İç Anadolu Bölgesinin Folkloru

'Türkiye ile ilgili' forumunda YAREN tarafından 19 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. iç anadolu bölgesinin folklörü,
    iç anadolu bölgesinin folklorik özellikleri,
    İç Anadolu Bölgesinin Folkloru


    İç Anadolu Bölgesinin yaşama biçimi daha çok göçlerle belirlenmektedir. Giyim - kuşam ve beslenmede aynı özellikler görülür. Kırsal kesimde geleneksel yapı belirginken kentlerde ikili bir yapı gözlenmektedir.
    Sivas'ta geleneksel el sanatlarının köklü bir geçmişi vardır dokumacılık bakırcılık çubukçuluk çorap örücülüğü çakı-bıçak yapımcılığı günümüzde de sürdürülmektedir.

    Selçuklular döneminden başlayarak bölgenin yönetim ticaret bilim ve kültür merkezi olan Sivas dönemin mimarisi ve taş işçiliğini yansıtan özgün yapıtlarla doludur. Kent mimarisinde de o dönemin etkileri görülmektedir.
    Sivas folklorunun özgünlüğü renkliliği ve zenginliğiyle ülke folkloru içinde ayrı bir yeri vardır. Yöreden günümüzde de pek çok halk ozanı yetişmektedir.
    Yerel ağız yörelere göre önemli ayrılıklar gösterir. Merkeze yakınlık ulaşım ve pazar imkanları yerel ağız özellikleri üzerinde etkili olmuştur. Yöre folkloru atasözleri deyimler tekerlemeler bilmeceler ninniler alkış ve kargışlar yönünden de çok zengindir.
    Sivas halk müziği ve oyunları yönünden ilginç bir yöredir. İlk resmi derleme 1926'da ikinci 1937'de gerçekleştirilmiştir. Türkü ve değişlerde 10 zamanlıdan başlayıp 15 zamanlıya dek karma usullerin örnekleri vardır.



    GİYİM KUŞAM

    Orta Anadolu'nun giyim-kuşam özellikleri Sivas yöresinde de belirgindir. Özellikle erkek giyimi her dönemde bu etkiye göre biçimlenmiştir.
    Kadın giyiminde ise yerel özelliklerden kaynaklanan bir çeşitlilik görülür. Merkezlerde kimi değişmelere karşın kadın giyim kuşamında geleneksel özellikler yer yer korunmaktadır.

    Geleneksel Kadın Giyimi : Fes yörenin yaygın başlık türüdür. Önüne ipekli yemeni-krep dikilir yada bağlanır. Uçları yandan sallanır. Günlük giyimde her zaman fes kullanılmaz. "Değirmi" denen düz "hindi" denen renkli ve desenli tülbentler bağlanır. "İşlik" denen iç giysileri de ak bezdendir elde dikilir. Üstte omuzlardan ve belden "kırmalı" üç etek biçiminde "peşli" denen entarileri giyilir. Kollar geniş ve "dilmeli" dir. Peşlerin ikisi öne birisi arkaya gelir aradaki "sayvanlı" dır (astarlı). Kara yünden yada ketenden yapılmış nakışlı çevresi oyalı önlükler bağlanır. Ayrıca madeni kemerler el örmesi yün kuşaklarda kullanılır. Bazı yerlerde kadife atlas üzerine sim işlemeli bindallılar giyilir. Kolların yırtmaçlısı da yırtmaçsızı da geniş ve sarkıktır. Entarilerin tümü yakasız önden göğüs altına dek düğmelidir. Özel günlerde sırmalı ve işlemeli cepken de giyilir. Kadife üstüne sırmalılara "kadama" denir. Alta bel ve parçaları uçkurları "tuman" (şalvar biçimli bol dikmeli don) giyilir. Parçalar çoraba dek uzanır. Renkli ve desenli çoraplar mevsimine göre ince yada kalın yünden örülür. Dışarılık giysi olarak çarşaf Cumhuriyet sonrasında da uzun süre kullanılmıştır. Günlük yaşamada tülbent baş örtüsü kullanılmaktadır. Buna yaşmaklamak denir. Yaşlı kadınlar "namazlık" denen uzunca bir baş örtüsü kullanır. Son zamanlarda atkı-manto biçimi üst giyiminde yaygınlaşmıştır. Kelik yemeni çarık geleneksel kadın ayakkabılarıdır. Bunların yerini giderek kara lastik ve plastik ayakkabılar almıştır. Kentlerdeyse kundura giyilmektedir.

