İngilizce Deyimlerin Türkçesi

'Merak Ettiklerimiz' forumunda Aysell tarafından 4 Şubat 2012 tarihinde açılan konu



  1. İngilizce Deyimler


    İngilizce deyimleri ve Türkçe anlamlarını aşağıdaki listede bulabilirsiniz.

    A

    as easy as pie çok kolay , çok basit
    at the eleventh hour son anda,son dakikada,nerdeyse geç oluyordu

    B

    bad-mouth muhtemelen birisiyle ilgili kötü,gerçek olmayan şeyler söylemek
    be all ears kulak kesilmek ,dikkatle söyleneni dinlemek
    be broke parasız kalmak
    be fed up with sabrı tükenmek
    be on the go çok meşgul olmak
    be on the road seyahtte olmak
    be up and running çalışır durumda olmak
    be used to alışkın olmak
    beat yorgun,bitmiş tükenmiş olmak
    beat around the bush lafı dolandırmak ,saptırmak
    beat one’s brains out birşeyi anlamaya yada yapmaya çok çalışmak
    beats me hiçbir fikrim yok
    before long yakında
    bent out of shape boş yere endişe etmek ,evham yapmak
    bite off more than one can chew yapamayacağı kadar sorumluluk almak
    blabbermouth çenesi düşük
    blow one’s top çok kızmak
    the bottom line En önemli bilgi
    Break a leg İyi şanslar
    buck(s) dolarlar
    bug rahatsız etmek
    bull-headed inatçı
    a bundle çok para
    burn the midnight oil Geç saatlere kadar çalışmak
    by the skin of one’s teeth Neredeyse başarıyor olma

    C

    call it a day çalışmaya bırakmak
    can’t make heads or tails of something Birşeyi hiç anlamamak , birşeyi mantıksız ve kafa karıştırıcı bulmak
    catch one’s eye Birisinin dikkatini ve ilgisini çekmek
    catch some Zs şekerleme yapmak
    change one’s mind Daha önce kararlaştırılan birşeyden farklı bir şey yapmaya karar vermek
    chicken (sıfat yada isim ) korkak(ça)
    chow yiyecek
    chow down yemek yemek
    a cinch yapılması çok kolay birşey
    Cool it sakinleş
    cost (someone) an arm and a leg çok ederi olmak,pahalı olmak
    couch potato TV karşısında çok vakit harcayan kimse
    cram Mümkün olduğunca çabuk öğrenmeye çalışmak
    crash course hızlandırılmış kurs
    Cut it out Genelde sıkıcı bir şeyi yapmayı bırakmak

    D

    Don’t count your chickens until (before) they hatch (they’ve hatched) Doğmamış çocuğa don biçmek ,bir şey olmadan (olana kadar) olduğunu zannetme
    dicey şansını fazla zorlama
    ditch class Dersi kırmak , hokey oynamak
    do a bang-up job Çok iyi iş çıkartmak,bir şeyde çok iyi olmak
    down in the dumps karamsar ,depresif / mavi
    drop someone a line Birisine yazmak
    drag one’s feet ertelemek , bir şeyi yapmanın gerekenden daha uzun sürmesi

    E

    an eager beaver Daima gönüllü olan , fazladan iş yapmayı seven kimse
    Easy does it Çok dikkatli olmak,bir şeyi çok hızlı yapmamak
    an egghead Çok akıllı kimse
    elbow grease çok çalışma
    every other …. Her iki taneden birini atlama

    G

    get going Ayrılmak
    get it ( genelde olumsuz tarafından ) anlamak
    get a kick out of something Bir şeyi eğlenceli bulmak
    get lost Kaybol ,uzaklaş,gözüm görmesin , ikile
    get on one’s nerves Birisini kızdırmak ,üzmek
    get a move on Acele etmek
    get one’s wires crossed Kafası karışmak
    get out of handKontrolden çıkmak ,kötü yönetmek
    Get real Gerçekçi ol
    get up and goEnerji
    give someone a hand yardımcı olmak birisine , alkışlamak
    a (real) go-getter çok azimli - çalışkan kimse
    go with the flow akışına bırakmak
    grab a bite Yemek için bir şey almak
    green Tecrübesiz

