli
    dark: koyu
    date: tarih, randevu
    daughter: kız çocuk
    day: gün
    dead: ölü
    deal: mukavele
    deal with: uğraşmak
    death: ölüm
    dept: derinlik
    decay: çürümek
    deceive: aldatmak
    decide: karar vermek
    decision: karar
    decorate: dekore etmek
    decoration: dekorasyon
    decrease: azaltmak
    deep: derin
    defeat: yenmek, yenilgi
    defence: savunma
    defend: savunmak
    definite: kesin
    definitely: kesinlikle
    degree: derece
    delay: ertelemek, gecikme
    deliberate: kasti
    deliberately: kastice
    delicate: narin
    deliver: dağıtmak
    demand: istemek
    department: bölüm
    depend: e bağlı olmak
    dependent: bağımlı olmak
    depth: derinlik
    describe: tanımlamak
    description: tanımlanmış
    desert: çöl
    deserve: hak etmek
    design: dizayn
    desirable: arzu edilen
    desire: arzu etmek
    desk: sıra
    destroy: patlamak
    destruction: yıkım
    detail: detay
    determination: azim
    determined: azimli
    develop: gelişmek
    dictionary: sözlük
    die: ölmek
    difference: farklılık
    different: farklı
    difficult: zor
    difficultly: zorca
    dig: kazmak
    dinner: akşam yemeği
    direct: yönetmek
    direction: talimat
    dirt: kir
    dirty: kirli
    disappoint: umudunu kırmak
    disappointing: hayal kırıcı
    discover: keşfetmek
    discovery: keşif
    discuss: tartışmak
    discussion: tartışma
    disase: felaket
    dish: çanak
    dismis: işten çıkarmak
    distance: mesafe
    distant: uzakta
    divide: bölmek
    do: yapmak
    dollar: dolar
    door: kapı
    double: çift
    doubt: nokta
    down: aşağı
    draw: çizmek
    drawer: çizici
    dream: rüya
    dress: sıra
    drink: içmek
    drive: sürmek
    drop: düşürmek
    drug: eczane
    drum: davul
    drunk: sarhoş
    dry: ıslak
    duck: ördek
    dull: sıkıcı, hafif
    during: boyunca
    dust: toz
    duty: nöbetçi
    each: her
    eager: istekli
    ear: kulak
    early: erken
    earn: öğrenmek
    earth: dünya
    east: doğu
    eastern: doğuya ait
    easy: kolay
    eat: yemek
    economic: ekonomik
    edge: kenar
    educate: eğitmek
    educated: eğitimli
    education: eğitim
    effect: etkilemek
    effective: etkili
    effort: efor harcamak
    egg: yumurta
    eight: sekiz
    either: her iki, ya
    elbow: dirsek
    elect: seçmek
    elction: seçili
    electric: elektrikli
    electricity: elektrik
    electronic: elektronik
    else: başka
    embarrass: rahatsız etmek
    embarrassing: rahatsız edici
    emotion: his, duygu
    emphasize: vurgulamak
    employ: işçi çalıştımak
    employer: iş veren
    employment: işçi
    empty: boş
    enclose: etrafını çevirmek
    encourage: cesaretlendirmek
    end: son
    enemy: düşman
    energy: enerji
    engine: motor
    engineer: iş adamı
    enjoy: eğlenmek
    enjoyable: eğlenceli
    enjoyment: eğlence
    enough: yeterli
    enter: giriş
    entertain: eğlenceli
    entertainment: eğlence
    entrance: enterans
    envelope: zarf
    environment: çevre
    equal: eşit
    equioment: malzeme
    escape: kaçmak
    even: hatta, bile
    evening: akşam
    event: olay
    ever: hiç, herhangi bir zaman
    every: her
    everyone: herbiri
    everything: herşey
    everywhere: heryer
    evil: günahkar, kötü
    exact: kesin
    exactly: kesinlikle
    examination: sınav
    examine: incelemek
    example: örnek
    excellent: mükemmel
    except: hariç
    exchange: değişim
    excite: tahrik etmek
    exciting: ilginç
    excuse: affetmek, özür
    exercise: egzersiz
    exist: var olmak
    existance: var oluş
    expect: ummak
    expensive: pahalı
    experience: deneyim, maruz kalmak
    explain: açıklamak
    explanation: açıklama
    explode: patlamak
    explosion: patlama
    explosive: patlayıcı
    express: hızlı, açık, kesin, ifade
    expression: ifade
    extreme: aşırı
    exteremly: aşırıca
    eye: göz
     