    Geleneksel Erkek Giysisi : Poşu yada "hindi" bağlanmış fes erkek giyim-kuşamında da yaygın başlık biçimidir. İnce ak ipekten ketenden yakası düz omuzdan düğmeli "işlik" üstüne kolsuz yelek giyilir. Bele şal bağlanır; kalçadan büzgülü "şayak" yada "zıvga" denen pantolonlar kalın kumaştandır. Ak-kara kırçal çoraplar nakışlıdır. Tokalı çarık kulaklı yemeni yüksek ökçeli ve sivri burunlu "iskarpin" yaygın ayakkabı türleridir. Gürün Şalları : Hint ve İran şallarının desen ve dokuma tekniğini Türk kumaşlarının desen ve dokuma tekniğini Türk kumaşlarının desen ve dokuma tekniğiyle birleşmiş Avrupa’nın taklit şallarının özelliklerini Anadolu insanının zevk ve giyim ihtiyaçlarıyla kaynaştırarak orijinal bir sentez meydana getirmiştir.Dokuma Tekniği ve Motifler : Gürün şalları el tezgahlarında dokunmuştur. Bu tezgahlar Jakar tarafından ıslah edilmiş Gürün'de de Jakar tezgahlarından yararlanılmıştır. 2.52 m. boyunda ve 1.20 m. eninde kesilme yerleri belli edilerek top halinde dokunmuştur.
    Gürün şallarında sadelik ve zeminde beyaz renk hakimdir. İran (Acem) şallarında ise süs ön plandadır. Zemin dışında kırmızı-sarı veya kırmızı-mavi renkler bol miktarda kullanılmıştır. Yün iplikler bitki boyalarıyla boyanmıştır.
    Gürün şalları konusunda en geniş çalışmayı yapan Prof. Kenan Özbel motiflerine göre bu şalları dört gurupta toplamıştır.

    Serpme Motifli Şallar : Ana motifi badem veya pençe adı verilen motiftir. Bu motif halk arasında günümüzde "şal deseni" diye tanınmıştır. Bademler aralıklı veya verev şeklinde dizilmiştir. Bademlerin arasında küçük çiçekler ve yapraklar dalcıklar seyrek olarak da çintemani motifleri doldurulmuştur. Bademlerin içi boş bırakıldığı gibi çiçekler ve yapraklarla da bezendiği olmuştur.


    Motifleri Birbirine Bağlı Şallar : Bu tür şallara "sarmaşıklı şal" da denir. Badem motifleri kumaşa serpme olarak yerleştirilmiş ancak bademler bir dalla birbirine bağlanmaya çalışılmıştır. Kadın elbiseleri genellikle bu şallardan yapılmıştır.
    Motifleri birbirine geçme şallar : Motifleri asma dalları gibi birbirine geçmiş kavisli dallardan oluşmuştur. Bu yüzden halk arasında "Asma dalı desenli şal" olarak tanınmıştır. Kadın elbisesi yapımında tercih edilmiştir.
    Çubuklu yollu şallar : Çubukların enleri ve araları dokuyanına göre dar veya geniş tutulmuştur. Çubukların gerek içleri gerekse araları serpme veya bağlı badem çiçek yaprak asma dalı koç boynuzu saç bağı motifleriyle doldurulmuştur.
    Yaygın Gürün şalları bunlardır. Başlık ve kuşak olarak kullanılmıştır.


    GELENEKSEL EL SANATLARI
    Sivas'ta geleneksel el sanatları oldukça gelişmiştir. Dokumacılık bakırcılık gümüş işçiliği çubukçuluk çorap örücülüğü ve çakı-bıçak yapımcılığı en köklü el sanatlarıdır. Bunlardan çorap örücülüğü giderek önemini yitirirken diğerleri günümüzde de sürdürülmektedir. Sivas'ın çok zengin kompozisyonlu ve renkli dokumaları ile kara kemik saplı bıçakları ünlüdür.
    Dokumacılık : Selçuklular döneminde başlayan dokumacılık sonraki yüzyıllarda gelişmiştir. Bunlardan bir dönem çok ünlü olan şal dokumacılığı günümüzde yapılmamaktadır. Sivas halılarının en önemli özellikleri tümüyle yün sık dokulu ince havlı olmasıdır. Halının sık dokulu olması için kirkit oldukça sert vurulur. Bu arada esnekliği sağlamak için ilmikler iki tarandıktan sonra özel ayarlı makaslarla kesilerek hav yüksekliği ayarlanır. "Eriş" denilen çözgü ipliği çok bükümlü ve incedir.


