İlk Müslümanlar

Konusu 'İslam Tarihi' forumundadır ve HazaN tarafından 17 Kasım 2009 başlatılmıştır.

  1. HazaN Üye

    İlk Müslümanlar Hakkında Geniş Bilgi

    Hz. Muhammed’in çağrısı üzerine önce eşi Hatice, amcasının oğlu Ali, Mekke’nin önde gelen tüccarlarından Ebu Bekir ve Peygamber’in azatlı kölesi Zeyd, müslüman oldular. Bu dört kişi sanki o devirdeki Mekke toplumunun dört kesitin temsil ediyordu : zengin tüccar kesimini Ebu Bekir, kadınları Hatice, çocukları Ali ve köleleri Zeyd.

    Hz. EBU BEKİR ES SIDDIK (r.a) (571-634)​


    Hz. Muhammed (s.a.s.)’in İslam’ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Camiu’l Kur’an, es-Sıddık, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.
    Kur’an-ı Kerim’de hicret sırasında Rasullulah’la beraber olmasından dolayı, …ma arada bulunan iki kişi den biri… (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkabe olup, İslam’dan sonra rasullalah (s.a.s.)’ın ona Abdullah adını verdiyi kaydedilir. Azaptan azad edilmiş manasına “atik”; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da “sıddık” lakabıyla anılmıştır. “Deve yavrusunun babası “ manasına Ebu Bekir adıyla meşür olmuştur. Teym oğulları kabilesinden olan Ebu Bekir’in nesebi Mürre b. Ka’b’da Rasulullah2la birleşir. Annesinin adı Ümmü’l-Hayr Selma, babasının ki Ebu Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir… b. Murra…et-Teymi’dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu abdurrahman dışında bitin ailesi müslüman olmuştur. Babası Ebu Kuhafe, Ebu Bekir’in Rasulullah (s.a.s.)’den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslam2dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulunmayan ‘hanif’ bir tacir olan Ebu Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber’den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslam için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.
    Hz. Ebu Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571’de Mekke’de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek cahiliye döneminde çok yaygın bir adet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke’nin ileri gelenlerinde olup Arapların nesep ve ahbar ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kırk bin dirhendi ki, bunun büyük bir kısmını islam için harcamıştır. Rasulullah’a iman eden Ebu Bekir (r.a) İslam davetçiliyine başlamış, osman b. affan, Zebeyr b. avvam, abdurrahman b. Avf, Sa’d. Ebi Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslam’ın yüceleşmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların bir çoğu İslam’ı onun davetleriyle kabul ettmişlerdir.
    Hz. Ebu Bekir hayatı boyunca Rasulullah’ın yanında ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Rasulullah birçok hususlarda onun görüşünü tercıh ederdi. Umumi ve hususi olan önemli işlerde ashabıyla müşevere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebu Bekir’e danışırdı. Araplar ona “Peygamber’in veziri” derlerdi.
    Teymoğulları kabilesi Mekke’de önemli bir yere sahipti. Ticaetle uğraşıyorlar, toplusal temasları ve geniş kültülükleri ile tanınıyorlardı. Hz ebu Bekir’in babası Mekke eşrafındandı. Hz Ebu Bekir, cahiliye döneminde de güzel ahlakı ile tanınan, sevilen bir kişi idi. Mekke’de “eşnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işleirinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir doslukları vardı. Sık sık buluşur, allah’ın birliği Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşavere ederdi. İkisi de cahiliye kültürüne karşıydılar, şir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.

    İslam’ı Benimsemesi
    Hz Ebu Bekir, Hira dağından dönen hz Muhammed ile karşılaştığında, Rasulullah (s.a.s.) ona “Allah’ın elşisi” olduğunu söyleyip “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diye başlayan ayetleri bildirdiği zaman hemen ona: “ Allah’ın birliğine ve senin O’nun rasülü olduğuna iman ettim” demiştir. Hz Hatice’den sonra Rasulullah’a ilk iman eden odur. Hz peygamber (s.a.s) İslam’ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebu Bekir şeksiz ve tereddürsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebu Bekir’in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı” diye latif bir benzetme de yapmıştır. Mü’min Ebu Bekir, hayatının sonunda kadar tüm varlığını İslam’a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.
    Ebu Bekir Mekke döneminde güçlü kailelere mensup kişileri İslam’a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işgencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen satın alıp azad etmekte kullandı. Bilal, Habbab, Lübeyne, Ebu Fukayhe, Amir, Zinnire, nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mecsid-I Haram müşrüklerin saldırısına uğramıştı. Ebu Bekir, iman ettikten sonra İslam’ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abudurrahman ve babası Ebu Kunafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b. Affan, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydullah gibi ilk
    müslümanları İslam’a davet eden odur. Müşrüklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz Peygamber Hz. Ebu Bekir’e de Habeşistan’a göç etmesini söylemişve Ebu Bekir yola çıkmış, ancak Berkü’l-Gımad’da Mekke’nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke’ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke’ye dömüşlerdir. Ancak şartlı olarak Ebu Bekir’I himayesine alan İbn Dugunne, Ebu Bekir’in açıktan açığa ibadet etmesi ve inancını yaymaya devam etmesi sebebiyle şartlarını yerina getirmediyini iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasını söylediyinde Ebu Bekir, onun himayesine ihtiyaçı olmadığını, zaten kendisine söz vermediyini ifade etmişti: “Senin himayeni sana iade ediyorum. Bana Allah’ın himayesi yeter.” Böylece onüç yıl Mekke’de Rasulullah’ın yanında kalan Hz Ebu Bekir, Hz Aişe’nin rivayetine göre, Rasulullah hicret emrini alıp Ebu Bekir’e gelerek ona berberce hicret edeceklerini söyleyince Ebu bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı.
    Hz. Peygamber’in bir gecede Mekke’den kudüs’e oradanda Sidretü’l Münteha2ya gittiği İsra ve Mirac hadisesini duyan müşrikler bunu Hz ebu Bekir’e yetiştirdikleri zaman; “O dediyse doğrudur.” Demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir’e; ihlaslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikanda şüphe olmayan anlamında, “Sıddık” lakabı verildi. Kur’an tabiriyle, “ O, ne iyi arkadaştı” denilebilir.
    İşte o “ Sıddık” ile o “Emin”, iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağraya hareket ederek hicret etmişlerdir.

