İbrahim Sadri Şiirleri

'Karışık Şiirler' forumunda ZeuS tarafından 25 Ekim 2009 tarihinde açılan konu


  1. İbrahim Sadri Şiirleri
    ADAM GİBİ

    Ben seni hiç sevmedim ki
    Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim
    Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
    Birde yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip,
    Gözlerinde tutulan.
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim
    Kurşunları sevdim beni vurduğunda
    Ağlamayı sevdim unuttuğunda
    Yalnız olduğumu anladığımda
    Ayakta kalmamı sevdim
    Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda
    Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği
    Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini
    İkindide yağmur gibi
    Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim
    Menekşeyle konuşmanı
    Nisan'a hatırlatmanı
    Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını
    Düştüğün zaman kanayan yaralarını
    Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine
    Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde
    Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde
    Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın
    Ağlayan yüzünde İsa'nın
    Ferahlatan gücüyle duanın
    Korkutan yanıyla nar'ın
    İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne
    Gülün üstüne
    Tutunduğum umudun üstüne
    Korkunun üstüne
    Hep senin üstüne, hep senin üstüne
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Gittiğin zaman gitmeni sevdim
    Evreni sevdim geldiğin zaman
    Kalmanı sevdim
    Korkuyordum sana alışmaktan
    Yine de sevdim gülümsemeyi
    Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından
    Kırlara ilk kar düştüğü zaman
    Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim
    Seni içimde öldürdüğüm zaman
    Ben seni hiç sevmedim ki
    Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse
    Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim
    Birde yıldızları sevdim
    Eylül akşamlarında gelip,
    Gözlerinde tutulan.
    Düştüğün zaman kanayan yaralarını
    Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman
    Sakız satan çocukları
    Yeni çıkan şarkıları
    Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim
    Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe
    Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
    Ben sevdim mi adam gibi severim

    ADIN BATSIN

    yüreğime bir gül çizdim kanlı yaş ile
    yaktın beni küle döndüm dumana döndüm
    nasıl edem nere gidem dertli baş ile
    bilemedim teli kırık kemana döndüm

    canım aldın, can evimden vurdun ya sende
    küstüm sana, faydası yok, geri dönsen de
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    zaman ola devran döne sen de çekesin
    yitiresin umudunu heder olasın
    aşka düşe kahrolasın candan bıkasın
    ömrün boyu bir kez olsun gülmeyesin

    sen ki beni rezil ettin yedi cihanda
    yalan oldum talan oldum senin sayende
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    beni özleyince bir nehir yatağını bulsun
    kor düşsün dağlarına, ceylanlar suya insin
    sesime bakıpta ağlıyorum sanma
    seni özleyince böyle olsun birazda

    ayrılıversin yaprak dalından
    insan sevdiğinden ayrılıversin
    kan damarımdan can pazarından
    adam baharından ayrılıversin

    dağda dört mevsim erimeyen kar varya
    yokluğum öyle erimesin
    sende vefasız çıktın, sende hayırsız çıktın
    sen de vicdansız çıktın adın batsın

    ALDIRMA REİS

    Sen içerdeyken ben
    Sinemalara gittim
    Bütün filmlerini seyrettim
    O sevdiğimiz artistin
    Sen içerdeyken ben
    Vita kutularında çiçek yetiştirdim
    Sokakta top oynadım çocuklarla
    Ayakkabılarımı eskittim
    Güneşe karşı durdum sabahları
    Geceleri bir başıma yıldızları bekledim
    Annenin gönlüne su serptim
    Aldırma dedim aldırma
    Bir şarkı söyle bir dilek tut herkes için
    Bir ada rüzgarı gibi
    Sürtünerek geç hayata
    Bir sarmaşık gibi tutun
    Ve değer ver hatıralara
    Aldırma dedim
    Sen annesin, aldırma

    Sen içerdeyken ben
    Kiramı ödedim pijamalarımı giydim
    Haber bültenlerini izledim
    Gazetelerden kupon kestim
    Sen içerdeyken ben
    Sigara içtim, öksürdüm
    Otobüse bindim
    Fotoğraflarımıza baktım
    Acıyan yanlarımı körelttim
    Deniz kıyısında yürüdüm
    Manavdan soğan aldım
    Yeni çıkan şarkıları dinledim
    Kafeste beslediğimiz kuşu saldım
    Islık çaldım
    Sen içerdeyken ben
    Hep uyandım, sayıkladım
    Kanadım boyuna
    Takvimler aldım
    Her gün bir yaprağını kopardım
    Deli ayrılığın

