inarritu nun ünlü 21 gramda bahsedilen gram neyin ağırlığı

'Merak Ettiklerimiz' forumunda Misafir tarafından 18 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. inarritu nun ünlü 21 gramda bahsedilen gram neyin ağırlığı
     



  2. Cevap: inarritu nun ünlü 21 gramda bahsedilen gram neyin ağırlığı

    inarritu'nun yolu "mutluluk var-adalet yok" diyen dram kurgusundan farklı olarak, tragedyanın değerlerine yaklaşıyor. net bir biçimde öngörüldüğü halde yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu yıkıma koşan kahramanın fonunda illa ki acıyla biten ve özgür irade kavramının lüzumsuz bir latife olduğunu ispat eden bir dünya, kendisinin gösterdiği dünyadan çok da farklı değil. o, başlarına kötü şeyler gelen insanları değil, her şeyin er geç yıkıma doğru sürüklendiği bir var oluşa mahkum olmayı anlatıyor. üstelik bunu izleyicinin filmle samimi ve yoğun bir empati kurmasını, kendisini karakterlerle özdeşleştirmesini mümkün kılan etkileyici bir sadelikle başarıyor.

    şimdi bu noktada altını çizmek istediğim nokta bu entarinin bir film okuma entarisi olmadığıdır. kendi filmlerini inarritu'nun gözünden görmeye çalışmak, eserlerine yerleştirdiği alt metinleri bulup çözümlemek gibi bir amacım yok. alelade bir izleyici kimliğimle inarritu sinemasına dair öznel görüşlerimi –schopenhauer’un da katkılarıyla- bu satırlarda istifliyorum.

    amores perros, babel, 21 grams’ın temelinde yer alan, biutiful’da ise her nedense es geçilen kesişen hayatlar teması, yeterince karamsar ve bezgin bir duruşla incelenirse, insan yaşamlarını kalıcı izlerle birbirine bağlayan yegane gücün trajedi olduğu idrak edilebilir. çaresizliğin, acı çekmenin ve yoksunluğun dünyası olan bu dünya, insanları yaşamın dibinde birleştirir. inarritu’nun boğucu dünya tasvirinde tüm yaşamlar trajedide birleşir, olumlu hislerle kurulan bağlar hakim olan kötülüğün karşısında eriyip gider. topyekün kaosa daima bir adım mesafede duran inarritu evreninde insanları bir araya getiren trafik kazaları, silahlar, çaresizlik, düşkünlük, yoksulluktur. tıpkı sinapsislerin bağladığı nöronlar gibi, tüm insanların trajedilerle tek tek bağlandıklarını ve tıpkı kollektif bir beyin misali nihai yıkım olan ölümde tüm var oluşun yitip gideceğini düşündürür bana. nitekim inarritu’nun filmlerinde illa ki ciddi bir sağlık sorununa rastlamamız ölüm kavramının ağırlığını ve mahkum olduğumuz sonun bilincimize çöküşünü vurgularken, hali hazırda yeterince acı çeken insanın kırılgan ve zayıf doğasını da bir güzel teşhir ediyor. özetlemek gerekirse; kötü bir dünyada acı çekiyoruz, ölüme mahkumuz ve hem ölüme hem de diğer acılara karşı alabildiğine savunmasız, aciz varlıklarız.