    Hicreti
    Sevr mağasına ilk giren Hz. Ebu Bekir(r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Resullulah içeri girmiştir. Ebu Bekir’in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke’den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Küreyş kabilesinin müşrikleri Ebu Cehil başkanlığında Esma’nın evini aradılar, hararet edip dayak attılar.
    Hz. Ebu Bekir (r.a.) hiçret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu nereye gittiyini kafirlere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler sevr mağrasına kadar geldiler Resullulah bu sırada Kuran’da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu : “Üzülme, Allah bizimledir” (et-Tevbe,104/40) nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah gülüdür, hakımdır. Kafirler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağrada üç gün kaldıktan sonra Mediye yönelen Resullulah ile Ebu Bekir Kuba’ya vardılar.
    Ebu Bekir mağrada kaldıkları günü şöyle anlatır; “Rasullulah (s.a.s.) ile bir mağrada bulundum. Bir ara başımı kaldırıp baktım. O anda Küreyş casuslarını gördüm bunun üzerine, ‘Ya Rasullulah, bunlardan birkaçı gözünü aşağı eysede baksa muhakkak bizi görür’ dedim. O, sus ya Ebu Bekir. İki yoldaş ki Allah onların üçüncüsü ola endişe edilirmi?’ buyurdu.
    Kuba’da üç gün Resullullah ile Hz Ebu Bekir nihayet Medine’ye vardılar. Medine’de Hz Ebu Bekir humma hastalığına tutuldu. Hastalık ilerleyip düştüyünde Resullulah, “Allah’ım Mekke’yi sevgili kıldığın gibi Medine’yide bize sevgili kıl, hummayı bizden uzaklaştır diye dua ettiyi zaman Hz Ebu Bekir ve diyer sahabilier iyleştiler. Bu arada “Hz Aişe ile Hz Muhammed (s.a)’in düyünleri yapıldı. Mescidi Nebi inşa edildi. Masrafların bir kısmını Hz Ebu Bekir karşıladı. Medine’de kardeşlik tesis edildiyinde Ebu Bekir’in kardeşliyi Harise b. Zeyid oldu.
    Hz Ebu Bekir Medine’de Mescidi Nebi’nin inşasına katıldı. Resullulah İslamı yaymak ve duşmanlar hakkında bilgi toplamak için Seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına yolluyor, bunlara bazen Hz Ebu Bekir’de katılıyordu. Resullulah ile birlikte bizzat savaşlarda (Bedir’de, Uhut’ta, Hendek’te) Ebu Bekir’de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyin, Taif gazvelerindede bulundu. Resullulah’ın bizzat idare ettiyi harplere gazve denir. Ebu Bekir bu sözü geçen büyük savaşlardan başka otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Çarpışma olmaksızın Vetdan, Buvat, Bedir-I Ula, Uşeyre gazveriylede duşmanlar itaat altına alınmıştır. Bütün bu gazvelerde Hz Ebu Bekir, Resullulah’ın en yakının da yer almış olup onun “veziri” gibi idi. Bedir’de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebu Bekir oğluyla çarpışmıştır. Sadece o deyil Bedir’de birçok sahabi oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştır. Bedir savaşı, müslümanların İslam’ı herşeyden üstün tuttuklarını Allah için en yakın olan müşrüikleri kan bağı veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayırt etmeden öldürdüklerini göstermektedir. Resullulah’ın bir amcası Hamza islam ordusu safındayken öteki amcası Abbas düşman safındaydı. Yeyeni Ubeyde kandi yanındayken, öteki yeyenleri Ebu Sufyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi. Hatta kızı Zeynep’in eşi Ebu’l-As da Resullulah’a karşı müşriklerle beraber savaşıyordu.
    Hicret’in 9 yılında Medine’de büyük nir kıtlık oldu. Bu arada Bzans imparatorui, Şamda Hicaz bölgesini istila etmek üzere büyük nir ordu hazırladı. Resullulah, bu orduya karşı islan ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebu Bekir mallarının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. 10. yılda ” Veda Hacc” ında bulununan Allah’ın Resulu, 11. Yılda hastalandı.
  2. HazaN

    HazaN Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    22.369
    Beğenileri:
    79
    Ödül Puanları:
    48
    Yer:
    Konya
    Cevap: İlk Müslümanlar