    Sen içerdeyken ben
    Gömleğimi ütüledim
    Sobada elimi yaktım
    Bir şiir yazdım
    Bir hercai menekşe aldım çiçekçiden
    Hani o alnına kader değmiş
    Hani o dudaklarına deniz tuzu dokunmuş
    Hani o erken vurulmuş
    Gençliğimiz gibi dağıldım
    Sen içerdeyken ben

    Bir adını söyleyemedim
    Şöyle bağıra bağıra
    Bir yüzünü göremedim
    Görüş günlerinde
    Bir de eline değemedim
    Bir de yüreğine
    Şöyle kucaklayamadım bir de
    Ölümüne

    Sen içerdeyken ben
    Kapı kapattım, pencere açtım
    Mutfakta oyalandım
    Kanepede yattım
    Hatta bir yolluk aldım odaya
    Çok ta kulak asmadım
    Çokta koymadı bu bana
    Alt tarafı içerdeydin
    Alt tarafı bir yanımı alıp götürmüştün
    Bir yanımı
    Yani adamlığımı
    Yani gözlerimin ferini
    Yani canımı
    Alt tarafı şarkılar ölecekti
    Alt tarafı kanayacaktı kalbim
    İşte sensiz
    İşte nefessiz
    İşte kimsesiz bir sesti alt tarafı
    Her tarafım

    Yıldızlar yine oradaydı oysa
    Yazdıklarım
    Gözden kaçan o defter yapraklarında
    Boşver 128
    Hayat bir gemi
    Yürüt onu göreyim seni
    Boşver 128A
    Boşveriyor ya
    Aldırma reis
    Reis aldırmıyor ya

    Bir adını söyleyemedim
    Şöyle bağıra bağıra
    Bir yüzünü göremedim
    Görüş günlerinde
    Bir de eline değemedim
    Bir de yüreğine
    Şöyle kucaklayamadım bir de
    Ölümüne

    Sen içerdeyken ben
    Vitrinlerin önünden geçtim
    Minibüs duraklarında bekledim
    Simitçilerle yarenlik ettim
    Üstüme bir ceket aldım
    El tezgahlarında kitaplara baktım
    Sen içerdeyken ben
    Hiç oturup ağlamadım
    Hiç karartmadım umudu
    Hiç bulandırmadım onuru
    Öyle dimdik durdum ortada
    İşte burada ulan işte burada
    Böyle burada
    Hiç yıkılmadan
    Hiç utanmadan
    Ve hiç unutmadan

    Sen içerdeyken ben
    Gülen resmimi yaptırdım
    Sokaktaki ressama
    Her zaman yaptığım gibi
    Buzdolabını ayağımla kapadım
    Parkların banklarına adını kazıdım
    Adını kazıdım duvarlara
    Adını, adımın yanına yazdım
    Hiç unutmadım, utanmadım
    Korkmadım
    Parmaklarımı şıklattım Fidayda'da
    Hani vardı ya
    Fidayda'da hanım kızım Fidayda
    Gelip geçen her tren bağırtısında
    Kalkıp aynaya baktım sonra

    Sen içerdeyken ben
    Perdeleri hiç kapatmadım
    Hiç bakmadım arkama
    Başını ellerinin arasına alan
    Üç-beşinin arasında olmadım
    Öyle bıraktığın gibi
    Öyle yaşadığımız gibi yaşadım
    Sen içerdeyken ben

    Bir adını söyleyemedim
    Şöyle bağıra bağıra
    Bir yüzünü göremedim
    Görüş günlerinde
    Bir de eline değemedim
    Bir de yüreğine
    Şöyle kucaklayamadım bir de
    Ölümüne

    Sen içerdeyken ben…
     



  2. Cevap: İbrahim Sadri Şiirleri

    BEN AŞKI SATIN ALDIM

    ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı
    o zamanlar bakır rengindeydi dağlar
    daha şıvan düşmemişti böğrüme
    daha deli deli esmemişti ruzigar
    kalbim acıya düşmemişti
    sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
    halayda delikanlı başı olacaktım
    bıyıklarım yeni terlemişti

    gurbeti
    ismail dayımın gönderdiği
    kuru üzüm ve fıstık'nan
    bir de istanbul fotoğraflarından tanımıştım

    hey deli yanım!
    türkülerim ince gül dalım
    gönül közüm
    verdiğim sözüm
    ne zaman duman olsa
    munzur'un doruklarında kalırdı gözüm
    aradabir durup fırat'a bakışım
    ve yanımdan ayırmadığım
    bir üveyikten satın aldığım aşkım