    Bu yüzden halılarda düğüm sayısı oldukça yüksektir. Selçuklu halılarındaki geometrik bir düzenle yerleştirilmiş motiflerin oluşturduğu kompozisyonlar geliştirilmiş biçimleriyle günümüz Sivas halılarında da görülmektedir. "Çeşmi bülbül çamurlu kuçlu lalezar yılanlı" bunlar arasındadır. Desenlerin kimileri kent adları kimileri de sayılarla anılır. Sivas halılarının bir başka özelliği de zıt renklerden özenle kaçınılmasıdır. Halılarda en az 12 renk görülür. Başlangıçta çok mat olan bu renkler kullanıldıkça canlılık kazanır. Lacivert al ve tonları yaygındır.

    Kilim dokumacılığı daha çok köylerde gelişmiştir. Seccade divan taban ve duvar tipi kilimler çok yaygındır. Ayrıca 6-7 m kare büyüklüğünde kilimlere rastlanır. Geçmişte Gürün Şarkışla Yıldızeli ve Kangal'da dokunan kilimler renk ve desen açısından farklılık göstermekteydi. Bunlarda geometrik motiflerin yanında çeşitli figüratif motiflerde kullanılırdı.

    Teknik kaygılarla kilimlerde çoğunlukla geometrik motifler yeğlenir. Al yeşil mavi kara ve turuncu en yaygın renklerdir.

    Çorap Örücülüğü :Geçmişte Gürün'de çok gelişmiş olan çorap örücülüğü günümüzde yitmeye yüz tutmuştur. Burada tiftikten ince görünümlü çorap örülürdü. Kullanılan sitilize bitki hayvan ve insan motifleri dokuyanın iç dünyasını yansıtacak biçimde işlenirdi.
    "Yandım alamadım yarimi eller aldı. Kakül ergen bıyığı eli mektuplu elif-be aşık kirpiği gönül kilidi katip çimciği ve civan kaşı" en yaygın motiflerdir.

    Çubukçuluk (Ağızlık Yapımcılığı) : Çubukçuluk köklü el sanatlarından biridir. Kişisel kullanım yada satış için yapılan çubuklar günümüzde turistik bir değer kazanmıştır. Ağızlık yapımında yörede germişek yada karamuk denilen bir ağaç kullanılır. Germişek çubukları istenilen boyda kesilir bunlar uzunluklarına göre "Lüleli topcık başlı yanma başlı ufak ağızlık ufak lüleli ağızlık arabalı ağızlık (birbirine geçmeli)" gibi çeşitli adlar alır. Tomruk makinesinde kabukları soyulan çubuklar tornaya bağlanır keski yatay yada dikey tutularak desenin dış çizgileri (konturlu) çizilir. Sonra kalemle (ince uçlu işleme ve kakma gereci) desenler oluşturulur. Bu işleme "nakış keskisi" denir. İşlemleri bitirilen ağızlık kezzaba batırılır. Ateşe tuttuktan sonra zımparalanır. Yeniden tornaya bağlanır ve matkapla ağız bölümü (sigara konulan yeri) açılır. Çakıyla yassılaştırılan bu bölümde kezzaba batırma kızartma ve cilalama işlemlerinden geçirilir.