    Hilafeti
    Hicri 11. Yılda hastalanan Resullulah (s.a.s.) 13 Rebuyyulevvel Pazartesi günü ( 8 Haziran 632) vefat etti. Onun vefatını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiyini karar veremediler. Ama O’da bir ölümlüydü. Hz. Ömer onun Hz Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiyini, O’nun için öldü diyen olursa ellerini keseceyini söylüyordu. Ebu Bekir, Resulalah’ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi. Resulallah’ı alnından öptü ve ‘’Babam ve anam sana feda olsun Ya Resulallah.ölümündede yaşamındaki kadar güzelsin.Senin ölümünle peyganberlik somn bulmuştur.Şanın ve şerefin o kadar büyükki,üzerinde ağlamaktan münezzehsin .Ya Muhammed ,Rabbinin katında bizi unutma ; hatırında olalım …’’ dedi.Sonra dışarı çıkıp Ömer’I susturdu ve ;’’Ey insanlar ,Allah birdir ,O’ndan başka İlah yoktur ,Muhammed onun kulu ve elçisidir Allah apaçık hakikattır.Muhammed’e kulluk eden varsa bilsinki,o ölmüştür Allah’a kulluk edenlere gelince şüpesiz,Allah, Baki ve ebedidir. Size Allah’ın şu buğruğunu hatırlatırım : ‘’Muhammed sadece bir elçidir . Ondan önçede peygenberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veye öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah’a Hiçbir ziyan veremez .Allah şükredenlere mükafatlandıracaktır’’.(Al-u İmran, 3/144).Allah’ın kitabı ve
    Resulallah’ın sünnetine sarılan doğruyu bulur ,o kisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan , peyganberimizin ölümü ile sizi aldatamsın , dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz ‘’
    Hz Ebu bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Resulallah’In techiziyle uğraşrken , Ensar,
    Benü Saide Sakifesinde toplanarak Hazreç’in Reisi olan Sa’de b. Uhude’yi Resullulah’tan sonra halefe tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebu Bekir, Hz Ömer, Ebu Ubeyde ve muhacirlerden bir grup hemen Benü Saide’ye gitti. Orada Ensar ile konuşulduktan sonra hilafet hakkında çeşitli muzakereler yapıldıktan sonra Hz Ebu Bekir , Ömer ile Ebu Ubeyde’nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey’at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz Ebu Bekir’in konuşmasından sonra Hz Ömer atılarak hemen Ebu Bekir’e bey’at etti ve, “Ey Ebu Bekir müslümanları sen Resullulah’ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin biz sana bey’at ediyoruz. Resulullah’a hepimizden sevgili olan sana bey’at ediyoruz” dedi. Hz Ömer’in bu ani davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebu Bekir’e bey’at etti. Bu özel bey’at sonra ertesi gün Mesci-i Nebi’de Hz Ebu Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey’at edildi. Resullulah’ın defni salı günü gerçekleşirken, O’nu nereye defnedileceyi hakkında da bir iftilaf geldiyinde Hz Ebu Bekir yine firasetini ortaya koydu ve “Hey her peygamber öldüyü yere defnedilir” hadisini asaba hatırlatarak bu ihtilafı giderdi. Resulullah’ın cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kılındı. Bütün bunlar olurkan Hz Ali’nin Hz Fatimanın evinde Haşimoğulları ve yandaşlarıyşa ve bey’at katılmadığı nakledilir. Hz Ali rivayetlere göre el-Bey’atü’l- Kübra’ya bey’at edildiyi haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz Ebu Bekir’in üstünlüsünü bildiyini, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer revayetlere aykırıdır.
    Rasulullah’ın en yakın asabı arasında - hatta Ebu Bekir ile Ömer arasında - zaman zaman ihtilaflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişsede ilk iki halife zamanında da görüldüyü gibi daima birlikte devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hadiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı röl oynuyordu. Mesela Ebu Bekir yumuşak ve sakın davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebu Bekir’in yönetiminde Hz Ali ve Zübeyir b. Avvam Ritte savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebu Bekir’in arkasında yer almışlardır . Hz. Ali Rasulullah’ın bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş ancak İbn Abbas’ın Rasululah hastalandığı zaman ona gidip hilafet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hz Ebu Bekir’in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten tabii, fıtri, akli ve maslahata uygun olanda halifeliyidir. Hz Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamış, ancak Ebu Bekir’in faziletine dair mescidde konuşmuş hasta hatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine imam tayin etmiştir.
    Hz Ebu Bekir, kendisini Rasulullah’ın mirasından pas almak için gelen Hz Fatima’ya “Resulullah’ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam “ diyerek Fatima’nın Peygamber’in kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasullulah’ın yanındayken ne duymuş, ne görmüşse onu tatpık etmiştir. Sonraları Hz. Ali’nin hilafeti zamanında Fatıma’ya ki, Ebu Bekir’e gidip miras isterken savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashabın Rasulullah’ın sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir. Hz Ebu Bekir “ Rasulullah’ın Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptığı konuşmada, “ sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim görevini hakikiyle yaparsam bana yardım ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteririz; ben Allah ve Rasülü’ne itaat ettiğim müddetçe siz bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez…” demiştir.

    Mürtedlerle Mücadele,
    Irak ve Suriye Fütühatı
    Hz Ebu Bekir Rasulullah’ın halifesi olduktan sonra, onun vefatıyla Arabistan’da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme haraketlerine, yalancı peygamberlere, “namaz kılarız, ama zekat vermayiz” diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu’l-Ansı, Müseylemetü’l-Kezzap, Sacah, Tuleyha gibi yalancı pegamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekat yeniden toplanmaya başlamış ve Bey-tü’l-Mal 2 konulup dağıtılmaya başlamıştır. Rasulullah’ın hazırladığı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsame ordusunu Ürdün’e yollayan Ebu Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır. İçte isyanlarla mücadele edilirken, sışta iki büyük imparotorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşmıştır. Hire, Ecnadin ve Enbar, savaşlarla İslam diyarına katılmış, ırak fetedilmiş, Suriiye’nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yemrük savaşı devam ederken Hz Ebu Bekir vefat etmiştir. Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: “Kadın, çocuk ve yaşlılara dokunmayın , yemiş veren ağacı kesmeyin, haddi aşmayın, korkmatın.” Gerçekten İslam ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adeletiyle düşmanlarının taktirini kazanmış, müslüman olmayıp da cize vererek İslam’ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.

