ibni arabi kısaca hayatı

'Biyografi' forumunda Demet tarafından 24 Aralık 2014 tarihinde açılan konu

  1. Demet

    Demet Editör


    ibni arabi kısaca hayatı

    Ibn Arabi 7 Ağustos 1165 Cumartesi günü, kadir gecesinde Endülüs Mürsiye’de doğmuştur. Babası Ali Ibn Muhammed, Ibn Arabi’yi küçüklüğünde İslam Felsefe’sinin babası kabul edilen ünlü alim ve bilim adamı Ibn Rüşd ile tanıştırmıştır. Ibn Rüşd’e hayran kalan Ibn Arabi, kendisini tekrar ziyaret etmek istemiş ancak bir gece rüyasında Ibn Rüşd ile aralarına bir perde çekildiğini görmüştür. Bunu aralarında ki meslek ve meşrep farklılığına yorarak, ilahi bir uyarı olduğu düşüncesiyle görüşmekten vazgeçmiştir.

    ibni arabi.
    Bugün baktığımzda, Ibn Arabi nasıl tasavvuf ve gönül ehlinin yıldızı ise, Ibn Rüşd’de İslam Felsefesi olarak tanımlanan akılcı islam akımının yıldızıdır. Bu bize, “ümmetimin ihtilafı rahmettir” diyen peygamberimizi hatırlatmaktadır. Bu nokta da Ibn Arabi’nin Ibn Rüşd’e yakınlık duymasının dışa vurumu olarak şu sözleri de akla gelmektedir : “Hakikat, ister filozof tarafından keşif ve ilham yoluyla ifade edilmiş olsun, isterse mukaddes kitaplar tarafından telkin edilmiş olsun, ikisi müsavidir. Yeter ki hal’e ve makama uygun olsun.”
    Bu ve benzeri tanışıklıklar göstermektedir ki Muhyiddin Ibn Arabi soylu ve ilişkileri kuvvetli bir ailenin mensubudur. Sekiz yaşında ilim tahsili için dönemin en ünlü ilim merkezlerinden birisi olan İşbiliye’ye gitmiştir. Burada Ibn Beşküval ve ünlü hadis bilgini Ebu Muhammed’den ilim tahsil etmiştir.
    Tasavvuf yoluna girmesi yirmili yaşlarına denk düşer. Doğuya yaptığı seyehatlarının ardından Konya’ya yerleşmiş, Sadreddin Konevi’nin dul annesiyle evlenmiş ve Konevi’yi yetiştirmiştir. Muhyiddin Ibn Arabi, Abdülkadir Geylani’nin “Benden sonra Mağrip diyarından aziz bir zat zuhur edecektir, bu hırkamı ona teslim ediniz” vasiyeti ile bu hırkayı teslim aldığını ve manevi oğlu Sadrüddin Konevi’ye teslim ettiğini Fasu’l Hitap isimli eserinde anlatır.
    Kendisinin El – Futuhatü’l Mekkiyye isimli eseri başta olmak üzere belirttiği kadarıyla 54 farklı alimden zahiri ilimleri ve çok daha fazla alimden de batıni ilimleri tahsil etmiştir. Ibn Arabi seyehatlerinde her zaman programlı davranmış ve gittiği yerlerde mutlaka bir alim kişinin bulunmasına dikkat etmiştir. Her gittiği yerde bu kişilerle görüşmüş kendilerinden istifade etmiştir. Bu görüşmeleri bazen ilim ve irfan olarak kendisinin daha ileri olduğu kişilerle gerçekleşmiş ancak kitaplarında bu kişilerin hepsinden şeyhlerim, hocalarım diye bahsetmiştir.
    Sayısı 500′e ulaşan eserleri arasında Fususu’l Hikem ve 37 ciltten oluşan, 30 yılda tamamladığı El – Futuhatü’l Mekkiyye isimli kitapları en önemlileri olarak sayılabilir.
    Ebu’l-Ala Afifi bu konuyla ilgili şöyle der :
    “Her ne kadar Muhyiddin Ibn Arabi’nin çıkış noktası esas itibariyle tasavvuf olsa da, İslami ilimlerin tüm dallarında eser vermiştir. Tasavvuf doktrini ve uygulamaları, tefsir, siyer, felsefe, edebiyat, şiir ve tabiat bilimleri üzerine eserler kaleme almıştır. Muttaki bir zahid ve sufi olmasının yanında fıkıh, kelam ve felsefe alanlarında da önde gelen bir alimdir. Eserleri tüm bu konuların dikkat çekici bir harmanıdır.”
    Muhyiddin Ibn Arabi, felsefe, fıkıh, tasavvuf ve diğer ilgi duyduğu tüm ilim ve bilimleri ileri düzeyde bilmekte, bunları kullanmakta ve yeri geldiğinde de tenkit etmekteydi. Tasavvufun felsefileşmesi noktasında önemli adımlar atmış, felsefe konularını tasavvufi bir bakış açısı ile eserlerinde işlemiş ve adeta her şey tasavvufta vardır ama tasavvuf her şeyde yoktur demiştir.
    “Filozofların her söyledikleri batıl değildir. Eğer gerçekleri bilmiyorsak, muayyen bir meselede filozofların doğru olan sözlerini tespit etmemiz gerekir.” diyerek filozofları korumuş ve destek çıkmış ve onları 6 farklı gruba ayırarak sadece bir grubun doğru yolda olduğunu düşündüğünü belirtmiştir. Kısacası, Ibn Arabi, tasavvuf yolunda ki filozofları kabul etmiş, diğerlerini kabul etmemekle birlikte sözlerinde ki doğruluklardan istifa edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
    Diğer taraftan tasavvuf ehli olan kişileri de tenkit etmiştir. Örneğin, çok değer vermesine ve eserlerinden yararlanmasına karşın Gazali ve Kuşeyri’yi de bazı konularda tenkit etmiştir.
    Hicri 638, Miladi 16 Kasım 1240′da Şam’da vefat etmiştir. Kabri Şam’ın Salihiyye bölgesinde, Kasyon dağı eteklerindedir. Osmanlı Sultanlarından Yavuz Sultan Selim’in Şam’ı fethetmesinin ardından Arabi’nin ünlü sözü ile (Sin Şın’a girdiği zaman Muhyiddin’nin kabri bulunur) kabri bulunmuş ve üzerine bir türbe yaptırılmıştır.