İlginç Hikayeler

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Sitem tarafından 5 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. ilginç hikayeler kısa,



    Yolumuzdaki Engeller.. (Hikaye)

    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine
    kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.
    Bakalım neler olacak?.
    Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,
    saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene
    kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.
    Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar
    vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir
    köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
    Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı
    ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı
    ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden
    sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin
    durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu
    vardı içinde.

    "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.

    Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

    "Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır."



    Arkadaş (Hikaye)

    Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
    İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru
    altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
    - Teğmenim. Fırlayıp
    arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
    Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...
    - Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla
    ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın..
    Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."
    İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa
    döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü:
    - Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş..
    - Değdi teğmenim. dedi asker..
    - Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..
    - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına
    ulaştığımda henüz sağdı..
    Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin..
    Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
    - Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum..


    Osman Efendi (Hikaye)

    Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır.
    İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
    Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir,
    gider. Lakin Osman Efendinin baş ağrısı artarak sürer.
    Üstüne üstlük baş ağrısı yanı sıra gözleri de yaşarmaya baslar.
    Başka doktorlar çağrılır... Osman Efendi Uşak'ın ileri
    gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaat eder.
    Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de
    bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, baş ağrısından geceleri
    uyuyamayan Osman Efendiyi İstanbul'a götürmeye karar verirler.
    İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin
    tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa
    Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan
    baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir.
    Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da
    apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre
    moda, Zurih'e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca
    profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
    Sonuç:
    Osman Efendiye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman
    Efendiye ağrı kesici iğneler verilir, ülkesine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini -evinde-
    geçirmesi tavsiye edilir. Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader"
    denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır
    ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
    Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendinin eski berberi
    Berber Mehmet çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman Efendiyi tıraş
    ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler.
    Berber Mehmet bir an düşünür. "Beyim?" der, "Sakın sizin burnunuzda kıl
    dönmüş olmasın" Bir bakar, "Hah işte der. "Kıl dönmüş." Osman Efendinin
    şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı
    çeker. Ev halkı Osman Efendinin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya
    koşar. Berber Mehmet, Osman Efendinin elinden zor alınır ve cımbızın
    ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
    Osman Efendinin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar
    koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman
    Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması
    geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp
    gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara yol açtığını doktorlar ancak o
    zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına
    gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır
    ve ona bir servet bağışlar.