    Kur’an-ı Kerim’in Toplanması,
    “Mushaf”ın Meydana gelmesi
    Hz Ebu Bekir, Redde harplerinde, vahiy katiplerinin ve kurra’nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz ömer’in Kur’an’ın toplanması fikrine sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur’an aytlerinin toplanmasını sağlamıştır. Rasulullah zamanında peyderpey inen vahiy, katiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashabın çoğu da Kur’an hafızı idi. Ancak yazılı olan ayetler dağınıktı, Kur’an’ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebu Bekir Zeyd b.Sabit’in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, harkesin elindeki ayetleri getirmesini emretti. Ayrıca sahitlerele ayetle doğrulanıyor, kurra ile te!kid ediliyordu. Böylece bütün ayetler toplandı ve “mushaf” meydana getirildi. Bu Mushaf Ebu Bekir’den Ömer’e, ondan kıız hafsa’ya geçti ve Hz Osman zamanında çoğaltılarak Darü’l-İslam’ın bitin vilayetleirne dağıldı.

    Vefatı
    Hilafeti iki sene üö ay gibi çok kısa bir müdet sürmesine rağmen Hz. Ebu Bekir zamanında İslam Devleyi büyük bir gelişme göstermiştir. Hz Ebu Bekir Hiçri 13. Yılda Cemaziyelahir ayının başında hicretten sonra Medine’de yakalandığı hastalandığı hastalığının çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer’in namaz kıldırmasın istedi. Ashabla istişare ederek Hz. Ömer’in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdive hilafet ahitnamesini Hz. Osman’a yazdırdı. Ebu Bekir(r.a.) de çok sevdiyi Rasulullah gibi altmışüç yaşında vafat etti. Vasiyeti gereyi Rasulullah’ın yanına - omuz hizasında olarak - defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.
  3. HazaN

    HazaN Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    22.369
    Beğenileri:
    79
    Ödül Puanları:
    48
    Yer:
    Konya
    Cevap: İlk Müslümanlar

    ALİ İBN EBİ TALİB​


    Resulullah’ın amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebu Talib, annesi Kureyş’ten Fatıma binti Esed, dedesi Abdulmuttalib’tir. Künyasi Ebu’ı Hasan ve Ebu Turab (toprağın babası), lakabı Haydar; ünvanı Emirul’lMü’minin’dir. Ayrıca “Allah’ın Arslanı” ünvanıylada anılır.
    Hz. Ali küçük yaşından beri Resulullah’ın yanında büyüdü. On yaşında İslam’ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice’den sonra müslümanlığı kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali’ye Peygamberimiz şirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah’ın yanıydaydı. Kabe’dek putları kırmasını şöyle anlatır : “ Bir gün Resul-u Ekrem ile Kabe’ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamıyacağımı anlattı, omuzumdan indi, beni omzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufakları tutacak sanıyordum. Kabe’nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü parça parça oldu. Resulullah’ın omuzundan indim. İkimiz geri döndük.”
    Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakkı tebliğ etmek hususunda Allah’u Teala’dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilahi emirleri tebliğ edince, Kureys müşrikleri onlarla alay etmişti. İkinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)’ye de bir ziyaret hazırlayarak Hasınoğullarını davet etti. Resulullah yemekten sonra “Ey Abdülmuttaliboğulları, ben özellikle size bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.
    İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olmarak bana bey’at edecek” dedi. Yanlız Hz. Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah’a onun istediyi sözlerle bey’at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, “Kardeşimsin ve verizimsin” diyerek Hz. Ali’yi taltif etti.
    Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali’ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah’ın yatağına yatarak müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatını tehlikeye atmış, bu suretle Peygember’e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamber’in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekatlarına katıldı, Uhud’da gazi oldu. Bedir’de sancaktardı. Aynı zamanda keşif kolunun başındaydı; hakim nokyaları tesbit ederek Hz. Peygamber’e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir’de önemli bir savaş harekatını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureyşliler’le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu dövüşte, hasmı Velid b. Mugire’yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebu Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine “ Allah’ın Arslanı” lakabı ve Bedir ganımetlerinde bir kılıç, bir kalkan, bir de deve verildi.
    Hz. Ali, Bedir savaşından sonra Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatima ile evlendi. Nikahını Hz. Peygamber kıydı. O zamana kadar Resulullah’la oturan Hz. Ali nikahtan sonra ayrı bir eve taşındı. Hz. Ali’nin, Hz. Fatima’dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi.
    Hicret’in üçüncü yılında Uhud savaşında, müslüman okçularının hatası yüzünden müşrikler müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yararlanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüyünü yaymıştı. Halbuki o sırada döyüşe döyüşe gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber’iniçine hendeğe ulaşarak, onun korumaya almıştı. İki tarafında kazanamadığı bu savaşta hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.
    Uhud savaşından sonra Hz. Ali “Benu Nadır” yahudilerinin hayınlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savaşı bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca dövüşmüş ve müriklerin en meşur savaşçılarını öldürmüştür. Hüdaybiye barışında sulh şartlarını yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya şöyle başladı: “Bismillahirrahmanirrahim Muhammed Resulullah … “ ancak bu ifadeye itiraz ettiler Hz. Peygamber, “ Resulullah” yerine “Muhammed b. Abdullah” yazmasını Hz. Ali’ye söylemiş “Resulullah” ifadesinin yazılımında israr etmiştir.
    Hz. Ali Mekke’nin fetti sırasında yine sancaktırdı. “Keda” mevkiyinde Mekke’ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kabe’deki bütün putları kırdılar.
    Mekke’nin fettinden sonra Resul-u Ekrem, Halid b. Velid’i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti yada bedevi olmalarından, “Müslüman olduk” anlamında “eslemna” kelimesi yerine “sabbena” dediyi için Halid b. Velid hiddetlendi ve onlara harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali’yi bu hatayı telifi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme’ye giderek öldürülenlerin diyeti ödeyip madur olanlarını telafı etmişti.
    Huneyn gazasında müslümanlar bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden bir kaç kişi saberdip dayanabildi. Hz. Ali bu şavaşta yanlız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiyi yiğitlik ve kumandanlıkla islam ordusunun kendi safında toplanmasını sağladı.
    Resul-u Ekrem hicretin 9. yılında Tebuk seferine çıkarken Hz. Ali’yi ehl-I beytin muhafazası için Medin’e bıraktı, ancak bu sefere katilmadığı için mütessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: “Musa’ya göre Harun neyse sen bana karşı o olmak istemez misin?” dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.
    Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz Ali’yi Mekke’ye gönderdi. Bu suretle hiç müşrikin artık Kabe-i Şerifi bundan sonra haccedemeyecini bildirdi.
    Yemen bölgesinin İslam’a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib verildi. Hz. Ali “Bu çok güç bir iş” dedi. Resulullah’da “Ya Rabb, Ali’nin dili tercumanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun” diye dua dince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen’e gitti, kısa süren irşatları sayesinde Yemen’in bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.
    Hz. Peygamber’in vefatı sırasında, hücresi bulunanların başında geliyordu. Hz. Ebu Bekir’in halife seçildiyi sırada Hz. Ali Resulullah’ın hücresinde tekfin ile meşkul idi.
    Hz. Ömer devrinde devletin hukuk işleriyle ilgilenip adeta İslam devletinin baş kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer’in şehadeti üzerine yine devlet başkanını şeçmekl görevlendirilen altı kişilik şura heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.
    Hz. Osman’ın hilafeti döneminde idari tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslam devletinin vilayetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman’a bildirmiş ve ona hal çareleri teklif etmişti. Hz. Osman’ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elenden gelen gayreti sarfetti.
    Hz. Osman’ın şehadetinden sonra İslam’ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey’at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah’ın bir taktiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilafete geçtiyinde hal edilmesi gereken bir çok problemle karşı karşıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Sıffın gibi iç çatışmaları doğurdu. İslam Devleti bünyesinedeki bu ihtilafları giderme konusunda büyük fedekarlık ve gayretler gösterdi.
    Nihayet, Küfe’de 40/661 yılında bir Harici olan Abdurrahman b. mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle sehid oldu.
    Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s)’in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadis ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah’ın tabiri ile “ilim beldesinin kapısı”olarak ümmetin ne bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmiş ve hilafet dönemi iç karışıklarla dolu olmasına rağmen İslam2ın öğretilmes ve öğrenilmesi husunda büyük katkıları olmuştu.
    Medine’de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli’ye, Kur’an okutma ve öğretme işini Abdurrahman esSülemi’ye, Tabii ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. ziyad’a verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme’yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, teşri ve kaza gibi bölümlere bölümlere yürütüyordu. Mali işleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.
    Ümmetin malını ümmete dağıtırken de son derece titiz davrandı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavuz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Küfe’de görenler kışın soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiyini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlerının nasıl davranmaları gerektiği konusunda şu yönetmeliği hazırlamıştı.