  2. face: yüz, surat
    fact: gerçek
    factory: fabrika
    fail: başaramamak
    failure: başarısızlık
    fair: dürüst
    fairly: dürüstçe
    faith: güven
    faithful: güvenli
    fall: düşmek
    false: yanlış
    familiar: aşina
    family: aile
    famous: ünlü
    far: uzak
    farm: çiftlik
    farmer: çiftçi
    fashion: moda
    fashionable: modern
    fast: hızlı
    fasten: bağlamak
    fat: kilolu
    father: baba
    fault: faul
    favourable: olumlu
    favorite: favori
    fear: korku
    feather: tüy
    feature: özellik
    feed: beslemek
    feel: hissetmek
    feeling: his
    female: kız
    fence: parmaklık
    fever: ateş
    few: az
    field: tarla
    fifth: ellinci
    fight: kavga, dövüş
    figure: figür
    fill: doldurmak
    film: film
    final: sonuç, final
    finally: sonuçta
    financial: finansal
    find: bulamk
    find out: öğrenmek
    fine: iyi
    finger: parmak
    finish: bitiş
    fire: yangın, ateş
    firm: sabit, şirket
    first: ilk
    fish: balık
    fit: sağlık
    five: beş
    fix: onarmak, sabitleştirmek
    flag: bayrak
    flame: alev, ateş
    flash: flaş, ani parlak ışık
    flat: kat
    flesh: insan veya hayvan eti
    flight: uçuş
    float: su üstünde durmak
    food: yiyecek
    floor: yer
    flour: un
    flow: akmak
    flower: çiçek
    fly: uçmak
    fold: kıvrım, katlanmak
    follow: takip etmek
    fond: düşkün
    foot: ayak
    football: futbol topu
    for: için
    force: güç
    foreign: yabancı
    foreigner: yabancılık çekmek
    forest: orman
    forget: unutmak
    forgive: affetmek
    fork: çatal
    form: form
    formal: resmi
    former: önceki
    fortunate: talihli
    forward: ileri
    four: dört
    frame: çerçeve
    free: serbest,özgür,hür
    freedoom: özgürlük
    freeze: buz dolabı
    frequent: sık
    fresh: tazı
    friend: arkadaş
    friendly: arkadaşça
    frighten: korkunç
    frightening: korkutucu
    from: dan den
    full: tam
    fun: eğlence
    funeral: cenaze töreni
    funny: eğlenceli
    fur: kürk
    furtiture: öfke
    further: daha uzağa
    future: gelecek
    gain: kazanmak
    game: oyun
    garage: garaj
    garden: bahçe
    gas: gaz
    gate: kapı
    gather: toplanmak
    general: general
    generally : genellikle
    generous: cömert
    gentle: nazik
    gentlement: baylar
    get: sahip olmak, işitmek, olmak
    gift: hediye
    girl: kız
    give: vermek
    glad: memnun olmak
    glass: bardak
    glue: yapıştırmak
    go: gitmek
    goat: keçi
    god: tanrı
    gold: altın
    good: güzel
    goodbye: hoşça kal
    goods: mal, eşya
    govern: hükümet etmek
    government: hükümet
    graceful: zarif
    gradual: kademeli
    garin: gösterişli
    gram: dil bilgisi
    garmmer: gramer
    grand: büyük
    grandfather: büyükbaba
    grandmother: büyükanne
    grandparent: büyük aile
    grass: çim
    grateful: minnettar
    grave: mezar, ciddi
    great: büyük
    green: yeşil
    greet: güzel
    greeting: selamlama
    grey: gri
    ground: bahçe
    group: grup
    grow: yetişmek, büyümek
    growth: büyüme
    guard: korumak
    guess: tahmin etmek
    guest: konuk
    guide: kılavuzluk etmek, rehber
    guilty: suçlu
    gun: silah
    habit: huy, alışkanlık
    hair: saç
    half: yarı
    hall: salon, koridor
    hammer: çekiç
    hand: el
    handle: kol, elle kullanmak
    hang: sarkmak
    happen: oluşmak
    happy: mutlu
    hard: zor
    hardly: zorca
    harm: zarar
    harmful: zararlı
    hat: şapka
    hate: nefret etmek
    hatred: nefret
    have: sahip olmak
    he: o (erkek için)
    head: kafa
    health: sağlık
    healthy: sağlıklı
    hear: duymak
    heart: kalp
    heat: ısı
    heaven: cennet
    heavy: ağır
    heel: topuk
    height: yükseklik
    hello: merhaba
    help: yardım etmek
    helpful: yardım sever
    herself: kendisi (kız için)
    here: bura
    hide: tırmanmak
    high: yüksek
    hill: tepe
    him: onu (erkek için)
    himself: kendisi (erkek için)
    his: onun (erkek için)
    historical: tarihsel
    history: tarih
    hit: vurmak