    yani ahretlik gülüyordum
    istanbulu fotoğraftan
    vurgunu üveyikten biliyordum

    bir zemheri akşamında
    oturtup tandırın karşısında babam
    oğul yürü, dedi
    yürüdüm
    topak oldu babam,acıdan yundu gözleri
    yalınız bir ''ah''etti anam
    sessizce ırmağa düştü sözleri

    yürüdüm
    terleyen bıyıklarım
    şahin bakışım
    ve yıldızlı gecelerimden birinde canım
    üveyikten satın aldığım halis aşkım
    geride kaldı

    ormanlar gördüm
    ağaçlar gördüm
    dallarında adamlar asılıydı
    ipince fidanlar
    ipil ipil kan sızardı dudaklarından
    baykuşlar
    gecenin koyukatmer al basması karanlığına karşı
    nasıl da gülüyorlar
    nasıl da gülüyorlardı

    hani benim yıldızım
    hani şehla bakışım
    hani sazım
    ve halıs aşkım

    dağlardan geliyorum ben
    fıratın doğduğu yerden
    gönle aktığı yerden
    serin göze başından
    soğuk bulgur aşından
    dağlardan geliyorum ben
    aşkın doğduğu yerden hey!
    yusuf'un kuyusundan eyyub'un sabrından geliyorum
    etmeyin elemeyin
    ben istanbulu fotoğraftan
    vurgunu üveyikten belliyorum

    hani benim yıldızım
    hani şehla bakışım
    hani sazım
    ve bir üveyikten satın aldığım
    halis aşkım

    hey anam
    ne aynam ne tarağım ne sedef çakım
    ne tesbihim ne mintanım
    bir han odasında
    akşam alacası değip geçerken böğrüme
    yavaşça önüme düştü alınyazım

    kim tutar kaldırır başımı yerden
    kim dinler türkülerimi bozlağımı sazımı
    bir duan olaydı ah, yanıbaşımda
    iki çift lafın
    bir tas ayranın
    bir dağ soluğun
    entarine yapışmış kalmış bir yayla çimenin
    bir tesbih böceğin
    bir avuç toprağın
    bir küçük taşın
    bir tel saçın alyazmanın altından

    hey anam
    akşam indi kırıldı sazım
    istanbulda
    haramiler sokağında
    bir han odasında
    yavaşça önüme düştü alınyazım

    hani benim yıldızım
    hani şehla bakışım
    hani dağlara verdiğim aşkım

    akşam dediğim ana
    istanbulda ay karanlık yürek pustur
    bir de hikayesi var
    kanadı kırık martıdan dinlediğim:
    çok önceden
    zebaniler yakıp geçerken şehri
    üç damla baldıran zehri
    üç damla hıyanet dökmüşler mavi denize
    üç martıyı boğmuşlar
    herşeyi gördüler diye

    akşam dediğim
    dam aralıklarından
    han bacalarından kaçıp giden güneşin
    vurması değil mi taa dağlara, dağlarıma
    değil mi ana

    yani akşam dediğim
    isli han odasında
    bir ben
    bir viranşehirli yakup
    bir de çaykaralı musa
    üç bardak çay hatrına
    üç gurbet türküsü değil mi uçurduğumuz
    üç damla baldıran zehri değil mi ana
    akşam dediğim

    buradan
    bu halis aşkımı
    bir han kirasına sattığım hovarda istanbuldan
    aranan bütün overlokçular sıraütücüler adına
    budur havadisim
    hatırladığın
    ne bulgur tadı
    ne bir çiçek
    ne bir isim
    ben gündüzleri müslüm gürses dinlemeye
    geceleri han odasında
    alınyazımı görmeye hüküm giymişim

    yine de ana
    ana yine de
    öperim gözlerinden
    dağlarımın
    çimenimin
    ve kanayan gençliğimin
    öperim hepsinin tekmil gözlerinden
    bıyıkları yeni terleyen gençliğimin adına

    ana
    can ana
    yaran ana
    oyy ana
    hani benim yıldızım
    hani şehla bakışım
    hani sazım
    bir üveyikten satın aldığım halis aşkım

    ben aşkı bir üveyikten satın aldım,yaşım onaltı
    o zamanlar bakır rengindeydi dağlar
    daha şıvan düşmemişti böğrüme
    daha deli deli esmemişti ruzigar

    kalbim acıya düşmemişti
    sanırdım bütün ırmaklardan koşacaktım
    halayda delikanlı başı olacaktım
    bıyıklarım yeni terlemişti