    1.Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onları bir canavar gibi davranmayın ve onrarı azarlamayın.
    2.Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın. Müslümanlar kardeşiniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi insanlardır.
    3.Affetmekten utanmayın. Cezalandırmakda acele etmeyin. Emriniz altında bulunmayanların hataları karşısında hemen öfkelenenip kendinizi kaybetmeyin.
    4.Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulma ve despotluğa çeker.
    5.Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarında ve zulumlerinden sorumlu olmamış bulunmamışlarına dikkat edin.
    6.Dğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri terçih edin.
    7.Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.
    8.Haksız kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterinde maaş ödeyin.
    9.Memurlarınızın hareketlerini kontro edin ve bunun için güvendiyiniz samimi kişileri kullanın.
    10.Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.
    11.Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini istediyinizi kendilerini inandırın.
    12.Hiç bir zaman vaatlerinizden ve sözlerinizden dönmeyin.
    13.Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlarıa gereken önemi gösterin, fakat ihtikar, karaborsa ve mal yığılmalarına izin vermeyin.
    14.El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu azaltır, hayat standardını artırır.
    15.Tarımla uğraşanlar devlatin servet kaynağıdır ve bir servet gibi korunmalıdır.
    16.Kutsal gözeviniz yoksul, sakat ve yetimlere bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin, onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın.
    17.Kan dökmekten kaçının, İslam’ın hükümlerinegöre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.
    Hz. Ali bütün bu emirleri nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliğin çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karşı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda şehid oldu.
    Hz. Ali İslam’ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah’ın daima yanında bulunmuştu. Vahiy katibiydi, hafız, müfessir ve mühaddisti. Hz. Peygamber‘den beş yüzden fazla hadis revayet etti. Ahkamın nazariyatından çok ameli keyfiyetine bakardı: “Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber’in tekzip edilmesini ister misiniz?” demiştir.
    Hz. Ali’nin, Hz. Fatima’dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adlı oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adlı kızları oldu.
    Hz Ali abid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece çömertti. Medine’de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah’a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: “Ben size hizmetçiden daha hayırlısını vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhandülillah, otuzüç kerede Subhanallah deyin” buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına ir dilenci geldi, onlarda yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-, kerime indi: “şüphesiz en iyiler mizacı kafur olan bir tastan içerler. Allah’ın taşırına taşırına içeceği bir kaynak. Adaı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günde korkarlar. Içleri çektiği halde yiyeceği, miskinei yetime ve esire yedirirler. “Bir sizi ancak Allah’ın rızası için doyuruyoruz,sizden bir karşlık ve teşşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz” derler. Allah da bu günün şerrinde onları korur. Onları parlaklık ve sevinç verir.”
    Hz Ali’nin “Zülfikar” adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali’ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.
    Hz. Ali’nin cömertliği, insanlığı Resulullah’a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevi miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe bürümüştür. Bir gün onun dört dihemi vardı. Birini açıktan birini, gizlidenbizini gündüz, birini gece infak etti ve hakkında şu ayet-i krlime indi: “Mallarını gece ve gündüz, g,zl, ve açık infak edenler. Onlar için Rabbleri katında karşılık vardır ve üzülecekte değillerdir.” (el-Bakara, 2/274).
    Hz. Ali’nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-I serifler: “Günah işleğen biri pişman olur, abdest alır namaz kılar ve günahı için istigfar ederse Allah’u Teala Nisa suresinde ‘Bİri günah işler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah’u Teala’ya istigfar ederse Allah’u Teala’yı çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur’ buyurmaktadır”
    “Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa boş yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah’u Teala onun nafile namazlarını kabul etmez”
    “Malınızın zekatını veriniz. Biliniz ki, zekatınını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imamı yoktur.”
    Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak İslam’ın bize kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir.
  4. HazaN