    hold: kilitlemek, tutmak
    hole: delik
    holiday: tatil
    hollow: delik
    holy: kutsal
    home: ev
    honest: dürüst
    honour: onur
    hook: çengel
    hope: ümit etmek
    hopeful: ümitli
    horn: korna
    horse: at
    hospital: hastane
    hot: sıcak
    hotel: otel
    hour: saat
    house: ev
    how: nasıl
    human: insan
    humorous: nükteli
    humour: espri, mizah
    hundred: bin
    hungry: aç
    hunt: avlamak
    hurry: acele etmek
    hurt: acı
    husband: koca
    ice: buz
    - iceberg : buzdağı
    idea: düşünce,fikir
    if: eğer
    ignore: önem vermemek
    ill: hastalık
    illegal: yasa dışı, kanunsuz
    illness: hastalık
    image: imaj, görüntü
    imaginary: hayali
    imagination: hayal
    imagine: hayal etmek
    immediately: hemen
    importence: ithalatçı
    important: önemli
    impressive: etkileyici
    improve: gelişmek
    improvement: gelişme
    in: içinde
    include: içine almak
    including: dahil
    income: gelir
    increase: yükselmek
    independent: özgürlük
    indoor: binanın içinde
    industrial: endüstriyel
    industry: endüstri
    infect: bulaştırmak
    infection: bulaşma
    infectious: bulaşıcı
    influence: etkilemek
    inform: bilgi vermek
    information: bilgi
    injure: incitmek
    injury: incinmiş
    ink: mürekkep
    inner: dahil, iç
    insect: böcek
    inside: içine
    instead: nın yerine
    institution: kurum
    instruction: talimat
    instrument: enstrüman
    insult: hakaret etmek
    insulting: sigorta
    insurance: sigorta
    insure: sigorta ettirmek
    intelligence: akıl, zeka
    intelligent: akıllı
    intend: niyet etmek
    intention: niyet, maksat
    interest: ilgilendirmek
    interesting: ilginç
    international: uluslar arası
    interrupt: sözünü kesmek
    into: içine
    introduce: tanıştırmak
    introduction: başlangıç
    invent: icat etmek
    invitation: icat
    invite: davet etmek
    involve: gerektirmek
    inwards: kızgın, öfkeli
    iron: metal
    island: ada
    it: o (cansız)
    its: onun
    jaw: çene
    jewel: mücevher
    jewelery: kuyumcu
    jop: iş
    join: katılmak
    joint: ortak
    joke: şaka yapmak
    journey: yolculuk
    judge: tenkit etmek
    judgement: yargı, karar
    juice: meyve suyu
    jump: zıplamak
    just: sadece
    justice: adalet
    keep: saklamak,tutmak,işletmek
    keen: istekli
    key: anahtar
    klick: beceri,hüner
    kill: öldürmek
    kilo: kilo
    kilogram: kilogram
    kilometre: kilometre
    kind: tür
    king: kral
    kiss: öpmek
    kitchen: mutfak
    knee: diz
    kneel: diz çökmek
    knife: bıçak
    knock: vurmak
    knot: düğümlemek
    know: bilmek
    knowledge: bilgi
    lack: yoksulluk
    lady: bayan
    lake: göl
    lamb: lamba
    lamp: kuzu
    land: kara
    language: dil
    large: geniş
    lately: son zamanlarda
    laugh: gülmek
    laughter: gülünç
    law: yasa
    lawyer: avukat
    lay: yumurtlamak
    layer: tabaka
    lead: kılavuzluk etmek,baş rol
    leaf: yaprak
    lean: yaslanmak,dayanmak
    learn: öğrenmek
    least: l
    leather: liste
    leave: ayrılmak
    left: sol
    leg: bacak
    legal: yasal
    lend: borç vermek
    lesson: ders
    let: izin vernek
    let go of:
    letter: harf
    level: bölüm
    library: kütüphane
    lid: kapak
    lie: yalan söylemek, yatmak
    lie down: uzanmak
    life: yaşam
    lift: kaldırmak
    light: hafif, ışık
    like: hoşlanmak
    likely: olası
    limit: limit
    line: çizgi
    lion: kaplan
    lip: dudak
    liquid: sıvı
    list: liste
    listen: dinlemek
    literature: edebiyat
    litre: litre
    little: orta
    live: yaşamak
    load: yüklemek
    local: yerli
    lock: kilitlemek
    lonely: yalnız
    long: uzun
    look: bakmak
    look after: e bakmak
    look for: aramak
    look sth up:
    loose: ayrılmak
    lord: efendi
    lose: kaybetmek
    loss: zarar
    lot: hisse, çok
    loud: yüksek ses
    love: sevgi
    low: alçak
    lower: azaltmak
    loyal: sadık
    loyalty: sadakat
    luck: şans
    lucky: şanslı
    lung: akciğer
     