    Süslemede uygulanan bir başka teknikte ekin saplarının üzerine ibrişim yada ipek sarılmasıdır. uzunlamasına kesilmiş ekin sapları süslemenin yapılacağı bölümlere yerleştirilir. Alt ve üstlerden renkli ibrişim (yada ipek) sarılarak süslemeler oluşturulur. Bu teknik çoğunlukla yazı yazmada uygulanır. İlde ilk ağızlığı Şeyh Aziz Baba'nın yaptığı söylenir.
    Bakırcılık : Bakırcılık eski yaygınlığını yitirmiştir. İl bakırcılığının en eski örnekleri Sivas müzelerinde sergilenmektedir. Külçe bakır önce küçük parçalar halinde silindirden geçirilerek inceltilir sonra biçimlendirilir. Biçimlendirmede kazan ve sinilerde dövme küçük kaplarda çekme tekniği kullanılır. Dövme tekniğinde bakır ağaç tokmakla dövülür; çekme tekniğindeyse istenilen tahta kalıplara göre tornada çekilir. Süslemeler kakma yada çalma tekniğiyle yapılır. Kakma tekniğinin iki uygulama biçimi vardır. Birinde motifler kap üzerine kazılarak yada oyularak işlenir. Diğerinde ise kabın üzeri bal mumuyla sıvanır motifler kalemle çizildikten sonra açılan oyuklara asit dökülür. Asidin bakır üzerinde oluşturduğu karalanmalardan yararlanılarak motif işlenir. Çalma tekniğinde motifler demir zımparalarla baskı yapılarak işlenir. Yazılar bitkisel ve geometrik motifler en yaygın süslemelerdir. Geometrik motiflerde geçmeli daireler üçgenler dörtgenler; bitkisel motiflerde yaprak lale nar nar çiçeği ve servi kullanılır.
    Ustaların yapıtlarına adlarını bir din büyüğünün adını yada ayeti yazması gelenektir. Ancak yazıyı motifler arasına yerleştirmek güç olduğundan bu gelenek giderek kaybolmaktadır. Bu tür süslemelere en çok Osmanlı dönemi yapıtlarında rastlanmaktadır.
    Çakı-Bıçak Yapımcılığı : Geçmişin gözde kılıçları kılınççılar çarşısında yapılırdı. Kılıcın yerini giderek daha güçlü silahlar alınca kılıç ustaları çakı-bıçak yapımına yöneldiler. Günümüzde de sürdürülen çakı-bıçak yapımı eski yaygınlığını yitirmiştir. Kentte bulunan bıçakçı atölyelerinde; genellikle kılıç tipli bıçaklar bağ bıçakları büyük ekmek bıçakları bir iki üç ağızlı yada ustura ağızlı bıçaklar yapılır. Kentin özellikle kara saplı bıçakları ünlüdür. Çakı ve bıçakların "namlu" denilen ağızları çelikten sapları boynuzdan yapılır. Ocakta kızdırılan çelik örste dövülerek namlu biçimi verilir. İlk düzenlemeden sonra oluğu (tırnak oyuğu) açılır. Yeniden düzenlenir su verip parlatılır. Böylece namlu sapa takılacak hale gelir. Sap için çoğunlukla öküz keçi ve koç boynuzu kullanılır. Boynuz istenilen boyutta kesilir ısıtılarak mengenede düzeltilir kalıplanır. Sonra içi testereyle oyulur. Bıçak ustalarının "elde resim yapma" dedikleri son düzenlemeden geçirilir. Rendelendikten ve zımparalandıktan sonra namluya takılacak duruma gelir. Namlu sapın uç bölümünde açılan oyuğa yerleştirilir delinerek çivilenir. Çivi başları birer pul konduktan sonra ezilir çarkta parlatılır.