    HazaN Üye

    Katılım:
    21 Nisan 2007
    Mesajlar:
    22.369
    Beğenileri:
    79
    Ödül Puanları:
    48
    Yer:
    Konya
    Cevap: İlk Müslümanlar

    HZ. HATİCE BİNTİ HÜVEYLİD

    Mekkeliler tarafından “Tacire” (tüccar kadın) ve “Tahire” (temiz kadın) diye isimlendirilen Hz. Hatice, Mekkeli olup, Hüveylid b. Eded b. Abdulluza b. Kusay b. Kilab b. Mürre b. Ka’b b. Lüey’in kızıdır. Annesi ise Fatma binti Zaide b. Esam’dır. Hz. Hatice Kureyş’in Beni esed Kolundandır. Nesebi, Kusay b. kilab’la Hz. Peygamber’le birleşir.
    Tarihçilerinin çoğunun verdiği bilgiye göre, henüz 25 yaşında bulunan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile evlendiği zaman kırk yaşında dul iki çocuk annesi idi. Hz. Peygamber (s.a.v.) 25 yıl müdetle ve Hz. Hatice’nin ölümüne kadar tek evli olarak kaldı. Karı koca pek mutlu geçmiş ve ondan Muhammed (s.a.v.)’in iki oğlu ve dört kızı dünyaya geldi. Erkek çocuklar, küçük yaşta vefat ettiler. Erkeklerin büyüğüne “el-Kasım” ismini verdiler. Böylece o, babası olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e “Ebu’l Kasım” künyesini verdirdi. Hz. Peygamber(s.a.v.)’in ilk kızı Zeyneb, Hz. Hatice’nin kızkardeşinin oğlu olan yeğeni Ebu’l-As’la evlendi. Rükiye ve Ümmü Gülsüm, birinin ölümü üzerine diğeri, ard arda ileride İslam dünyasının üçüncü halifesi olacak olan Hz. Osman’la evlenmişlerdir. En küçük kızları Fatima ise Hz. Ali ile evlenmiş. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in nesli bilhassa ondan devam etmiştir.
    Hz. Hatice’nin Rasulullah ile evlenmeden önce başından iki evlilik geçmiştir. İlk önce Ebu Hale b. Zurare ile evlenmiş, ona Hind adı verilen bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir. Daha sonra Beni mahzum kabilesinden Atik b. Aiz (veya Abid) b. Abdullahb. Amr ile evlenmip, Abdu Menaf adında bir çocuk dünyaya getirmiştir.

    Hz. Hatice’nin Rüyası.
    Hz. Hatice, bir gece şöyle bir rüya görmüştü:
    Güneş gök yüzünden kendi evine giriyor ve oradan bütün Mekke’yi aydınlatıyor.
    Hz. Hatice, bu rüyasını amcasının oğlu Varaka’ya açtı. Varaka, ilim ve fazilette sayılı adamlardan biri idi. Rüya tabirinde mahirdi. Hz. Hatice’ye :
    - Bekle; sen, Tevrat’ta ve İncil’de haber verilen Ahır zaman peygamberinin karısı olacaksın.
    Demişti.
    Hatice de bu söz üzerine, kendisiyle evlenmek isteyennlere cevap vermiyor ve bekliyordu.

    İlk Davet
    “Ey ihrama bürünmüş yatan Peygamber! Kalk!” manasına gelen Ayet indikten sonra Peygamber birdenbire ayağa kalkmıştı. Hz. Hatice: “Niçin istirahatini yarıda bıraktın?” diye sordu. Hz. Muhammed, ayeti kendisine okudu. Hz. Hatice’de: “O halde… Rabbi’nin emrini yerine getir” dedi. Ve ilave etti “Ey Allah’ın sevgili kulu ve Peygamber’i Muhammed! Herkesden evvel dini bana öğret.
    Peygamber her fırsatta tekrar ederdi: “Kadınların içinde en yüksek mertebeyi bulanlardan birincisi kızım Fatima ikincisi Hatice, üçüncüsü Musa Peygamber’i Firavunun elinden kurtaran Asiye, dördüncüsü İsa Peygamberin annesi Meryem’dir.

    İslamda ilk ibadet
    İslâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır. İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vâdide, Cibril (a.s.), Rasûlullah (s.a.s.)'e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril'den gördüğü şekilde Rasûlullah (s.a.s.) de abdest almıştır.
    Sonra Cibril (a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir.
    Eve dönünce Rasûlullah (s.a.s.) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz. Hatice'ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır.

