II. Mehmed Hayatı ve Dönemi Hakkında Bilgi

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 2 Haziran 2012 tarihinde açılan konu



  1. II. Mehmed i


    Hüküm süresi I. Dönem Ağustos 1444 – Eylül 1446
    Hüküm Süresi II. Dönem 3 Şubat 1451–3 Mayıs 1481
    Önce gelen II. Murad
    Sonra gelen II. Bayezid
    Mezarı Fatih Camii-İstanbul


    Fatih Sultan Mehmet, yedinci Osmanlı padişahıdır. Avrupa'da Grand Turco (Büyük Türk) veya Turcarum Imperator (Türk İmparatoru) lakaplarıyla tanınır. 32 yıllık hükümdarlık yaptı. 21 yaşında İstanbul'u fethederek 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi ve bu olay birçok tarihçi tarafından Orta Çağ'ın sonu Yeni Çağ'ın başlangıcı olarak kabul edildi. Çağ açıp çağ kapatan komutan olarak anıldı. Hz. Muhammed'in (sav) bir hadisine nâil olduğu için günümüzde Türkiye ve İslam dünyasında büyük bir önder olarak kabul görmektedir.

    HAYATI
    1432 yılında Edirne’de doğan II. Mehmet, II. Murat’ın dördüncü oğludur. 6 yaşında iken Amasya’ya vali olarak tayin edildi, 1443 yılında ise Manisa’ya vali olarak gönderildi. Tahtın tek varisi olan Mehmet, 1444 yılında babası tahtan çekildi ve oğlu Mehmet’i ‘’kaymakam ederek’’ Anadolu’ya geçti. Tahta 12 yaşında iken çıktı ve bu da devleti içerde ve dışarda büyük bir buhrana sürükledi. Devletin ileri gelen paşaları ile bu durumu çözmeye çalışan II. Mehmet, İstanbul’un fethi fikrini bu tarihlerden itibaren düşünmeye başladı ve bunu da padişahlığının ilk şartı olarak benimsedi. Yalnız babası II. Murat tahta geri dönünce, oğlunu iki paşa ile birlikte Manisa’ya gönderdi. 2 yıl tahta kalmış olması onun kişiliğinde büyük etkiler bıraktı. Evliliğinin ardından babasının hayatını kaybetmesi üzerine 1451 yılında henüz 19 yaşında iken ikinci ama bu sefer kesin olarak Osmanlı tahtına çıktı.

    PADİŞAHLIK DÖNEMİ
    II. Mehmet’in cülusu düşmanları ümitlendirdi ve harekete geçirdi. Bu sırada ise Sultan Mehmet, Sırplar ve Bizanslılar ile babasının yaptığı antlaşmaları onayladı. Halil Paşa’ya Anadoluhisarı karşısında bir hisar yapılmasını emretti ve 1452 yılında sahilde ilk kale yükseldi. Ardından Zağanos burcu, Boğazkesen Hisarı gibi askeri yapılar ile padişah donanmaların geçisini güvence altına aldı ve ardından savaş ilan etti.

    Başarılı bir diplomat olan Çandarlı Halil Paşa’nın yardımı ile Venedik, Macar, Sırp ve Bosna gibi krallıklar Osmanlı’nın tarafındaydı. Böylece Bizans’ın Batılı devletleri harekete geçirmeye çalışması sonuç vermedi.

    Hristiyan dünyası Osmanlılar’ın böyle bir işe kalkışamayacağını düşünüyor, II. Mehmet ise bu iş için çalışmalarına çoktan başlamış bulunuyordu. Edirne’de meclisi toplayarak durumu açtı ve bu durum çoğunluk açısından çoşku ile karşılandı.

    FETİH HAREKATLARI
    1453 yılında ilk kuşatma yaşandı ve 54 gün sürdü. Karşı tarafta ise Haçlı donanması harekete geçti, bu durum padişahın şehri barışla teslim alma düşüncesini zorluyordu. Ordu içinde de niçin bir an önce saldırıya geçilmediği, padişahın yapılması imkansız bir işe girişerek halkı mahvettiği şeklinde söylentiler yayıldı.

    Saldırı günü geldiğinde ilk olarak Edirnekapı tarafında duvar üzerine sancak dikildi. Fakat asıl ordu Topkapı ve Yalıkapı arasında açılan gediklerden şehre girdi. İstanbul’un fethinde belirtilmesi gereken bir noktada Rum’ların durumudur. Savunmanın daha ziyade Latinler tarafından yapıldığı bilinir. Çünkü Rumlar Latinlere karşı kin ve nefret besliyor ve ‘’Latin külahı görmektense Türk sarığı görmek evladır.’’ diyerek tepkilerini ortaya koyuyorlardı. İmparator da kontrolü kaybetmiş, Rumlar’a para vererek onları da müdafaya zorluyordu. Bizans ordusunun tam olarak 8-9000 kişilik olduğu bilinir. Sultan Mehmet, şehri harap olmadan ele geçirmek istiyordu, zaten fetihten sonra da Latin kiliseleri ile birlikte tüm soylulara çok iyi muamele etti. Şehrin boş kalmasını istemediği için fidyesini veren Rumlar’a şehirde yerleşme izni verdi, onları vergi dışı bıraktı ve evler tahsis etti.

    İstanbul’un fethi, Osmanlı Devleti’nin kesin kuruluşunu ve padişahın durumundaki değişiklikle sonraki büyük fütuhatı hazırlayan esas olaydır ve bu fetih sayesinde II. Mehmet kendini bir dünya imparatorluğunun sahibi olarak gördü, mutlak ve sınırsız bir iktidar kazandı.