  3. A
    After you: Senden sonra
    Allow me: Bana izin ver
    A lovely day, isn’t it?: Hoş bir gün, (öyle) değil mi?
    Any thing else?: Başka bir şey var mı?
    Any day will do: Herhangi bir gün bana uğra
    Are you kidding?: Şaka mı yapıyorsun? Kafa mı buluyorsun?
    Are you sure?: Emin misin?
    As for me: Bence
    As soon as possible (A.S.A.P.): Mümkün olan en kısa sürede

    B
    Be careful!: Dikkatli ol!
    Be calm!: Sakin ol!
    Be patient!: Sabırlı ol!
    Be quiet!: Sessiz ol
    Bottoms up!: Şerefe! İçkiyi bir yudumda bitirmek. Fondip yapmak
    Bless you!: Çok yasa!
    By the way: Bu arada..

    C
    Can I help you?: Yardım edebilir miyim?
    Can you repeat it?: Tekrar eder misin?
    Cheer up!: Neşelen
    Come on: Yapma, hadi ama
    Congratulations!: Tebrikler!
    Count me on, Count me in: Ben varım, beni de sayın.

    D
    Do l have to?: Yapmak zorunda mıyım?
    Do me a favor: Bana bir iyilik yap
    Do you understand?: Anladın mı?
    Don’t be so childish: Çocuk olma, çocuk gibi davranma
    Don’t be ridiculous: Komik olma
    Don’t be so modest: Alçak gönüllü olma
    Don’t keep the truth from me: Benden gerçekleri saklama
    Don’t let me down: Beni hayal kırıklığına uğratma
    Don’t move!: Kımıldama!
    Don’t worry: Endişelenme

    E
    Enjoy yourself!: Eğlenmene bak!
    Excuse me Sir: Affedersiniz efendim

    F
    Feel beter: Daha iyi hissetmek, daha iyi olmak
    Follow me: Beni takip et
    Forget it!: Unut onu, unut gitsin
    Forgive me: Beni affet
    For what?: Ne için?

