Hz. Yusuf İle Züleyha

'İslami Bilgiler' forumunda Sitem tarafından 26 Ekim 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hz. Yusuf İle Züleyha aşkı
    Hz. Yusuf İle Züleyha kıssası

    Hz. Yusuf İle Züleyha

    Yusuf Peygamberin kıssası, bir tefsirden, hiç olmazsa mealden okunursa daha yararlı olur (Yusuf süresi).

    23.ayette, özlü olarak olay ele alınıyor

    Kadının hissettikleri muhtemelen tamamen cinsellik ürünü değildi, Mısır kadınlarının ifadesiyle (12/30) aşk ateşiyle yanıp tutuşmuştu. Arzusu kalbine kadar işlemiş, vazgeçilmez bir tutkuya dönüşmüştü.

    Kadın aynı zamanda son derece zeki ve bir devlet adamı gibi anında tedbirler üreten bir yeteneğe sahiptir. Yusuf'a hamle ya parak gömleğini arkadan yırttığında karşısına çıkanları etkilemek istemesi ve Yusuf'a ceza olarak hapsi önermesi, kadınların ellerine bı çak tutuşturması gibi olaylar bunu gösterir.

    Kadının şiddetli duygu patlamaları yaşadığını ve gönül yangınının artık önlenemez hale geldiğini, her şeyi göze alarak Yusuf"u odasına kapatmaya karar vermesinden kolaylıkla anlayabiliriz.

    Kadının Yusuf"un nefsinden ciddi talebi vardır, ondan da kendinde bulunan arzunun uyanmasını istemektedir.

    Olay kadının evinde, hatta odasında gerçekleşmektedir,Yusuf o evin kölesi durumundadır. Köleler istenilen her yer ve zaman da bulunmak ve her isteneni harfiyyen yapmak zorundadırlar.

    Kadının kocası da iktidarsız olabilir veya çocukları yoktu. Çünkü Yusuf'u ilk getirdiğinde evlat ediniriz demişti(12/21).

    Kadının böyle bir talepte bulunmasının temel sebeplerinden birisi kuşkusuz Yusuf'un cazibesidir. Kadın kendi elinde büyüt tü ğü delikanlıdaki fiziksel gelişmenin ve güzelleşmenin farkındadır. Bu yeterliliğin, kadının arzusunu gerçekleştirmeye yetecek durumda olduğu inancına varmış olacak ki, belki de ilk kez böyle bir hamle yapmaya karar vermiştir. Yusuf'un davet karşısındaki ciddi tepkisi, ne yin ne olduğunu bilecek yaşta ve fiziki anlayış durumunda olduğunu gösterir.

    Zeki bir kadın olan züleyha, olgunlaşmamış bir nefisten nefsani talepte bulunması uygun düşmez. Nefsi uyanmamış bir çocuk karşısında bunca zahmetlere girmesi, saldırması ardından da suçluluk duygusuyla kendini savunması ve suçu ona atmaya çalışması da olaya el koyan kapıdaki iki kişinin gömlek olayına girmeleri de anlaşılır olmaz.

    Mısırlı kadınlar da aynı cazibeye kapılmış ve onu birden görünce akılları başlarından gitmiş ve yaşadıkları şok şaşkınlık içine, ellerindeki bıçaklarla meyve yerine ellerini kesmişler ve "Bu insan olamaz ancak kerim bir melektir!" demişlerdi. Burada da cinsel bir duygudan ziyade, kalbin akması ve meyletmesi konusu işlenmektedir.

    Kadınlar Yusuf'u ilk kez gördüklerine göre, Zeliha Yusuf'u ciddi bir şekilde kıskanıyor, sahipleniyor, sadece kendine özgü kal masını istiyor ve kimseye göstermiyordu.

    Yusuf'un, kadının zaman içinde kendisine gösterdiği ilginin ve yakınlığın farkına varmaması da düşünülemez. Yusuf'un, neler hissettiğini bilmemiz mümkün görülmese de, kadının belki de tek taraflı olduğu söylenebilecek duygularına karşılık vermediğini ve ver meyi de düşünmediğini, Züleyha odasında yapılan teklif ve sonrasında hasımca tavır sergilenmesi ve Kur'an'da görüldüğü kadarıyla Yusuf'un uzun yıllar zindanda kaderiyle başbaşa bırakılması gibi ipuçlarından anlamak olasıdır.

    Bunlardan öyle anlaşılıyor ki, Yusuf'a karşı duyulan duygular, kalbî sevgi duygularından tamamen soyutlanmış, sadece cinsel arzulardan oluşan duygular değildi. Kadınların, Yusuf'un sadece yüzünü görmekle kendilerinden geçmesi, Yusuf'u sürekli gören Züleyha'nın duygularını anlamada bir ölçü olabilir. Yusuf'un simasında yansıyan cemalî vasıf, Züleyha'nın adeta aklını başından almış, kalbine işlemiş, varlığının vazgeçilmez bir parçası hali- ne gelmişti ki, onsuz olamayacağı noktasına ulaşmış ve onu elde etmenin baş ka bir yolu olmadığından, olayı odasına taşımıştı...