    Hz. Hatice’nin vefatı
    Ebutalib’in vefatından üç gün sonra Hz. Hatice’de bu fani dünyadan göçtü.
    Hz. Hatice, servet ve hüsnü ahlak sahoni bir kadındı. Hz. Muhammed’le evlendikten sonra, bütün varını hayır yolunda harcamıştı. Pergamber’liğin ilanından sonra, çok zahmetli günler geçirdi. Çektiyi bu zahmetlerden, bir gün olsun şikayet etmedi.
    Ebutalib’in vefatı, ona pek ağır gelmişti. Onu, babası gibi seviyordu. Bu zatın ölümünden sonra üç gün yaşadı.
    Hz. Hatice ölmezden evvel, Peygamber sevgili hayat arkadaşını şöyle müşdeledi : “Ya Hatice! Tanrı senin rütbeni; İsa’nın anası Meryem’den ve Musa’yı kurtaran Asiye’den üstün etmiştir.”
    Hz. Muhammed’in Peygamberliğine ilk iman eden, kadınlar içinde Hz. Haticece’dir. Varını yoğunu Peygamber uğruna feda etmişti. Peygamberimizin, Mısırlı Mariyeden doğan İbrahim ismindeki oğlundan maada; kız erkek büyün evlatları Hz. Hatice’den gelmiştir.
    Hz. Muhammed ile Hz. Hatice tamamı 25 sene bir arada yaşadılar.
    Hz. Hatice’nin Peygamber’den ikisi erkek, dördü kız altı evladı dünyaya geldi.
    Hz. Hatice’nin ölümü Hz. Muhammed’e çok dokundu.
    Peygamber, o yaşadığı müddetçe hiç bir kadınla evlenmedi. Hz. Hatice öldükten sonra da daima onu anardı.
    Hatta Hz. Ayşe ile evlendikten sonra, Peygamber’in Hz. Hatice’yi dilinden düşürmemesi, Hz. Ayşe’yi gayrete getirmişti. Bir gün ona sordu: “Ya Resulullah, siz daima Hatice’yi anıyor, onun hatıraları ile meşgul oluyorsununz. Halbuki Hatice dul ve yaşlı bir kadındı. Tanrı size ondan daha alasını bağışladı. Elbet beni Hatice’den fazla sever ve ondan üstün tutarsınız değilmi?” Peygamber: “Hayır!.. Benim ondan daha hayırlı bir kadınım olmadı, bana hiç kimse inanmadığı zaman o, nesi varsa benim uğruna feda etti!..” buyurmuştur.
    Peygamber, Hz. Hatice’yi Cehun mezarlığına götürdü ve oraya kendi eliyle defnetti.



    ZEYD B. HARİSE​


    Zeyd b. Harise b. Şurahil el-Kelbi. Üseme’nin babası. Ashabın ileri gelenlerinden olup, Resulullah (s.a.s.)’ın en çok sevdiyi arkadaşlarındandır. Bu yüzden sahade arasında “el-hubb” diye anılırdı.
    Tam künyesi: Zeyd b. Harise b. Şurahil (Şurahbil) b. Ka’b b. Abdiluzza b. İmriülkays b. Amir b. Abdivüdd b. Avf b. Kinane b. Bekr b. Uzre b. Zeyd el-Lat b. İmran b. Luhaf b. Kuzaa’dır .
    Kaynakların ifadesine göre; cahiliyye döneminde, Zeyd’in annesi Su’da, yanında oğlu olduğu halde akrabalarını ziyarete gider. Bu sırada Beni el-Kayn b. Cirs’e mensup bazı atlılar baskın yaparlar. Zeyd’I de bu arada beraberlerinde. Zeyd, sırada temyiz çağında bir çocuktur. Onu Ukaz Panayırına götürüp şatışa arzederler. Hz. Hatice’nin yeğeni Hakım b. Huzam b. Huveylid de o esnada panayırına uğrayıp Mekke’ye götürmek üzere bir kaç köle satın alır. Zeyd b. Harise de bu köleler arasında bulunmaktadır. Hakım, Mekke’ye döndüyünde, halası Hz. Hatice kendisini ziyaret eder. O da halasına köleleri göstererek, dilediği köleyi seçip götürebileceyini söyler. Hz Hatice de Zey b. Harise’yi seçer. Daha sonra O’nu Resulullah (s.a.s.)’e bağışlar.
    Kelb kabilesine mensup bazı insanlar, hac için Mekke’ye geldiklerinde Zeyd’I görüp tanırlar, Zeyd’de onları tanır. Dönüşte durumu babasına haber vererek bulunduğu yeri tarif ederler. Zeyd’in babası Harise ile amcası Ka’b, yanlarına fidye alarak Mekke’ye gelirler ve Resulullah (s.a.s.)’ın yanına varıp: “Ey Abdulmuttalip’in oğlu! Ey kavminin efendisinin oğlu! Sizler, Harem’in ehlisiniz, köleyi azat eder, esiri yedirirsiniz. Yanında bulunan oğlumuz için sana geldik. Bize iyilikte bulun, sana fazlasıyla fidye vereceyiz.” derler.
    Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.), Zeyd’i çağırtarak, kendisini istemeye gelen bu kişileri tanıyıp tanımadığınu sorar. Zeyd de, bunların birisinin babası diğerinin de amcası olduğunu söyleyerek tanıdığını ifade eder. Bu sefer Resulullah Zeyd’e dilerse babasıyla gidebileceyini, şayet isterse yanında kalabileceyini söyleyince, Zeyd, Resulullah (s.a.s.)’in yanında kalmayı tercih eder. Peygamberimiz de Zeyd’i elinden tutarak Hicr denilen yere çıkarır ce ve: “Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur. O bana mirasçıdır, ben de O’na mirasçıyım!” diyerek Zeyd’i evlat edindiyini ilan eder .
    Zeyd b. Harise, Muhammed (s.a.s)’e risalet ettiyi sıralarda 30 yaşına bulunuyordu.
    Zeyd’in kalbinde Hz. Muhammed’e karşı büyük büyük bir itimat vardı. Dine davet edildiyinde tereddüt etmeden islamiyeti kabul etti.
    Zeyd b. Harise, Muhammed (s.a.s.)’e risalet gelinceye kadar yanında kaldı ve Resulullah, peygamber olur olmaz O’nun risaletini tastik edip müslüman oldu, O’nınla birlikte namaz kıldı ve:”Onları babalarının ismiyle çağırın…”(el-Ahzap, 35/5) mealindeki ayet nazil oluncakar “Muhammed’in oğlu” diye anıldı. Bu ayet-I kerimenin nüzulünden sonra Zeyd, Zeyd b. Harise olarak çoğalmaya başladı .
    Zeyd b. Harise, Resulullah (s.a.s.)’ın cefakar dostlarından biriydi hemen hemen tüm sıkıntılı zamanlarında O’nunla birlikteydi. Nitekim, çevre kabileleri İslam’a davet etmek kabilinden Taif’e giden Resulullah’ı yanlız bırakmamış Taiflilerin attığı taşlar Peygamber (s.a.s.)’e isabet etmesin diye kendi vücudunu siper etmiş ve başından çeşitli yaralar almıştı .
    Müslümanlar Medine’ye hircet etmeye başlayınca, Zeyd b. Harise’de hicret etmişti. Resulullah (s.a.s.) hicretten sonra Medine’de, ashabı arasında kardeşlik tesis ettiyinde, Zeyd’le Hamza b. Abdülmuttalib’i de kardeş ilan etmişti. Bu sebepten Hz. Hamza, Uhud günü şehadet şerbetini içmeden önce Zeyd’i kendisine vasi tayin etmişti .
    Zeyd b.Harise; Bedir, Uhud, Hendek savaşlarıyla Hudeybiye barışı ve hayber fethindede bulunmuştur. Resulullah (s.a.s.), Müreysi gazasına çıktığı zaman kendisini Medine’ye vekil olarak bırakmıştı.