    G
    Give me a hand!: Bana yardımcı ol, bana yardım et (şu işe bi el at).
    Good job!: İyi iş
    Good luck!: İyi şanslar
    Guess what?: Tahmin et ne (oldu)?
     



  4. H
    Have fun!: İyi eğlenceler veya eğlen
    He can’t take a joke: O şakadan anlamaz
    He doesn’t care about me: Beni umursamıyor
    He has a large income: Onun kazancı çok, iyi para kazanıyor
    He is collecting (saving) Money: Para biriktiriyor
    He is my age: O benim yaşımda
    He is just a child: O sadece bir çocuk
    He is totally exhausted: O tamamen bitmişti, tükenmişti
    He looks very healthy: O çok sağlıklı gözüküyor
    He paused for a reply: Cevap vermek için durdu
    He repaired his house: O onun evini tamir etti
    He suggested a picnic: Piknik yapmayı önerdi
    He was born in New York: O New York da doğdu
    Help yourself: Kendine yardım et
    Here’s a gift for you: Bu senin için bir hediye, işte hediyen!
    Here you are: İşte buyurun (alın), işte buradasın
    Hold on: Bekle
    How are things going?: İşler nasıl gidiyor?
    How do I look?: Nasıl görünüyorum?
    How’s it going?: Nasıl gidiyor? Ne var ne yok?
    How much?: Ne kadar
    How much does it cost?: O ne kadar tutuyor, maliyeti nedir?

    I
    I agree: Aynı fikirdeyim, sana katılıyorum
    I caught the last bus: Son otobüse yetiştim
    I can’t help it: Benim elimde olan bir şey değil.
    I could hardly speak: Zorlukla konuşabildim
    I decline!: Reddediyorum
    I don’t mean it: Onu demek istemedim, onu kasdetmedim.
    I dont understand: Anlamadım
    I doubt it: Ondan şüpheliyim, Ondan şüphe ederim.
    I have a suprise for you: Senin için bir sürprizim var
    I have no idea: Hiçbir fikrim yok
    I have something to tell you: Sana söyleyeceğim bir şey var
    I have the right to know: Bilmeye hakkım var
    I just made it!: Şimdi yaptım.
    I know all about it: Bütün ayrıntılarıyla biliyorum
    I know what I said: Ne dediğimi biliyorum
    I love you!: Seni seviyorum.
    I’ll arange everything: Herşeyi ayarlayacağım
    I’ll back soon: Çok yakın zamanda geri döneceğim
    I’ll be more careful: Daha dikkatli olacağım
    I’ll be right there: Hemen geliyorum
    I’ll have to try that: Bunu denemek zorundayım
    I’ll fix you up: Sizinle ilgileneceğim
    I’ll see to it: O işi hallederim ben.
    I’m afraid that I have to go: Korkarım gitmem gerekiyor
    I’m busy: Meşgulüm, yoğunum
    I’m full: Tokum.
    I’m his fan: Onun hayranıyım
    I’m home: Evdeyim
    I’m in a hurry!: Acelem var
    I’m lost: Kayboldum.
    I’m not sure I can do it: Yapabilir miyim emin değilim
    I’m on a diet: Diyetteyim
    I’m single: Bekârım
    I’m so sorry about this: Bunun için çok üzgünüm
    I’m sorry: Özür dilerim, üzgünüm
    I’m sure: Eminin
    I’m sure of it: Ondan eminim
    I’m very proud of you: Seninle gurur duyuyorum
    I need to do this: Bunu yapmaya ihtiyacım var
    I saw it with my own eyes: Kendi gözlerimle gördüm
    I see: Anlıyorum
    I quit!: İstifa ediyorum, bırakıyorum, vazgeçiyorum.
    I promise: Söz veririm
    I think so: Sanırım öyle
    In that case: Bu durumda
    Is it true or false?: Doğru mu yanlış mı?
    Is it yours?: Bu senin mi?
    It doesn’t make sense: Bunun bir anlamı yok
    It doesn’t matter: Fark etmez
    It really takes time: Bu gerçekten zaman alır
    It’s fort he best: Böylesi daha iyi
    It’s her field: En iyi o bilir, onun alanı
    It’s none of your business: Üstünüze vazife değil, sizi alakadar etmez, sizi ilgilendirmez
    It’s not a question of that: Mesele o değil
    It’s a good idea: BU iyi bir fikir
    It’s a long story: Uzun hikaye
    It’s just what I need: Bu tam da ihtiyacım olan şey
    It’s not a good idea: Bu iyi bir fikir değil
    It’s no use complaining: Şikayet etmenin anlamı yok
    It’s ok: Herşey tamam, herşey yolunda
    It’s on the tip of my tongue: Dilimin ucunda
    It’s too good to be ture: Gerçek olamayacak kadar iyi
    It’s up to you: Bu sana bağlı
    It’s very thoughtful of you: Çok düşüncelisin
    It’s your turne: Sen sıran
    It seems all right: Tamam gibi gözüküyor
     



