II. Abdülhamit Suikastı

'Genel Türk Tarihi' forumunda cCasT tarafından 11 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. II. Abdülhamit
    II. Abdülhamit Suikastı


    [​IMG]

    1905 yılının 21 temmuzuydu. Padişah II. Abdülhamit'e Yıldız camisindeki cuma selâmlığından çıkmış arabasına doğru ilerliyordu. Her zamanki gibi caminin merdivenlerinden inecek ve dört yüz metre ileride bekleyen arabasına binecekti. Fakat bu sefer ufak bir gecikme olmuştu. Şeyhülislâm Cemalettin Efendi Abdülhamit’in yolunu kesmiş bazı konularda bilgi istemişti.

    Padişah II. Abdülhamit'le Şeyhülislâm Cemalettin Efendi arasındaki konuşma oldukça uzamıştı. Tam bu sırada korkunç bir patlama duyulmuş arkasından araba parçaları ve insan kol ve bacakları dört bir yana savrulmaya başlamıştı. Padişahın yanında bulunanlar korkuyla kaçışıyor canlarını kurtarmak için sığınacak yer arıyorlardı. O kadar kalabalığın arasında kılını kıpırdatmayan yüzünde en ufak bir heyecan ve korku izi görülmeyen tek bir kişi vardı: Kuruntu ve kuşkusu herkes tarafından bilinen II. Abdülhamit..

    Ortada heykel gibi kıpırdamadan duruyordu. Yaverlerinden Miralay Sadık Bey korku ve telâştan kılıcını yere düşürmüş. Miralay Süleyman Şefik Bey de apoletini kaybetmişti. Çevresindekilerin can kaygısına düşüp çil yavrusu gibi dağılmaları II. Abdülhamit’i çok kızdırmış ve olaydan sonra yaveri için :

    "Kılıcını düşüren yaveri maiyetimde görmek istemem Trablus'a sürgün gidecek!.." emrini vermişti. Tehlike savuştuktan sonra sığındıkları yerlerden çıkanlara Padişah şunları söylemişti:

    "Arabamı çekiniz burayı kordon altına alınız sorumluları tutuklayınız!.." Bu sırada muhafız kıtalarının tüfeklerine mermi sürdüklerini görünce töreni yöneten subaya :

    "Selâm emrini verdir ne duruyorsun!." diye bağırmıştı. Muhafız kıtası hazır ol durumuna geçince cami kapısına getirilen arabaya binen Abdülhamit âdeti olmadığı halde ayakta durmuş dizginleri kendi kullanarak Çit köşküne varmıştı.

    Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermenistan kurmaya çalışan Ermeni Komitacıları karşılarında en büyük engel olarak gördükleri Padişah II. Sultan Abdülhamit'i öldürmek istemişlerdi. Kendileri bu işte yeteri kadar tecrübeli olmadıklarından Avrupa ve Rusya'daki uluslararası anarşistlerle ilişki kurmuşlar onlardan Abdülhamit'in öldürülmesi konusunda yardım ve destek sağlamışlardı.

    Bu iş için özel olarak İstanbul’a gelenlerden biri de Belçikalı ünlü anarşist Edvard Jorris'ti. O dönemde anarşizm bütün dünyayı sarmış suikasta uğramayan hükümdar ya da cumhurbaşkanı hemen hemen kalmamıştı. Şimdi sıra II. Abdülhamit'teydi. Edvard Jorris göze çarpmamak için Singer şirketine memur olarak girmiş Padişah'ın cuma selâmlıklarını büyük bir dikkatle izlemeye başlamıştı. Abdülhamit cuma günleri Yıldız camisinden çıktıktan sonra 1 dakika 42 saniyede arabasının yanına gidiyordu. Birkaç cuma selâmlığını gözleyen Jorris bu sürenin hiç değişmediğini. Padişahın bir saat düzeni içinde bu yolu daima 1 dakika 42 saniyede aldığını görmüştü.

    Suikastı hazırlayan örgüt oldukça genişti. Jorris'ten başka Rusya'dan gelen Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina Hacı Nişan Minasyan Mıgırdıç Serkis Garibyan Karabet Ohanesyan Vahram Sabun Kendiryan Silviyoriçi Sari Torkom Trase Yuvanoviç bu örgütün belli başlı üyeleriydiler.