    H

    hassle (noun) Baş belası bir durum
    hard feelings öfke kin acı duyguları
    hard-headed İnatçı değişeme direnen
    have one’s hands full Çok meşgul olmak
    have something down patBir şeyi tamamen anlamak bilmek
    hit the books Çalışmak
    hit the hayYatmak , uyumak
    hit the sack Yatmak
    How come? Nasıl olur da ? , Niye ?
    head honcho Görevli kimse , Genel başkan

    I

    if I had my druthers İstediklerimi yapabilseydim…
    in over one’s head Çok zor durumda olmak
    inside out Ters yüz , Tersini düzüne getirmiş olma
    in stock Almak yada satmak için stokta olması
    in the black Para kazanıyor olma
    in the red Para kaybediyor olma
    in time tam zamanında

    J

    jump all over someone Birisini sert bir şekilde eleştirmek yada hatasını görmek
    jump the gun Bir şeyi zamanından önce yapmak
    jump to conclusions Bir şeye düşünmeden karar vermek,erken karar vermek
    junk mail İstenmeyen elektronik posta( Genelde reklam amaçlı)

    K

    keep an eye on Sürekli kontrol etmek
    keep an eye out for Bir şeyi izlemek , gözlemek
    keep one’s chin up Metanetli kalmak , durmak
    keep one’s nose to the grindstone Ara dahi vermeden çalışmak
    keep/stay in touch (with someone) Düzenli olarak biriyle iletişim halinde olmak
    keep one’s fingers crossed En iyisini ümit etmek
    kid (isim) Çocuk
    kid (fiil) Şakayla karışık söylemek
    kind of oldukça , az yada çok , biraz
    a klutz hantal sakar kimse
    a know-it-all Her şeyi bildiğini düşünen kimse
    know something backwards and forwards Bir şeyi tamamen anlamak ,
    know something inside out Her şeyi anlamak

    M

    macho Maço , aşırı erkeksi
    make a mountain out of a molehill Bir şeyi gözünde büyütmek
    make up one’s mind Ne yapacağına karar vermek
    N
    No way! Kesinlikle olmaz.
    nosh Atıştırmak
    Not on your life Kesinlikle hayır.Hayatta olmaz.
    now and then Ara sıra , zaman zaman
    nuke Mikro dalga fırında ısıtmak
    nuts Çılgın

    O

    on the dot Tam verilen zamanda
    on time Belirlenen vakitte
    (on the) cutting edge Son teknolojiyi kullanma
    once in a while Zaman zaman , arasıra
    over one’s head Birisinin anlamayacağı kadar karmaşık

    P

    pay the piper Yaptığın bir şeyin sonuçlarıyla yüzleşmek
    plastic Kredi kartı yada kartları
    pooped Yorgun bitkin
    pop quiz Daha önceden söylemeden yapılan sınav
    pretty (zarf) oldukça , biraz
    pull an all-nighter Uyumadan tüm gece çalışmak
    pull someone’s leg Aşırı abartarak yada gerçek olmayan bir şey ile ilgili birini inandırmaya çalışmak , kandırmak

    Q
    a quick study Birşeyi hemen öğrenen kimse

    R
    R and R Dinlenme ve rahatlama
    rain or shine (planlanan bir şeyi anlatırken) Hava durumunun önemi yok
    rain cats and dogs Sağanak yağış
    read someone’s mind Aklını okumak
    rub someone the wrong way Birini kızdırmak, sinirlendirmek
    run-down güçsüz sağlıksız bitkin , ( 2 ) tamire ihtiyacı var