    BİR ADIN KALMALI

    Bir adın kalmalı geriye
    Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    Aynaların ardında sır
    Yalnızlığın peşinde kuvvet
    Evet nihayet bir adın kalmalı geriye
    Birde o kahreden gurbet
    Sen say ki ben hiç ağlamadım
    Hiç ateşe tutmadım yüreğimi
    Geceleri koynuma almadım ihaneti
    Hele nihavend hele buse hiç geçmedi aklımdan
    Ve hiç gitmedi bir topak kan gibi adın
    İçimin nehirlerinden
    Evet yangın
    Evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
    Evet kaybetmenin o zehirli buğusu
    Evet isyan
    evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
    Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
    Bu sevda biraz nadan
    Biraz da hıçkırık tadı
    Pencere önü menekşelerinde her akşam
    Dağlar sonra oynadı yerinden
    Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
    Sen say ki yerin dibine geçti geçmeyesi sevdam
    Ve ben seni sevdiğim zaman bu şehre yağmurlar yağdı
    Yani ben seni sevdiğim zaman
    Ayrılık kurşun kadar ağır gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
    Yine de
    Bir adın kalmalı geriye
    Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
    Aynaların ardında sır
    Yalnızlığın peşinde kuvvet
    Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye
    bir de o kahreden gurbet
    beni affet
    kaybetmek için erken
    sevmek için çok geç

    GERİYE DÖNEN ADAM

    Yağmur yağıyordu
    Benim saçlarımda kırağılar vardı
    omuz omuza konmuş bir gül
    Kapıyı açtım,elinde eski bir bavul
    Yüzünde daha da eski bir hikaye
    Geldim dedi, geldim işte
    Sana kendimi getirdim,belki unutmuşsundur
    Birlikte söylediğimiz şarkıları getirdim
    Bir kaç gömlek bir pijama attı
    Tuttuğum notları,serin volta boylarında adımları sayıp susuşlarımı
    Elimle büyüttüğüm nazlı bir menekşeyi
    Gökyüzüne verdiğim dualarımı
    Çakmağımı,sigaramı,tabakamı ve kitaplarımı getirdim
    Döndüm dedi,döndüm işte
    İçeri girdi aksıyordu bir ayağı
    Oysa nasılda akardı bayrak gibi önümüzde
    Nasılda oynardı saçları rüzgarı bulanda
    Bir ceylan gibi nasıl da koşardı
    Ayağım dedi,derin bir nefes aldı
    İçerde dedi,bir bakır tas bıraktım bir kehribar tesbih
    Birkaç kitap,birkaç iyi arkadaş
    Tüketilmiş bir çeza ve bir ayak,güldü sonra
    Dedemin yemen çölünde bıraktığı ayağı ben içerde bıraktım
    Kurban olsun ikimizinki de memlekete
    Oturduk,uzun uzun baktık kendimize
    Onüç yıl sonra yeniden karşı karşıya
    Bir deli gençliği birlikte düşürmüştük yollara
    Bir yüreğimiz vardı ve onu koymuştuk ortaya
    Ben başımı onun omuzuna yaslardım
    O taleal okurdu kulağıma
    Ben bazı geceler oturup ağlardım
    O dua ederdi hepimiz adına
    Ve pis bir sonbahar akşamında ayrılmıştık
    Caddelerde arabalar akıyordu yağmur yağıyordu
    Babalar ekmekleri saklamış çeketlerinin altına
    Korkuyla evlerine koşuyordu
    Düdükler çalıyordu,sirenler çalıyordu,şehri kimler çalıyordu?
    Oysa biz onunla yüreğimizi koymuştuk ortaya
    Arkasından baktım,elinde tahta bir bavul,cebinde ikimizin yüreği
    Şifadan ayrılık,rahmetten yoksulluk
    Şen olasın mahpusluk
    Kaldır gözlerini yerden,onüç yıl dediğin ne ki?
    Bana mektup yaz,bir de menekşe resmi yap
    Ve bir gül gönder anama
    Kaldır gözlerini yerden,onüç yıl dediğin ne ki?
    Ve yürüdü Yusuf
    Yanıp sönen mavi ışıklar düştü gölgesine
    Ben onüç yıl bekleyecektim onüç yıl kavuşmak için
    Çebinde rehin götürdü yüreğimi
     



  3. Cevap: İbrahim Sadri Şiirleri

    ONYEDİ YAŞIM GİBİ

    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın .
    İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
    Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim ,
    İlk şiirim, ilk kavgam ,
    Yaşamı ilk farkedişimsin .
    Sen benim onyedi yaşımsın...

    Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan.
    Cebinde iki gazoz parası
    Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan .
    İki film bu akşam,
    Birinde Yılmaz Güney oynuyor, birinde Fikret Hakan.
    Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan:
    '...Rüyadır gördüğün bütün düşler ,
    Gözlerin aklımı perişan eyler ,
    Aşk masalından şarkılar söyler ,
    Beni hülyalara salan gözlerin ...'
    Yazlık sinemanın kapısında saçları taralı bir oğlan ,
    Bir külah çekirdeği, mangal gibi yüreği var, bilesin...

    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Aynaya ilk bakışım ,
    Babamla ilk kavgam,
    Evden ilk kaçışımsın.
    Serçeleri sevdimse senden,
    Minibüslerde muavinlik ettiysem.
    'Bir Teselli Ver'i dinlediysem Orhan Gencebay'dan,
    Emirgan'da çay içtiysem,
    Tophane'de sabahçı kahvelerini öğrendiysem ,
    Nerden bildiysem şiirlerini Ümit Yaşar'ın,
    Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem,
    İçimdeki kıpır kıpır bu soluk nereden ...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Okulu ilk asışım,
    İlk kez birine gümüş kolye alışımsın.
    Sen benim ilk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın.
    Sen benim onyedi yaşımsın...


    Mahallenin delikanlısı,
    Elleri ceplerinde, dudağında ıslığı,
    Başında kavak yelleri.
    Şarkılar mırıldanıyor.
    'Zalimin zulmü varsa sevenin Allahı var' yeni çalıyor 45lik plaklardan.
    Hayri Şahin ortalığı kavuruyor.
    Mahallenin delikanlısı,
    Cebinde iki gazoz parası.
    Yüreğinde garip bir pıtırtı
    Alışmaya çalışıyor sana alışmaya.
    Akşamları işportaya çıkıyor,
    Bir defter, bir kalem, bir de çakı alana aynayı bedava veriyor.
    Yani günler geçiyor onyedi yaşının bütün tadıyla ...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    İlk maça gidişim, Cemil Turan'ı ilk seyredişim, ilk sevincimsin.
    Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme öyle güvendiğimsin.


    Sabahları eskici geçiyor kapıdan
    Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor
    Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında
    Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi,
    Herşey güzel oluyor.
    Bu hengame nasıl yakışıyorsa İstanbul'a bana da aşk öyle yakışıyor.
    Anam koş kapa diyor muslukları,üç gündür akmayan sular geliyor.
    Ben onyedi yaşındayım, hayat benden yana duruyor ...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Deli çağımsın...
    Sen benim ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın.
    İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım, ilk aldanışımsın.
    Sen benim ilk ütülü beyaz gömleğim,
    İlk şiirim, ilk kavgam, yaşamı ilk farkedişimsin...


    Sen benim onyedi yaşımsın,
    Sen benim, sen benim, sen benimsin.
    Sen benim herşeyimsin.
    Hiçbirşeyimsin, hiçbirşeyimsin..


    USTA

    Oğlum, onüç-ondört anahtarı ver
    Al usta
    Oğlum, yat motorun altına
    Nesi var bir bakıver
    Olur usta
    Oğlum, iyi sık cıvatayı
    Sonra sahibi neder?
    Sıkıyorum usta
    Bileğim yettiğince
    Yüreğim yettiğince
    Sıkıyorum işte
    Oğlum, terlemişsin
    Akmasın terin motora
    Motor pas yapar sonra
    Olur mu be usta
    Ter pas yapar mı
    Gözyaşı pas yapar mı?
    Oğlum ne diyorsun bak işine
    Bakıyorum usta
    Yalnız ellerim
    Ellerim çatlamış be usta
    Ellerim acı içinde
    Yüreğim var ellerimde
    Yüreğim yanıyor usta
    Kan ter içinde
    Hem usta
    Sen hiç okula gittin mi
    Okul nasıl bir şey be usta
    Öğretmen nasıl biri
    Usta sahi
    Orda da motor baktırırlar mı ki
    Orda da söverler mi çocuklara be usta
    Orda da döverler mi?
    Oğlum bak işine kızdırma beni
    Olur usta ha usta
    Senin anan da saçlarını okşar mıydı
    Sana ağlar mıydı gecenin al yalazında
    Sahi usta sen hiç ağladın mı bir sabah
    Cansız düşende anan
    Yavaşca gözlerinin önünde
    Oğlum bak işine !
    Attırma tepemi gir motorun altına
    Usta dur kızma!
    Bak giriyorum motorun altına
    Dünyanın altına
    Giriyorum usta giriyorum
    Desteğe gerek yok usta
    Desteğe gerek yok
    Ben oraya yüreğimi koyuyorum
    İnan taşır be usta