    Hazırlanan plana göre Yıldız camisi önünde bomba çatlatılıp II. Abdülhamit öldürüldükten sonra Galata Köprüsü Tünel yabancı banka ve kurumlar havaya uçurulacak yabancı devletlerin işe karışmaları sağlanacaktı. Filibe şehrinde Ermeni Komitacıları büyük bir toplantı yapmışlar bu toplantıya Slav ve Siyonist örgütleri de katılmıştı. Pro Armenia gazetesi başyazarı Pirkiyar da bu toplantıda bulunanlar arasındaydı. Yapılan görüşmeler sonunda plan hazırlanmış ve II. Abdülhamit'in Yıldız camisinden çıkarken öldürülmesi kararlaştırılmıştı.

    Gerçek adı Kristofor Mikaelyan olan fakat Samuel Fayn takma adiyle dolaşan Rus Ermenisi Viyana'da Neseldorfer Wagenbefcu Fabriks Geselschaft firmasına bir fayton yaptırmış ve bunu parça parça Türkiye'ye sokmuşlardı. Deniz yoluyla gelen faytonun parçalarını İstanbul’da komitenin adamı Silviyoriçi alıyor muayenesiz geçmesi için de gümrük memurlarına para yediriyordu.

    İçine patlayıcı madde yerleştirilecek biçimde yaptırılan bu araba bir araya getirildikten sonra Şişli dışında denenmiş amaca uygun bulunmuştu. Faytona 80 kilo patlayıcı maddeyle 20 kilo demir parçası konmuş arabaya koşulacak atlar da o dönemin ünlü tiyatrocularından "Kel" Hasan Efendi’den satın alınmıştı. "Machine İnfernale-Cehennem Makinesi" adı verilen ve bombayı istenilen zamanda patlatacak olan araç Fransa'dan getirtilmişti. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra 21 Temmuz 1905 cuma günü fayton Abdülhamit'in dört at koşulu arabasının yanına bırakılmış Padişahın camiden dışarıya çıkması beklenmeye başlanmıştı.

    Abdülhamit caminin kapısında görününce Kristofor Mikaelyan ve kızı olarak tanıttığı Robina Cehennem Makinesini çalıştırarak bomba 1 dakika 42 saniye sonra patlayacak duruma getirilmişti. Fakat Padişah kapı önünde Şeyhülislâm Cemalettin Efendi'yle konuşmaya dalınca süre dolmuş Abdülhamit ölümden kurtulmuştu. Suikast amacını gerçekleştirememişti ama tam 26 kişi ölmüş 58 kişi de yaralanmıştı. Ayrıca 17 arabayla 20 at da parçalanmıştı. Cehennem Makinesi'ni çalıştırdıktan sonra kaçamayan Kristifor Mikaelyan da ölüler arasındaydı.

    Suikastçılardan birçoğu yabancı pasaport taşıdıklarından yurt dışına kaçmışlardı. Fakat Edvard Jorris yakalanmıştı. Arabanın parçaları arasında bulunan Neseldorfer kelimesiyle 11123 rakamı olayın aydınlanmasını sağlamış konuşmamakta direnen Edvard Jorris de her şeyin ortaya çıktığını görünce bütün bildiklerini anlatmıştı. Suikastçılardan Hacı Nişan Minasyan sorgusu sırasında gittiği yüznumarada teneke ibrikle bilek damarlarını ve karnını yırtarak intihar etmiş geri kalanlar idam cezasına çarptırılmışlardı.

    Abdülhamit Edvard Jorris'i bağışlamış ayrıca kendisine 500 altın vermişti. Jorris daha sonraları Avrupa'da Abdülhamit'in bir ajanı olarak çatışmış saraya önemli raporlar göndermiştir.

    Abdülhamit'in Ermeni Komitacıları tarafından öldürülememesi nedense Tevfik Fikret'i pek üzmüş ve bu üzüntüsünü "Bir Lâhza-i Ta'ahhur - Bir anlık duraklama" adlı şiirinde şu mısralarla belirtmişti :

    "Ey şanlı avcı damını bihûde kurmadın.
    Attın fakat yazık ki yazıklar ki vurmadın"