  5. H
    Have fun!: İyi eğlenceler veya eğlen
    He can’t take a joke: O şakadan anlamaz
    He doesn’t care about me: Beni umursamıyor
    He has a large income: Onun kazancı çok, iyi para kazanıyor
    He is collecting (saving) Money: Para biriktiriyor
    He is my age: O benim yaşımda
    He is just a child: O sadece bir çocuk
    He is totally exhausted: O tamamen bitmişti, tükenmişti
    He looks very healthy: O çok sağlıklı gözüküyor
    He paused for a reply: Cevap vermek için durdu
    He repaired his house: O onun evini tamir etti
    He suggested a picnic: Piknik yapmayı önerdi
    He was born in New York: O New York da doğdu
    Help yourself: Kendine yardım et
    Here’s a gift for you: Bu senin için bir hediye, işte hediyen!
    Here you are: İşte buyurun (alın), işte buradasın
    Hold on: Bekle
    How are things going?: İşler nasıl gidiyor?
    How do I look?: Nasıl görünüyorum?
    How’s it going?: Nasıl gidiyor? Ne var ne yok?
    How much?: Ne kadar
    How much does it cost?: O ne kadar tutuyor, maliyeti nedir?

    I
    I agree: Aynı fikirdeyim, sana katılıyorum
    I caught the last bus: Son otobüse yetiştim
    I can’t help it: Benim elimde olan bir şey değil.
    I could hardly speak: Zorlukla konuşabildim
    I decline!: Reddediyorum
    I don’t mean it: Onu demek istemedim, onu kasdetmedim.
    I dont understand: Anlamadım
    I doubt it: Ondan şüpheliyim, Ondan şüphe ederim.
    I have a suprise for you: Senin için bir sürprizim var
    I have no idea: Hiçbir fikrim yok
    I have something to tell you: Sana söyleyeceğim bir şey var
    I have the right to know: Bilmeye hakkım var
    I just made it!: Şimdi yaptım.
    I know all about it: Bütün ayrıntılarıyla biliyorum
    I know what I said: Ne dediğimi biliyorum
    I love you!: Seni seviyorum.
    I’ll arange everything: Herşeyi ayarlayacağım
    I’ll back soon: Çok yakın zamanda geri döneceğim
    I’ll be more careful: Daha dikkatli olacağım
    I’ll be right there: Hemen geliyorum
    I’ll have to try that: Bunu denemek zorundayım
    I’ll fix you up: Sizinle ilgileneceğim
    I’ll see to it: O işi hallederim ben.
    I’m afraid that I have to go: Korkarım gitmem gerekiyor
    I’m busy: Meşgulüm, yoğunum
    I’m full: Tokum.
    I’m his fan: Onun hayranıyım
    I’m home: Evdeyim
    I’m in a hurry!: Acelem var
    I’m lost: Kayboldum.
    I’m not sure I can do it: Yapabilir miyim emin değilim
    I’m on a diet: Diyetteyim
    I’m single: Bekârım
    I’m so sorry about this: Bunun için çok üzgünüm
    I’m sorry: Özür dilerim, üzgünüm
    I’m sure: Eminin
    I’m sure of it: Ondan eminim
    I’m very proud of you: Seninle gurur duyuyorum
    I need to do this: Bunu yapmaya ihtiyacım var
    I saw it with my own eyes: Kendi gözlerimle gördüm
    I see: Anlıyorum
    I quit!: İstifa ediyorum, bırakıyorum, vazgeçiyorum.
    I promise: Söz veririm
    I think so: Sanırım öyle
    In that case: Bu durumda
    Is it true or false?: Doğru mu yanlış mı?
    Is it yours?: Bu senin mi?
    It doesn’t make sense: Bunun bir anlamı yok
    It doesn’t matter: Fark etmez
    It really takes time: Bu gerçekten zaman alır
    It’s fort he best: Böylesi daha iyi
    It’s her field: En iyi o bilir, onun alanı
    It’s none of your business: Üstünüze vazife değil, sizi alakadar etmez, sizi ilgilendirmez
    It’s not a question of that: Mesele o değil
    It’s a good idea: BU iyi bir fikir
    It’s a long story: Uzun hikaye
    It’s just what I need: Bu tam da ihtiyacım olan şey
    It’s not a good idea: Bu iyi bir fikir değil
    It’s no use complaining: Şikayet etmenin anlamı yok
    It’s ok: Herşey tamam, herşey yolunda
    It’s on the tip of my tongue: Dilimin ucunda
    It’s too good to be ture: Gerçek olamayacak kadar iyi
    It’s up to you: Bu sana bağlı
    It’s very thoughtful of you: Çok düşüncelisin
    It’s your turne: Sen sıran
    It seems all right: Tamam gibi gözüküyor
     