    VUR BİTSİN

    Orada masanın üstünde bir resim,
    İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdar’da
    Saçlarımızın üzerinde martılar,
    Gözlerimizde acemi bir aşk
    Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk,
    Senin sırtında sarı yağmurluğun
    Kadıköy’de ucuzluktan almışız
    Bende o siyah kazak hani bir kedi gibi sokulduğun
    Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse,
    Islatan her tarafımızı
    Orada masanın üstünde bir resim,
    Yak bitsin
    Orada kapının arkasında bir yazı,
    Seviyoruz yazmışız birlikte,
    Harfler nasıl titremiş meğer ellerimizde,
    Bir pazartesi akşamı ben eve dönünce
    Tutup öyle yazmışız nereden estiyse,
    Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere,
    Ne yaptığın çorbanın, ne pilavın tadı
    Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam,
    Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
    Orada kapının arkasında bir yazı
    Sil bitsin.
    Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
    Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
    Nasılda dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle,
    Bir masalmış bir yalanmış gibi korkmuşuz,
    Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
    Ben tek sen üç şeker atmışın filiz çayımıza
    Sonra açıp perdeyi gökyüzünden bir dilek tutmuşuz,
    Mehtap gülümsemiş deli yürek çocukluğumuza
    Orada sehpanın üzerinde iki bardak,
    Kır bitsin.
    Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün orda,
    Böreğin altını yakışın, düğmeyi dikerken iğneyi eline batırışın,
    Ve saçların hep o kan gülleri taktığın saçların, beni mahpus bıraktığın saçların.
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Hep o kanepede oturmuşluğun, şu senin küçük yastığın, şu eşarbın,
    İşte şu bir haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
    Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
    Orada odaya saçılmış küçük hatıralar,
    Git bitsin.
    Orada ayaklarının dibinde bir adam,
    Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
    Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
    Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
    Her şeyi bu İstanbul’u, o sevdiğin adaların kokusunu
    Mısır çarşısını, Eminönü’nün balık ekmeğini
    Beyoğlu’nun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı,
    Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
    Orada ayaklarının dibinde bir adam,
    Kov bitsin.
    Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
    Babadan kalma,
    Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
    Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma,
    Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbul’un,
    Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun
    Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
    Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
    Vur bitsin

    ÖYLESİNE SEVMİŞTİM

    Şimdi gidiyorsun, git
    Bütün sabahları üşüdüğüm
    Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin
    İçimde bir şarkı
    Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat
    Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin
    Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
    Sevdiğimiz şarkıları da
    Pencereme konan yusufçukları da
    Bana karanlığı bırak
    Beni bırak, beni böyle bırak
    Böyle ansızın, böyle yakışıksız
    Böyle anlamsız, böyle dağınık
    Öyle kapıda susuşun
    Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun
    Öyle sağlam, öyle bir de vuruşun
    Koy beni sensizliğe
    Ve otursun içime kül gibi kor yangının

    Şimdi gidiyorsun, git
    Hadi git
    Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git
    Hadi kanatma
    Hadi yıkma
    Hadi dokunma
    Zaten ben seni öylesine sevmiştim

    Şimdi gidiyorsun, git
    Bütün sabahları üşüdüğüm
    Bütün gördüğüm senli günlerim,onlarda gitsin
    İçimde bir şarkı
    Gözümde bir ışık kalmıştı her şeye inat
    Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin

    NAN GİBİ

    Ve gözlerin gelir geçer içimden
    Su içerken sen sokulurken akşam kızıllığına
    Ekmeği bölerken
    Yalnızsam yıllar nasıl geçmişse aradan
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı
    Kör olsun sözlerim,unuttuysam adını
    An gibi aklımdasın

    Gelir geçer gemiler
    Belki sende geçersin diye
    Bir kumru konar her sabah pencereye
    Bir miladı taşır gece bir yıldız
    Soğuk olur,üşürsün ya adamakıllı
    Hani sarılırsın kendine
    Hani aklın karışır
    Bu bir divaneliktir gönül aha alışır
    Ömrüm bitse ne çıkar
    Can gibi aklımdasın

    Gündür bu geçer gider
    Belki bir şey kalmaz sanırsın
    Yani bir sabah uyandığında
    Ne hayatın tortusu ne kokusu alışmışlığın
    Her şey başka olacaktır
    Başka bir otobüs başka bir gazete
    Resimlerden silinecek yüzün belki de ne adın ne sanın
    Bir şafak vakti açınca gözlerini
    Bir merhabayla
    Yeniden kurulacak dünya
    Ve sen her şafak
    Nan gibi aklımdasın

