II. Osman Hayatı ve Padişahlık Dönemi

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 25 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. II. Osman


    Doğum 3 Kasım 1604 - İstanbul
    Ölüm 20 Mayıs 1622 - İstanbul
    Hüküm süresi 26 Şubat 1618 – 10 Mayıs 1622
    Önce gelen I. Mustafa
    Sonra gelen I. Mustafa

    II. Osman, on altıncı Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesidir. Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klâsiklerine hakim olabilecek şekilde iyi öğrendi. Yenilikçi yapısıyla bilinir.

    HAYATI
    1604 yılında İstanbul’da doğan Şehzade Osman, I. Ahmet’in oğludur. I. Ahmet’in ilk oğlu olması dolayısıyla kaynaklarda Genç Osman diye de anılır. Eğitimine erken yaşta başlanan şehzadenin 4 yaşında iken okumayı öğrendiği ve 13 yaşında iken saltanat varisi ilan edildiği bilinmektedir.

    1617 yılında babası I. Ahmet’in vefatı üzerine tahta geçmesi gerekirken, Osmanlı tarihinde bir ilk olarak amcası I. Mustafa tahta geçmiştir ve bu durum Genç Osman’ı oldukça etkilemiştir. Amcasının akli yetersizliği nedeni ile ilk sanat dönemi 96 gün sürmüş ve 1618 yılında Osman tahta çıkmıştır.

    PADİŞAHLIK DÖNEMİ
    Tahta çıktığında 14 yaşında olsan II. Osman, atalarının türbelerini ziyaret ederek askere cülus bahşişi dağıttı. Saltanat döneminin ilk zamanlarında karşılaştığı olaylar arasında Yedikule Zindanı’nda hapis edilen Mehmet Giray’ın kaçması sayılır. II. Osman ilk iş olarak Mehmet Giray’ı yakalamak için adamlar gönderdi ve kendisi yerine amcasının tahta çıkmasında sorumlu gördüğü Kaymakam Sofu Mehmet Paşa’yı görevinden aldı. Bunun dışında askerlerin nizamı ve taşradaki kuvvetlerin durumunu düzeltmeye çalışmak onun diğer yaptığı icraatlerdir. Ayrıca tebdil kıyafet sokağa çıkarak askerin devamlı gittiği meyhane, bozahane gibi yerlere baskın düzenleyerek yakalanan kapıkulunu sert şekilde cezalandırırdı.

    1619 yılında yeni bir akçe bastırarak, akçenin fiyatını da düzenledi ve bu döneme mahsus olarak ‘’Onluk-ı Osmani’’ adlı akçeler çıktı.

    II. Osman Lehistan’a karşı bir sefer hazırlığı içinde idi zira bu seferin saltanatını garanti altına alacağını ve askerlerin gözünde güvenini arttıracağını düşünüyordu. 1618 yılında patlak veren Otuzyıl Savaşlar’ı nedeni ile Avrupa’da durumun iyice karıştığı bir sırada Lehistan seferi başladı. Ancak sefere çıkmadan kendisine rakip gördüğü kardeşi Mehmet’i öldürttü.

    Bu sefer II. Osman için iç dinamiklerin kontrolünü elde tutmak bakımından önemli olduğu için ayrı bir heyecan içinde ordunun başında yerini aldı. Büyük bir gayret gösterilse de sefer başarı ile sonuçlanmadı. Paşalar arasındaki çekişme ve rekabet, idari beceriksizlikler başarısızlığın başlıca nedenleri oldu. II. Osman sadrazamı azledip yerine Dilaver Paşa’yı getirdi fakat bu tedbir de bir fayda sağlamadı. Bu sırada gelen barış teklifi Osmanlılar lehine olduğundan kabul edildi ve Hotin Kalesi Osmanlı Devleti’ne tabi Boğdan Voyvodalığı’na bırakıldı. İstanbul’a döndüldüğünde bir sonuç alınamamasına rağmen bu sefer büyük bir zafer olarak ilan edildi.

