İncili Çavuş Hayatı Hakkında Geniş Bilgi

'Biyografi' forumunda Wish tarafından 19 Kasım 2009 tarihinde açılan konu


  1. 16. asrın sonu ile 17 . Asrın başlarında yaşadı. Saray'da meddahlık yaptığı için üne ulaştı. Kendisinin hazır cevaplılığı, nükteleri ve hareketli kişiliği döneminde vazgeçilmez adam olmasına sebep oldu. Elçilik göreviyle İran'a gönderildiği de rivayet edilmektedir. İncili Çavuşla çeşitli bölgeler sahip çıkar. Kayseri'nin Travşın köyünde doğduğu rivayeti daha yaygındır.
    Bunun için de Tomarza yakınındaki bu köyün adı İncili olarak değiştirilmiştir. Dönemin padişahından kendisine himmet istenmesi söylenince, köyüne su İstediği ve bunun da yerine getirilerek Travşın köyüne büyük çaplı su kanallarının yapıldığı söylenir. Kavuğundaki inci süsü taşıdığı için bu adı aldığı rivayet edilir. Asıl adı ise Mustafa'dır. İstanbul Edirne Kapı Mezarlığı'nda yatmaktadır. Mezar taşında H. 1 040 (M. 1630) ölüm tarihi olarak yazılmıştır.

    İncili Çavuş, Türk siyasi ve kültür hayatında esprilerini üstün İnsan zekasının imkanlarıyla donatarak kendisini kabul ettirmiş bir büyük mizah ustasıdır. 0, sözde kara mizah yapmadan ama espriyi Türk İrfan hayatı içerisinde kendi yerine oturtarak vermesini bilen bir halk adamıdır. Saraydaki önemi de buradan ileri gelmektedir. Nasrettin Hoca, nasıl kendi çağında toplumun hiciv duygularını temsil etmişse, İncili Çavuş da bunu espriyle dile getirmiş ve kültürümüzdeki yerini almıştır. Bir kaç örnek verelim;

    GÜZEL BİR CEVAP

    İncili Çavuş, birkaç sene hizmet-i padişahide bulunduktan sonra mezuniyet alarak, memleketine gitmiş.
    Orada o zamanlar müsellim namı verilen, Kaymakam-ı Kaza'nın zalim, mütekebbir, muharib bir adam olup, halkı türlü türlü işkence ve mezalim ile soymakta, kasıp kavurmakta olduğunu görmüş.

    Bir gün ziyaretine gelmiş olan mu’teberan ve eşraf-ı mahalliyeye : “Bu zalim müsellim için neden valiye şikayet edip, tebdil ve tahvili zımnında çalışmıyorsunuz? " diye sormuş.
    Onlar da: “Efendim, faidesi yoktur. Çünkü müsellimimiz valinin pek ziyade sevdiği bir adamdır. Ne kadar şikayet etsek dinlemeyecek, bu da benden şikayet ettiler diye zulmünü artıracaktır.” Cevabını vermişler.

    İncili, “Böyle sükut edip oturmak olmaz. Herhalde bir teşebbüs lazımdır. Bana kalır ise yarın bir kaçımız birleşerek Merkez-i Vilayete gidip Paşa'ya keyfiyyeti bilataraf anlatalım, şikayet edelim, olmaz ise İstanbul’a arz-ı şikayet ederiz.” Demekle eşraf-ı belde, buna muvafakat etmişler ve ertesi günü İncili ile beraber dört, beş zat Merkez-i Vilayete azimet eylemişler.

    Müsellim bunların gittiklerini haber alınca, keyfiyyeti derhal Vali'ye iş’ar ve ihbar eylemiş. Şikayetlerine ehemmiyet vermemesini arz etmiş.

    İncili ve rüfekası Merkez-i Vilayete vasıl olduklarının ertesi günü, doğruca Valinin ziyaretine gitmişler. Paşa’ya kendisini görmeye geldiklerini haber verdirmişler.

    Vali misafirlerini huzuruna kabul edip, hürmet ve iltifat göstermiş ve oturduklarını müteakip ilk söz olarak: “müselliminiz ne haldedir? İnşallah rahat ve afiyettedir. Kendisini pek severim çünkü müstakim, muktedir, faal, adil bir zattır. Orada bulunduğu iki sene zarfında kazanıza büyük hizmetler ifa ettiğine eminim.” Demiş.

    İncili ve rüfekası valinin bu sözlerine karşı:
    “Efendim, yanılıyorsunuz! Bu adam zalim, gaddar, cahil, muharrip bir adamdır” demeye cesaret edememişler ve şaşırıp bakakalmışlar ise de, İncili heyet namına derhal söze başlayarak: “Evet efendimiz, müsellimimiz buyurduğunuz gibi, hatta daha fazla bile muktedir ve müstakim bir zattır. Kendisinden bütün kasabamız halkı son dereceye kadar memnundurlar. İki seneden beri memleketimize cidden hizmette muvaffak oldular. Biz de bilhassa mumaileyhten dolayı zat-ı alilerinize teşekküre geldik. Ancak şu ciheti düşünüyoruz. Memalik-i Osmaniye yalnız bizim kazamızdan ibaret değildir. Her yer adalete, islaha, terakkiye, hizmete muhtaçtır. Bu zatın iktidar ve müzayasından iki senedir kazamız müstefid oldu.
    Şimdilik bu kadar istifade kifayet eder. Diğer kazalardaki ahali, kardeşlerimiz olduğundan, onların da istifade etmelerini cidden arzu ediyoruz. Binaenaleyh, müsellim gayur ve müstakimimiz mi? Diğer bir kazaya nakil etmenizi rica ediyoruz.” Cevabını vermiş.