    Bazen bir şey geçer içinden insanın
    En ücra yerlerinden cesaret gibi bir şey
    Ne olacak işte kömür yanmıyorsa eskisi kadar güzel
    Fasulyenin tadı yoksa
    Şarkılar yakmıyorsa içini
    Sadri Alışık öyle güzel ağlamıyorsa
    Aşık olmayı beceremiyorsa İzzet Günay
    Mahallenin en güzel kızına
    Denizin tuzu
    Yalnızlığın bahanesi yoksa
    bir bıçak saplanınca yüreğinin tam ortasına
    zannetmeki ölmek zor
    ölmek kolay kolay da
    kan gibi aklımdasın

    bu da geçer
    her sabah kanayacak değil ya
    bakarsın taze ekmek çıkarır köşedeki fırın
    biraz da helvası bizim bakkalın
    senden ayırdığım üç beş zeytin
    otururum sofraya
    her lokmada geçer acısı belki bırakılmışlığın
    bende unuturum nasıl unutulursa sana susuzluğum
    ve nasıl becerdiysem kahrolmayı
    öyle unuturum ekmek gibi
    nan gibi aklımdasın

    Ve gözlerin gelir geçer içimden
    Su içerken sen sokulurken akşam kızıllığına
    Ekmeği bölerken
    Yalnızsam yıllar nasıl geçmişse aradan
    Unutmak kolay sanmışsa şarkılar
    Şiirler yalan yazmışsa ayrılığı
    Kör olsun sözlerim,unuttuysam adını
    An gibi aklımdasın
    An gibi aklımdasın
    aklımdasın...


     



  4. Cevap: İbrahim Sadri Şiirleri

    İSTANBUL'A KAR YAĞIYORDU

    Yetmiş dokuzun kışıydı,
    Sertti, soğuktu
    İstanbul'a kar yağıyordu..
    Kömür yanıyordu sobalarda
    Geceleri polisler, bekçiler oluyordu..
    Bir de biz oluyorduk
    Ölümüne üşüyorduk ha
    Yalan yok polisler de üşüyordu

    On altı yaşındaydım..
    Her şeyi bükecek bileğim vardı
    On altı yaşındaydım

    Aslan gibi ortadaydım
    Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
    Senin için şiirler,
    Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
    Kahrolsun yazacak kadar adamdım
    On altı yaşındaydım
    Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
    Ne de birileri kahroluyordu
    Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
    On altı yaşındaydım
    Yalan yok

    Ben yazmaya böyle başladım
    Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
    Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
    Yıkıldı gitti..

    Şimdi güzel kağıtlara yazıyorum,
    Kocaman laflar ediyorum
    Marşlar biliyordum,
    Kitaplar okuyordum.
    Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
    Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum.
    Bak
    İstanbul'u seviyordum
    Seni seviyordum
    Dualar öğreniyordum
    Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
    Herkes gibiydim,
    Herkes kadar cesur..
    Herkes kadar korkak
    Herkes kadar filinta delikanlı
    Ve herkes kadar buralı..

    Yetmiş dokuzun kışıydı,
    Sertti, soğuktu
    İstanbula kar yağıyordu..
    Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken..
    Haliç in arkasında toplanıyorduk
    Gece adamı içine çekiyordu
    Biz geceyi içimize çekiyorduk..
    En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
    Herkes beni seviyordu..
    En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
    Coğrafya defterimin arkasına..
    Bunu kimse bilmiyordu

    Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
    Ve hızla kaçıyordum
    Sizin evin duvarına bir kez olsun
    Seni seviyorum diye yazamadım
    O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
    Dedim ya
    Yetmişdokuzun kışıydı
    Sertti, soğuktu
    İstanbul'a kar yağıyordu.