  6. T
    Take care!: Kendine iyi bak, dikkat et
    Take it easy: Rahatına bak, kafana takma, boşver
    Tell the truth: Doğruyu söyle
    Thank you: Teşekkür ederim
    Thank you for your advice: Önerin için teşekkür ederim
    Thank you for your effort: Çabanız için teşekkür ederim.
    That’s always the case: Her zaman öyledir.
    That’s all!: Hepsi bu, bu kadar.
    That’s all for now: Şimdilik bu kadar
    That’s neat: İlginç bir şey
    That’s the worst of it!: Bu olabileceğin en kötüsüdür.
    The road divides here: Yol burada ayrılıyor
    The whole world knows that: Bütün dünya bunu bilir
    They hurt: Onlar acıtır, bu incitir
    Things are getting beter: İşler iyiye gidiyor
    Time after time: Zaman zaman
    Time is money: Zaman paradır
    Time is running out: Zaman tükeniyor
    This way: Buradan ya da bu şekilde
    Time is up: Zaman doldu, süre bitti.
    To be careful!: Dikkatli olmak
    Try again: Tekrar dene

    W
    Watch out!: Dikkat et!
    What about you?: Peki ya sen, bu konuda senin fikrin ne, sen bu konuda ne düşünüyorsun?
    What a nice day (it is)!: Ne güzel bir gün!
    What a pity!: Ne yazık!
    What does it mean?: Bu ne anlama geliyor?
    What do you think?: Ne düşünüyorsun?
    What happened?: Ne oldu?
    What happened to you?: Sana ne oldu?
    What’s new?: Ne haber
    What’s the matter?: Ne var, ne oldu?
    What’s up?: Ne haber?
    What’s wrong with you?: Neyin var?
    What’s your trounle?: Senin derdin ne?
    Who’s calling?: Kim arıyor, kim çağırıyor
    Who tall you that?: Bunu sana kim dedi?
    Would you like some help?: Yardım ister misin?
    Why not?: Neden olmasın

    Y
    Yes, I suppose so: Evet, galiba öyle
    You are a chicken: Sen bir ödleksin
    You are just in time: Tam zamanında geldin
    You are really killing me: Beni gerçekten öldürüyorsun
    You can get what you want: Ne istersen alabilirsin
    You did right: Doğru yaptın
    You have got a point there: İyi bir noktaya değindin
    You here that?: Duydun mu?
    You owe me one: Bana borçlusun
    You’re welcome: Birşey değil
    You set me up!: Bana tezgâh kurdun!
     



  7. Çok faydalı kelimeler teşekkürlerrrr