    FETİH'TEN SONRAKİ SİYASİ GELİŞMELER
    İstanbul’un fethi haberi tüm Avrupa’da heyecanla karşılandı. Fatih Sultan Mehmet, bir Haçlı seferinin başlıca desteği olabilecek Venedik Cumhuriyeti ile bir antlaşma imzaladıği gibi Ceneviz kolonilerini de yanına kattı.

    1461 yılında Fatih, Trabzon seferine çıkarken Rodos şövalyeleri ile ateşkes imzaladı. Ardından esas meselesi Sırp sorunu oldu ve bunun üzerine yoğunlaştı. Sırbistan’ı sıkı bir şekilde elde tutmanın Belgrad’ın Macarlar’dan alınmasına bağlı olduğunu biliyordu ve bu nedenle 1456 yılında Belgradı kuşattı fakat başarılı olamadı. Bu durum Haçlılar için bir ümit kapısı olsa da Fatih, 1458 yılında Sırbistanı doğrudan Osmanlı hakimiyeti altına almayı başardı.

    1460 yılında ise Mora Seferine çıktı; Venedik’e ait olan kaleler dışında tüm yarımadayı ele geçirdi. 1461 yılında da Eflak beyine karşı yürüyen II. Mehmet, 1463 yılında Bosna’yı fethetti. Fatih’in bu önlenemez yükselişi Papayı harekete geçirdi ve Osmanlı Devleti’nin paylaşılma planı bile hazırlandı.

    1463 yılı sonunda müttefikler saldırıya geçti; Venedikliler Argos’u geri aldı, Mora’da birçok kale ve şehir isyan ederek Venedikliler ile birleşti, Fatih de bu durum karşısında köklü önlemler aldı. Paşaları kuvvetli ordular ile göreve gönderdi, Tersaneler inşa ettirdi ve Çanakkale Boğazı’nı güvence altına almak için 2 kale inşa ettirdi. Sonunda Fatih müttefiklere karşı her tarafta başarı kazandı.

    Fatih Anadolu’ya sefer yapmaya karar verdi ve bu doğrultuda yola çıktı. Konya’yı ve Kavalla Hisarı’nı aldı. Fatih Konya’ya Manisa’dan Şehzade Mustafa’yı getirip vali olarak tayin etti ve İstanbul’a doğru yola çıktı. Böylece padişah Anadolu’da büyük bir mücadeleye sürüklendi fakat Batı’da durumu zayıfladı. Bu nedenle Venedik ve Macaristan ile savaş başladı çünkü Osmanlılar’ın Anadolu’daki uğraşları Batılılar’ı saldırı için daima cesaretlendirdi.

    Venedik donanması Rumeli sahillerine geldi ve Limni ile İmroz adalarını ele geçirdi. Bu sırada Osmanlı donanması da Karadeniz’deydi. Bu saldırı üzerine Eğriboz’a gelen Fatih ada ile kara arasına bir köprü yaptırdı ve şiddetli bir hücumun ardından Eğriboz Kalesi’ni geri aldı.

    1474/78 yılları arasında Venedik topraklarına büyük seferler düzenleyen Fatih, bunun ardından Rodos, İtalya ve papayı hedef aldı. Buradaki gelişmeler Fatih’in Karadeniz’deki hakimiyeti için çalışmalarını doğurdu. 1 Haziran’da Galata Cenevizliler’den teslim alındı ve onlara Osmanlı ülkesinde serbest ticaret hakkı verildi. Karadeniz’i bir Türk gölü haline getirmeye çalışan Fatih, Karadenizdeki Ceneviz kolonilerinin merkezlerini aldı. Ardından Trabzon Rum İmparatorluğu Osmanlı haraçgüzarlığını kabul etti, sonunda Karadeniz kıyılarında bütün devletler Osmanlı hakimiyeti altına girdi.

    FATİH'İN İÇ SİYASETİ
    İç siyasette önde gelen konu İstanbul’un iskanı ve kalkındırılması idi. Ardından ise seferler ve fethedilen bölgelerde kalelerin korunması için askeri kuvvetlerin arttırılması gelmektedir.

    İmparatorluk fikriyle Fatih Sultan Mehmed, Rum soylularına mensup gençleri sarayına almış, bunlar birer Osmanlı olarak sonradan idarede önemli mevkilere geçmiştir. Rum Mehmet’ten başka Paleologlar’dan Has Murat Paşa ve kardeşi Mesih Paşa bunların en tanınmışlarıdır.

    Bu devirde içeride derin siyasi yankıları olan en önemli konu Fatih Sultan Mehmet’in mali siyasetidir. İstanbul’un payitaht olarak onarımı ve sürekli seferler masrafları arttırmıştı. Fatih, yeni akçe çıkarmak ve eski akçeyi beşte bir eksiğine değiştirmek suretiyle bütün nakdi servetlere bir nevi vergi koydu. Böylece yeni akçe çıkarıldı. 1470 yılından sonra bunun her 5 yılda bir uygulanması kayda değer. Yeni akçe çıkarılmasının sık sık uygulanması o kadar derin bir hoşnutsuzluk doğurmuştur ki II. Bayezid tahta geçerken kendisine kabul ettirilen hususlardan biri de bir defadan fazla yeni akçe çıkarmaması idi.

    Yeni bir imparatorluğun gerçek manada kurucusu olan Fatih Sultan Mehmet, yeni bir sefer için Üsküdar’a geçtikten sonra Üsküdar ile Gebze arasında Hünkarçayırı (Maltepe civarında) denilen yerde 1481 yılında vefat etti. Ölüm sebebi nikris hastalığına bağlanır. Zehirlenerek öldüğü yolundaki iddialar Aşıkpaşazade’de yer alan bilginin yorumuna dayanır ve başka kaynaklarla doğrulanmaz. Türbesi yaptırdığı ve kendi adıyla anılan cami haziresindedir