    BÖLGE SANATÇILARI ve OZANLARI

    Şüphesiz halk şairlerimizde diğer sanatçılarımız gibi birbirinden ayrı özelliklere sahiptir. Hiçbir şair ötekine tıpa tıp benzemez. Ama hemen hemen hepsine aynı gelenek ve törelerden geldikleri için birbirine benzer yanlarıda eksik değildir.
    Bazı şairlerin hepside şiirlerini sazla çalıp çağırırlar. Halk şairi ile sazını birbirinden ayıramayız. Keramet sazdamıdır sözdemidir bilemeyiz? Aşık sazına gözü gibi bakar. Aşık Veysel'in;
    "Ben ölürsem sazım sen kal dünyada Gizli sırlarımı aşikar etme" deyişi elbette ki çok anlamlıdır.
    Şairlerimizin hemen hepsi aşk ölüm hasret yiğitlik tabiat din gibi temalar işlemişlerdir. Aşk konusu baş köşeyi tutmaktadır. Ölüm karşısında şairlerimizin uysal teslimkar ama alabildiğine üzüntülüdür. Ölümün bıraktığı yıkımlar kayıp olan güzellikler dostluklar terennüm edilir.
    Sivas'ın şair ve aşıkları şunlardır:
    Şemseddin Sivasi Pir Sultan Abdal Ruhsati Kul Himmet Suzi Aşık Veysel Zaralı Halil Söyler Mesleki Aşık Talibi Recep Kamil Şeyh Halit.
    Diğer aşıklarımız ise; Sefil Selimi Aşık Talibi Gürünlü Aşık Rıza Ali İzzet Özkan Veysel Cehdi Kut Kul Gazi Feryadi Belcikli Seyit Karasarlı Seyit Aşık İsmeti Ali Dayı Şükrani Nuri Sivasi Kul Himmet.
    Tabiat teması da Sivas şairleri tarafından en iyi şekilde işlenmiştir. Şairlerimizin en zengin yanlarından birini teşkil etmektedir. Çeşitli hayvanlardan tasvir edilerek tabiat manzarasını tamamlar. Tabiatın güzellikleri yanında çeşitli afetlerde şairin ozanın gönlünde dile gelmiştir. İşte o zaman şiir olmuş destan olmuş türkü olmuş. Anadolu yaylasına göz atıldığı zaman Sivas'ın aşıklar yatağı olduğu görülür. Sivas şairleri aynı zamanda Sivas büyükleridir . Hepside en duru en özlü Türkçe ile söylemişlerdir. Türküleri deyişleri günlük müzik yaşantımıza girmiştir. Radyo ve televizyon programlarında hemen hemen hepsinin türkülerine yer verilir.
    Yurttan sesler Korosunun kurucusu halk müziğinin derleme ustası Muzaffer Sarısözen'i anmadan geçemeyiz. Ayrıca masal üstadı Eflatun Cem Güney Tevfik Aksoy Kayabeyzade Memduh Bey günümüz şairlerinden Vehbi Cem Aşkun edebiyat dalında denemeler yapmış; radyo sanatkarlarından Ömer Altuğ Emel Sayın ve Selehattin Erorhan da Sivas' ta yetişen Türk musiki ve halk müziği ses sanatçılarıdır. Halk şairlerimizin özelliklerini anlatan bazı ünlü değişlerini şöyle sıralayabiliriz.
    AŞIK VEYSEL
    1894 yılında Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde doğdu. Babası Karaca Ahmet annesi Gülüzar Hatun' dur.
    7 yaşına geldiğinde gözünün birini yakalandığı çiçek hastalığından kaybetti. Diğer gözüne perde indi. Çok geçmeden iki gözünüde kaybetti.
    Oyalanması için babası Aşık Veysel'e bir saz aldı. Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin adlı saz ustalarından dersler aldı. Önceleri Pir Sultan Abdal Yunus Emre Aşık Kerem Aşık Erzurumlu Emrah gibi ustaların türkülerini söyledi. 1933 'te Cumhuriyetin 10. Yılı için yazdığı destanının yayınlanması ve Sivas Aşıklar Bayramındaki başarısı dikkat çekti. Ahmet Kutsi Tecer'in de yardımlarıyla Veysel kırk yaşından sonra kendi eserlerini vermeye başladı. Çeşitli Köy Enstitülerinde saz öğretmenliği yaptı. Aşık Veysel İki kez evlendi. İki oğul dört kız babasıdır. Şiirlerinde yurt sevgisi kardeşlik birlik ve okuma sevgisi işledi. 21 Mart 1973 tarihinde "Sadık Yarım" dediği kara toprakla kucaklaştı.


    Sivas halk oyunları çok zengin ve çeşitlidir. Sivas halay bölgesi içindedir. Oyunlara eşlik eden çalgılar davul ve zurnadır. Zurnanın yerini bazı zamanlar klarnetin aldığı da görülmektedir. Ayrıca; Kaval bağlama tel kemençe kaşık ruzba saz darbuka gibi çalgılar Sivas'ta kullanılmaktadır.
    Sivas halay bölgesi olmakla beraber zeybek ve bar oyunlarının da oynandığı bilinmektedir.
    Erkeklerde; ayaklarda tokalı çarık veya yemeni bulunur. Aynalı çorap denilen sırmalı yün çorap takılır. Üzerine şalvar ve üzerine yakasız beyaz işlik giyilir.
    Kadınlarda; başta fes bulunur. Bu fes 5-6 santimetre kadardır. Üstü düz olup bu kısma altın para döşenir. Önüne krep örtü dikilir ve uçları iki yana ve arkaya sallandırılır.

    Alıntı