    Züleyha odasında olay şöyle gerçekleşiyor:

    Kapılar kitleniyor. "Kapıların kitlenmesi" kadındaki azim ve kararlılığı, tutkusunu gerçekleştirmedeki gözü dönmüşlüğü anlattığı gibi, tedbir adına da planlamadaki hassasiyetini göstermektedir. Bu, kadının, statüsü adına ve evli bir kadın olması durumuyla yaptığı işin, hiç de olumlu bir davranış olmadığının farkında olduğunun, bunca riske rağmen yine de nefsinin arzusunu frenleyemediğinin bir göstergesidir.

    Kapıların kitlenmesi aynı zamanda Yusuf'un o güne kadar, duygusal ve davranış olarak Züleyha'ya hiç bir şekilde karşılık ver mediğinin, kadının arzularına ortak olmadığının açık bir kanıtı sayılmalıdır. Muhtemelen kadın, o güne kadar duygularını değişik davra nışlarla belli etmişti; etmişti ki sonunda son hamlesini, her şeyi göze alarak yapma sınırına gelmiş, kölesini duygu ve arzularının kölesi olarak kullanmaya karar vermişti...

    Kadınlık avantajları kullanılıyor. Ayetin ifadesinde şuh bir davet edası da ciddi bir ültimatom da sezilmektedir: "Hey! Hadi gelse ne!.." gibi bir şey!..Batılı tasvir adına olmadan, hayalî olarak bu sözde gittikçe hırçınlaşan farklı tonlar da sezilebilmektedir. "Ne olur gel artık!" yakarışı tırmanışı sonucu "Gel diyorum sana!" emir ve tehdidi kendini göstermektedir.

    Bir ayet, hassas ve son derece dikkat çekici bir anlatımla, kalbin ve nefsin etkilenmesi konusunda gözün etki gücüne dikkat çe kerken(33/53), bir başka ayet de, kadın sesinin insanın kalbini alt üst edebileceğine işaret etmektedir(332/32).

    Ayette odanın dekorasyonu ve kadının kıyafeti konusunda bir ip ucu görülmüyor. Fakat, ses konusundaki ipucu bu konuda düşünmeye gerek bırakmayacak kadar konuyu örtülü şekilde nazara vermiş olmaktadır. Bu konuda da kadının hazırlıklı olduğu söyle nebilir...

    Kur'an, yukarda bir nebze temas ettiğimiz gibi, cinsellik konularında nezih, kısa, örtülü ve dolaylı bir dil kullanır. Sadece bir ayette Adem ile Havva'nın yasak meyveden yedikten sonra avret yerlerinin göründüğünden ve cennet yaprağıyla örtmeye çalıştıkların dan söz eder(20/121).

    Kurgulanan senaryonun gerçek olmaması için hiç bir engel görünmemektedir, doğal şartlar tamamıyla Züleyha'nın lehinedir...

    Bu, Züleyha'nın son ama en kapsamlı ve etkili manevrası ve silahıdır. Hiç denemediği şeyi ilk kez deneyecek, duygu ve arzula rını açıkça belli ederek nihaî teklifini yapacaktır.

    Züleyha'nın belli bir şekilde, kendine güvendiği ve amacına ulaşacağından büyük çapta emin olduğu izlenimini ediniyoruz. Bu, Yusuf'un kölelik bilinciyle hareket edip arzusunu yerine getireceği konusundaki anlayışından kaynaklanmış olabilir. Ciddi anlamda yaptı ğı onca hazırlık da bu konuda kadına güven vermiş olabilir. Öte yandan her şeyi göze alarak, yaptığı teklifin reddedilmesi karşısında duyduğu büyük hayal kırıklığı ve duygularının karşılık bulamamasının verdiği psikolojik baskının etkisiyle, hırs ve öfkeyle hareket edip, ne pahasına olursa olsun elde etme amacıyla gömleğini çekip yırtma sı, sonrasında da hapse yollama adına Yusuf'a karşı takındığı acı masız tavır da bu konuda bir belirti sayılabilir.

    Kadın önce kadınlığını kullanmış, amacına ulaşamayınca da statüsünü kullanarak cezalandırma ve onurunu kurtarma yoluna gitmiştir.

    Burda Hz.Yusuf'un bir insan olarak değerlendirilmesi de çok önemlidir.

    22.ayette Yusufun ergenlik çağına girince ilim ve hikmet verildiği belirtiliyor. Bu, Henüz Peygamber olmadığı anlamına da gelir. Züleyha'nın Yusuf"u sıkıştırması olayı, bundan sonra meydana gelmiştir.

    "Bürhan" Yusuf'a verilen bu ilim ve hikmete işaret olabilir. Ya da vicdan eğitimli zeka gücü ve sorumluluk şuuru diye de tanımla nabilir. Burhan kavramı bu hikayedeki can alıcı anahtar kavramdır. Çünkü Yusuf'un davranış biçimine yüklenecek anlama ve yoruma kaynaklık etmektedir.