    Bedir gazvesinden sonra Kureyşi’ler, artık Hicaz yolunu tehlikeli buluyorlardı. Kervanlarını, Şam’a Irak yoluyla göndermeğe başladılar.
    Bu esnada, altın, gümüş ve bir çok mal yüklü büyük bir kervanın Kureyş reislerinden Safvan b. Ümmüyye’nin himayesi altında Şam’a hareket ettiğini Peygamber haber aldı.
    Yüz süvarilik bir kuvvet hazırlayarak reyisliğine Zeyd b. Harise’yi seçti. Zeyd b. Harise, Kırede denilen suyun kenarına gelmişti. Safvan ve arkadaşları müslümanları karşılarında görünce kervanı bırakarak her biri bir tarafa dağıldılar.
    Zeyd b. Harise de, kervanı önüne katıp Medine’Ye getirdi. Eline geçen ganımet mallarının beşte biri, yine beytülmale ayrıldı ve geri kalan mal, gaziler arasında taksim edildi.
    Zeyd, ele geçirilen malları pay ederken kendisinden ziyade arkadaşlarını gözettiği cihetle Peygamber: “zeyd iyi bir kumandandır, o arkadaşlarını daha ziyade düşünür…” diyewrek Zeyd’i mettetti.
    Bunun yanında Zeyd, komutan olarakta çeşitli seriyyelere katılmış ve üstün başarılar göstermiştir. Bu seriyseler; Karede, Cemum, el-Lys, et-Tarafa, Hisma ve Ümmü Kırfa’dır. Son olarak Mute Savaşı’na etmiş ve bu savaşta şehid olmuştur.
    Resulullah (s.a.s.), sancağı ilk önce Zeyd’e vermiş ve: “Şayet Zeyd şehid olursa, sancağı cafer alsın, O da şehid düşerse, Abdullah b. Ravaha alsın” buyurmuştur. Bu üç sahabide Mute günü, kahramanca savaşarak Hakk’ın rahmetine kavuşmuşlardır.
    Zeyd, şehid olduğu zaman 50-55 yaşlarındaydı.
    Resulullah (s.a.s.) bu kahraman dostunu şehadet haberini duyunca göz yaşlarını tutamayarak ağlaşmış onlar için: “Allah’ım; Zeyd’e mağfiret et! Allah’ım; Zeyd’e mağfiret et! Allah’ım; Zeyd’e mağfiret et! Allah’ım; Cafer’e mağfiret et!
    Allah’ım; Abdullah b. Ravaha’ya mağfiret et!” diyerek dua etmiştir .
    Zeyd, birkaç hanımla evlenmişti ki, bunlardan biri de Zeyneb bint Cahş’tır. Bir diyeri, Ümmü Külsüm bint Ukbe, Zeyd ondan boşanıp Dürre bint Ebi Lehep ile evlendi. Sonra onuda boşayarak Hind bint el-Avuam (Zebeyr b. el-Avvam’ın kız kardeşi) ile evlendi. Sonunda, Peygamber (s.a.s.) bir gün Zeyd’i dadısı aynı zamanda cariyesi Ümmü Eymen’l-e evlendirdi. Ashabın ileri gelenleriden biri olan Üsame, işte bu hanımdan dünyaya geldi .
    Zeyd b. Harise; kısa boylu, çok esmer ve basık burunlu idi.