    Bu cevaba karşı Paşa gülerek, müsellimi diğer bir mahale nakil ve tahvil ile o kazanın başından bu belayı kaldırmıştır.


    müsellim: Zamanın mülkiye kaymakamı, nahiye müdürü
    mütekebbir: Kibirli
    muharib: Savaşçı
    mu’teberan: İtibarlı, şerefli
    eşraf-ı mahalliyeye: Mahallenin eşrafına
    azimet eylemek: gitmek
    rüfeka: refakatçiler, yanındakiler.
    mumaileyhten: Adı geçen adamdan
    Memalik-i Osmani: osmanlı memleketleri
    müstefid oldu: İstifade etti
     



  2. ELLİ DEĞNEK

    Bir gün padişah-ı zaman, musahibi(1) bulunan İncili Çavuş’a hitaben:
    “Sen artık ihtiyar olmaya başladın. Vazifeni ifada(2) eskisi kadar faaliyet gösteremiyorsun. Bahusus sana bir emr-i hak vaki(3) olursa, burada yerini tutacak diğer biri yoktur. Onun için sana bir müddet-i münasip(4) mezuniyet veriyorum.
    Memleketin her tarafında dolaş, senin yerini tutacak bir adam bul getir”
    Demiş ve Çavuş da bu emre binaen seyahate çıkmış idi.

    Anadolu’da bir çok şehir ve kasabalarda dolaştıktan sonra, Adana vilayetinde bir köye varmış ve oradaki imamın hanesine misafir olmuş. İmamın gayet nekre-gu(5) , hazır cevap, tam padişahın istediği gibi bir adam olduğunu gördüğü cihetle, onu “zihnen” beraber götürmeye karar vermiş ve fakat bir kere daha imtihan etmek fikrine düşerek demiş ki:
    “imam efendi, benim tabiatım gayet fenadır. Yattığım yatak ve yorganın hiçbir top sesi işitmemiş, barut kokusu duymamış olmasını isterim. Sende böyle yatak var mıdır?”
    İmam efendi derhal cevap vermiş:
    “Sayenizde vardır efendim. Siz hiç merak buyurmayınız.”
    Bir müddet sonra yatma zamanı gelince imam bir yatak getirip sermiş. Sonra uzun bir kamış getirerek yatağın yanına koymuş. Bu kamışın ne olacağını anlayamayan İncili sormuş:
    “Hoca bu kamış ne olacak?”
    Hoca:
    “Efendim sizin gibi erbab tabiatta bir misafir geldiği zaman böyle bir yatak ister ise, işte bu yatağı sererim. Evel zaman bu kamışı da yanına koyarım. Misafir yattığı zaman kamışın bir ucunu topun ağzına koyar, diğer ucunu yorgandan dışarıya bırakır. Uyku halinde atacağı topun sesi de, barut kokusu da o kamıştan çıkarak dışarıya çıkar; yatak ve yorgana dokunmaz.”
    Ertesi gün İncili imamı karşısına alıp kendisinin gibi olduğunu, padişah tarafından bir nedim(6) aramak üzerine memur edildiğini, onu beraberce İstanbul’a götüreceğini söylemiş ve imamdan muvafakat cevabını aldıktan sonra:

    “Fakat seninle bir mukavele yapacağım. İstanbul’a vasıl olup da, huzur-u hümayuna çıktığın zaman, tabi padişah sana ihsan(7) verecektir. Her ne alır isen nasıfı(Cool sana, nasıfı bana olacaktır. Bu şartı kabul ediyormusun?” demiş ve imam da kabul eylemiş.
    İncili imam ile beraber İstanbul’a vasıl olup saray-ı hümayuna gelince, doğruca huzura çıkıp, kendi gibi birini bulup getirdiğini arz etmiş. İmamı huzura ithal eylemiş.
    Padişah imamla görüşerek, onun hakikaten değerli, nedim olmaya layık ve şayeste(9) bulunduğunu görüp memnun olmuş. Ve imama hitaben:
    “Benden ne istiyorsan iste bakayım” demekle, hoca:
    “Efendimizin sağlığını isterim” cevabını vermiş. Fakat padişah. “Hayır, başka bir şey iste” demiş ve hoca da:
    “Efendim, ferman buyurunuz da bana elli değnek ursunlar, bunu isterim”
    Bu garip talepten düçar-ı hayret(10) olan padişah:
    “Hoca bu nasıl şey? İsteyecek başka bir şey bulamadın mı? Para iste, ihsan iste” demiş ise de hoca talebinde ısrar ile:
    “Ben elli değnek isterim, başka bir şey istemem, madem ki istediğimi vereceksiniz, ferman buyurunuz da bana elli değnek ursunlar” demiş.
    Padişah bunda herhalde bir mana olduğunu hissederek, hocaya elli değnek vurulmasını emretmiş. Ve emir mucibince imama değnekler vurulmaya başlamış. Değnek yirmibeş olunca yattığı yerden kalkıp, elini kaldırarak, dur! Diye bağırmış. Bu hali seyretmekte olan olan padişah sebebini sorunca, hoca: “Efendim, şerikim(11) var. Nasıf da ona icab eder.” Cevabını vermiş. Padişah hayretle: “Şerikin kimdir?”
    “Efendim, İncili Çavuş kulunuz. Bizim köyde iken İstanbul’a vasıl olduğumuz zaman, padişah bana ne verir ise yarı yarıya paylaşmak üzere mukavele ettik. Şimdi elli değnek nasıfı benim, nasıf-ı diğeri onundur.”
    Orada hazır bulunan ve bu mukaveleyi istemiş olduğu cihetle, imamın değnek talebinde bulunmasını hayretle temaşa eden İncili, derhal savuşmak istemiş ise de, padişahın işaretiyle kaçmasına meydan verilmemiş. 25 değnek de o yemiştir.

    MİNAREYİ KESERİM HA!

    Divanenin biri her nasılsa tımarhaneden firar ederek, doğruca Süleymaniye Camii şerifinin minaresine çıkmış. O esnada ezan okumakta olan müezzini belinden yakalayarak:
    -Haydi hazır ol! Tevbe ve estağfir et, seni buradan aşağıya atacağım. Paldır küldür nasıl yuvarlandığını göreceğim der.

    Divanenin beline sarıldığını gören müezzin, korkusundan tir tir titremeye başlamış ve kendisini kurtarmak için, derhal hatırına divaneyi aldatmak hususu geldiğinden, demiş ki:
    -Peki efendim, beni aşağıya atmayı arzu ediyorsanız atınız. Ben buna razıyım, ancak henüz ezanı bitirmedim. Ezan kalır ise herkes bundan kuşkulanarak buraya gelir. Sizi görerek tutarlar.
    -Öyle ise ne yapalım?
    -Müsaade ediniz de ezanı okuyup bitireyim. Sonra ne isterseniz yaparsınız.
    -Pek ala! Haydi çabuk ol.

    Divanenin bu muvafakatı üzerine müezzin ezanı okumaya başlar.
    -Allahu ekber, Allahu ekber. Minarede deli var. Eşhedu en lailahe illallah, can kurtaran yok mu?
    -Bu ezan ne kadar uzun sürdü, çabuk bitir, işim var gideceğim.
    -Peki efendim, işte bitiyor. Eşhedu enne muhammeden resulullah, yetişiniz deli var.
    -Bitti mi?
    -Şimdi bitiyor, biraz sabredin.

    Müezzin bu süratle ezanı okumaya ve istimdad (imdat) etmeye devam eder. O sırada çevreden duyanlar minarenin dibine yaklaşırlar. Yukarıda divane ile müezzinin bulunduğunu görürler. Kalabalıktan biri :
    -Haydi minareye çıkalım. Diğer biri:
    -Biz çıkıncaya kadar deli müezzini atar ise? Bir üçüncü:
    -Hem de atar, bizim yukarıya çıktığımıza şüphesiz kızar.
    -O halde ne yapalım?
    -Bunun çaresini bulup deliyi aşağıya indirelim.

    O sırada oradan geçmekte olan İncili Çavuş, gördüğü bu telaşlı kalabalığın yanına gelerek, ne için toplanmış olduklarını sorar. Seyirciler durumu ayrıntılı hikaye ederler. İşi anlayınca der ki:
    -Siz telaş etmeyiniz, divaneyi ben şimdi aşağıya indiririm.
    -Sakın minareye çıkayım deme, sonra felaket olur. Biçare müezzini aşağıya atar.
    -Merak etmeyiniz, merak etmeyiniz, minareye çıkacak değilim. Şimdi görürsünüz.
    İncili derhal cebindeki ufak çakıyı çıkarıp açarak, minarenin dibine gelmiş ve divaneye hitaben bağırmış:
    - Hey oradaki adam bana bak!
    Deli aşağıya bakarak:
    - Ne istiyorsun be?
    - Haydi aşağıya in bakayım!
    - İnmeyeceğim işte!
    - İnmeyecek misin? Sonra fena olur.
    - Ne olacak, ben senden korkmam ki...
    - Ne mi olacak? Şimdi şu çakı ile minareyi dibinden kesip, devireceğim...
    - (telaşla) Rica ederim, sakın yapma!
    - Öyle ise çabuk aşağıya in.
    - İşte geliyorum.
    Divane, müezzini bırakıp minareden koşarak aşağıya iner ve ahali tarafından tımarhaneye geri götürülür.