    SABRİ ABİ

    Ah ulan ah Sabri Abi
    Yüreği elinde çocuk
    Diz boyu karda açan ahçiçeği
    Aşkın kendisi yani
    Hürriyetin geleceği
    Sert sakallarında vurgun izi

    Ah ulan ah Sabri Abi
    Yorgun akşamların kederli sofralarında
    Önce duran sonra vurulan dostluğumuz gibi
    Temiz pak
    Sen beni bir volkanın kapısında bıraktın
    Hani sen benim elimden tutacaktın
    Can olacaktın
    Sen beni severdin
    Sen yüreğinde vurgun göğsünde darp izi
    Sen hani güler geçerdin

    Ah ulan ah Sabri Abi
    Gittin
    Geride kan geride tortu
    Geride bir hain karanlık
    Ki diz boyu
    Geride eski şarkılar kaldı sadece masalara çizdiğimiz
    Geride takvim yazıları mahpus mektupları
    Solgun fotoğraflar ve saksıda kurumuş Cezayir menekşeleri
    Geride bir ömür kaldı yarım bıraktığın
    Hani güzel günler gelecekteydi Sabri Abi
    Hani beyaz arabamız bir impalamız olacaktı
    Hani cebimizde paramız
    Hani dudağımızda ıslığımız
    Hani sahilde çay içecektik adam gibi
    Pahalı birer gömlek giyecektik
    Jilet gibi ütüleyecektik lacilerimizi
    Kahpe dünyanın ta ciğerine üfürecektik cigaralarımızı

    Ah ulan ah Sabri Abi
    Sensiz erken kapanacak bolkepçe lokantası
    Bir daha Yılmaz Güney oynamayacak yazlık sinemada
    Bir daha leblebi kavurmayacak Nuri Amca
    Kabataş kaldırımlarda
    Bir daha birlikte çıkamayacağız sabaha
    Bir daha, bir daha olmayacak
    Sahilde Kısmetim Teknesi bizim için yanmayacak
    Tophane Limanına Rus Gemisi odesa gelmeyecek
    Bizi sevmeyecek, yüreğimizdeki umut
    Bizi sevmeyecek karabaş köpeğimiz
    Bizim için şikayetsiz bir nar gibi yanmayacak cihangir


    KARAHAZER ÇİÇEĞİM

    Ah bir dağda bırakıp bir dağda bulacağım
    Leyla menekşesi
    Olursa bir yağlı kurşundan birde senin elinden olur ölümüm

    Bir seherde açsınlar bağrımı
    En deli rüzgarlar essin
    Ne yiğitti desinler, ne filinta, ne hercai fiyaka
    Dönüp baktıkları zaman bir oltu tesbihi
    Bir gümüş tabaka
    Bitlis tütününden yarım kalmış bir sarma cigara
    Şeyh izzetttinin dünyanın bütütn çokcuklarına,
    Yaptığı muska
    Ve
    Sevda adına kurutulmuş bir karanfil bulsunlar
    Mintanımın altında

    Ah yaban gülü ah Karahazer çiçeği
    Ah gurbetin şıvan yıldızı, leyla menekşesi

    Yağmurlu bir akşam üstünde duldada
    Dedemden öğrendiğim ilk duam gibi
    Yeşil ceviz altında koşturan karınca
    Harran üstünde her gece parlayan süreyya
    Emek gibi, toprak gibi, kan gibi, hoyrat gibi
    Adilcevaz fırtınası, yedi dağın eşkiyası gibi
    Yasak gibi, bayrak gibi, baskın gibi
    Erişilmez birşeydi seni sevmek

    Ah leyla menekşesi, ah yaban gülü
    Ah karahazer çiçeği, ah yaktığım o içli türkü
    Hani o zalım deyen hani o hayın

    Şu üç kuruşluk daru dünyada
    Göysüme şifasız ecza sürdler
    Ve yürüdüler geçliğimin üstünde
    Yağmur yağıyordu kuşlarda vardı
    Uzandım yıldızlara tutamadım
    Saçlarım ağardı şehir zındanlarında
    Alem uykudaydı Adilcevaz uykudaydı
    Sevdam, menekşem memleket gülüm
    Kuyudaydım, saçlarım ağarmıştı
    Sahtiyan uykudaydı..
    Çıplaktı üzerim, mintanım kana bulanmıştı
    Ah karahazer çiçeğim sen uykudaydın
    Yıldızlar ve memleket uzaktaydı

    Sen böyle gideceksen memleket böyle ağlayacaksa
    Ben kabuslarına tabir düzeceksem şehir eşkiyalarının
    Kıyamet düzeceksem ve seni bekleyeceksem
    Bütün kuyulara bütün suna boyunlu dağlara
    Adını haykıracaksam
    Yırtılan mintanım, akan kanım, ağaran saçlarım
    Ve
    Memleket için dön diyeceksem; dön

    Dön yaban gülüm
    Dön Karahazer çiçeğim
    Memleket gülüm
     



  5. Cevap: İbrahim Sadri Şiirleri

    éméqiné saqLık ZéuS..!
    ibrahim sadri'nin şiirLérini çok séviyorumM yaa çokk saol...! =)