    II.Osman ilk önce Pertev Paşa ailesine mensup bir kızla ardından da Şeyhülisman Esad Efendi’nin kızı Akile ile nikahlandı. Kaynaklara göre sultan İslami şartlara uyarak hür asıldan dört kadınla evlenmek arzusu içindeydi ve böylece Osmanlı harem sisteminde radikal bir değişim yaparak mevcut geleneği yıkmayı amaçladı. Zaten kaynaklarda II. Osman için reformcu, yenilikçi, her alanda geniş çaplı islahat yapmak istediği ve büyük fikirler peşinde koştuğu belirtilmektedir.

    İSYAN
    Seferden döndükten sonra hacca gitmek isteyen Genç Osman, atalarının hiçbirisinin gitmediği hac görevini kendisinin tamamlamak istediği ve bu doğrultuda hazırlıklar yaptığı bilinir. Ancak bu durum halk tarafından yanlış anlaşılmış ve isyanı doğurmuştur. Hatta ulema tarafından da bu durum hoş karşılanmamış, bir Venedik kaynağına göre Esad Efendi, hacca gitmek yerine kendi adına bir camii inşa ettirmesinin daha büyük sevap olduğunu söyleyerek onu ikna etmeye çalıştığı yazmaktadır. Dilden dile dolaşan haberler birazda abartılınca padişahın hayatına mal olacak isyanı başlatmıştır; kaynaklarda II. Osman Vak’ası diye geçen bu isyan 1622 yılında başladı.

    II. Osman gençliğinin verdiği tecrübesizlik sebebiyle serin kanlılığını koruyamadı, çaresizlik içinde bir süre sert şekilde direndi. Fakat saraya giren asilerin, amcası Mustafa’yı padişah ilan etmesiyle duruma hakim olabilmek için Dilaver Paşa ile Süleyman Ağa’yı onlara verdi. Şeyhülislam Esad Efendi bu sırada devreye girerek istekleri yerine gelen asilerin çekilmesini ve Mustafa’nın da tekrar eski yerine götürülmesini istedi. Ancak etkili olamadı, ulemanın birçoğu da Mustafa’ya biat etti.

    Asiler Osman’ı yakaladı ve öldürttü. Bazı tarihçiler öldüğüne delil olarak kulak ve burnunun kesilerek Sultan Mustafa’nın validesine gösterildiğini yazar. Daha sonra cesedi gizlice Topkapı Sarayı’na getirildi ve kılınan cenaze namazının ardından Sultan Ahmet Külliyesi’nin yanında inşa edilen I. Ahmed Türbesi’ne defnedildi.

    Osmanlı tarihinde o zamana kadar görülmemiş bir olay sonucu hayatını kaybeden II. Osman yerli ve yabancı kaynaklarda cesur, mağrur, ecdadının zaferlerine gıpta eden, silah kullanmakta ve ata binmekte son derece mahir, sert tabiatli, asker ve ulema tarafından sevilmeyen bir hükümdar diye tanıtılır.

    “Fârisî” mahlasıyla yazdığı şiirleri yüksek bir edebî gücü yansıtır. Bazı hayratı ve tahsis ettiği vakıfları bulunmaktadır. Başına gelen olaylar hakkında popüler birçok edebî eser ve tiyatro oyunları kaleme alınmıştır.

    GAZEL
    Genç Osman’ın öldürülmesi şairleri de harekete geçirmiştir. Genç Osman için yazılmış çok acıklı bir gazel vardır;

    ''Bir Şah-ı alîşan iken Şah-ı cihana kıydılar

    Gayretli genç aslan iken Şah-ı cihana kıydılar

    Hükmetmeye kadir iken

    Emr-i Hakka nazır iken

    Hac itmeğe hazır iken

    Şah-ı cihana kıydılar

    Nevi, ciğer oldu hûn.

    Derdim bir iken oldu on

    Kan ağladı ehli fünûn

    Şah-ı cihana kıydılar''