    Kur'an'ın, seçilen bir Peygamberin, delikanlılık çağında başından geçen hassas bir deneyimini dile getirmekte, fakat iki-üç keli meyle adeta bütün hayatına denk hatta üstün sayılabilecek son derece önemli bir durumunu dillendirmektedir. Yusuf'un bütün hayatı içinden bir sahne, "O da meylet-ti" şeklinde nazara verilmektedir. Bu olay ve bu olayda bu anlık tutumu, geçmişinde onca ibretli olaylar yaşayan, gelecekte de aynı şekilde uzun süre ha pis kalacak, ama aklanacak ve Peygamberlik ve hükümdarlık yapacak olan Hz.Yusuf'un hayatının, mihenk ve dönüm noktası gibidir.

    Bir insanın, özellikle toplumun önünde misyon sahibi tanınmış birinin, geçmiş ve gelecek hayatındaki bütün başarılara ve er demli davranışlara gölge düşürebilecek bir iki kelimeyle ifade edilebilecek küçük bir davranışı, psikolojik bir bakışla o insana o gözle bakmayı sağlayabilir. Cinselliğe ya da paraya zaaflarını önleyemeyen kimi toplum ileri gelenlerinin başarıları ve kariyerleri, basit bir söz veya davranışlarıyla bir anda sönüverir. Aklanmış olsalar da bu tür insanların isimleri her anıldığında, hayatlarının dönüm noktası duru munda olan o kelimeleri ve olayları da beraberinde hatırlanmaktan kurtulamazlar.

    Ancak bir iftira söz konusu olursa, bu konu kamu vicdanını ikna edecek tarzda, sözgelimi gizli çekim görüntüleriyle ve iftiracıla rın itiraflarıyla tescillenirse, itimat edilen ve sevilen seçkin kimseler tarafından o kişi sahiplenilirse, mazlum durumda olanın yıldızı daha da parlayabilir.

    Hz.Yusuf, "Maâzallah!" reaksiyonuyla hatırlanmaktadır. O'nun durumu en mutemed kaynak olan Kur'an'la açıklanmakta, tebrie edilmektedir.

    Benzer olaylara Kur'an'da rastlanır. Hz.İsa'nın, "Beni ve annemi tanrı edinin demedim!" demesi gibi (5/116). İfk olayında Hz. Aişe'nin temiz olduğunun ayetle ilan edilmesi gibi (24/11-16).

    Züleyha, davetini hem çekici görüntüsüyle hem cezibeli sesiyle hem de beden diliyle göstermiş olmakta ve Yusuf'a doğru hare kete geçmiş bulunmaktadır.

    Buraya kadar kadın her konuda aktif olarak görünmektedir. Deyim yerindeyse Yusuf, beden diliyle köle duruşunda gelişmeleri takip etmektedir. Fakat bu safça, ne olduğunun farkında olmadan, düşünce köleliği duruşu içinde izleniyor değildir. Çünkü Yusuf kendi sinden nefis hamlesi beklenecek rüşt çağına geldiğinde, ilim ve hikmet sahibi bir insan haline de gelmiştir.

    Nefis arzularının ve hastalıklarının üstesinden gelebilecek en güçlü iki silah; kalpteki Allah saygısı, zihindeki bilgi ve düşünce gücü olmaktadır.

    Yusuf muhtemelen, ateşin kendisini yakacağını hissettiği anda bu köle duruşunu bozmuş, kendine meyleden Züleyha'ya mey letmişti.

    Fakat iki meylin hem başlangıcı hem cereyan şekli hem de sonucu birbirinden farklı gerçekleşmiştir.

    Kadın, nefis arzularının etkisiyle, ruh ve bedenini günah ilişki ile doyurma amacıyla hamlesini yaparken, Yusuf Ruhundaki inancın, beynindeki ilmin etkisiyle, kadına karşı kendini korumak, hücumunu geri çevirmek için ona meyletmiş olmaktadır.

    Kadının meyletme niyetinin nefis arzuları olduğu konusunda, hazırlık aşamasından ve sonrasındaki sert tavırlarından rahatlık la okunmaktadır.

    Yusuf'un meyletme niyetinin nefis arzusu olduğuna dair hiç bir emare görünmemektedir.

    Bu meyil pekala bir savunma eylemi de olabilir.

    Hatta kadına, kadının meylini kırma ve farklı bir meyil kazandırma adına bir meyil girişiminde bulunmasından da söz edilebilir. Çünkü bir taraf tan "Allah'a sığınırım" diyerek kalbini konuşturmuş, vicdan muhasebesi uyarısı yapmış, diğer taraftan da, kadının kocası nı, evli bir kadın olduğunu ve kendi minnet duygularını hatırlatarak, bu kötü eylem sonucu oluşacak vefasızlık, ihanet ve cezalandırılma gibi kötü akıbeti nazara vererek, maddi manevi gerçeklere dikkat çekmiştir. Böylece kadının içinde bulunduğu duygusal ve psikolojik sarhoşluktan uyanması için, belki de tutup ırgalama ve "Kendine gel!" deme adına kadına yönelmiş, hamle yapmış olmaktadır.

    Kısacası söz konusu iki meyli anlam ve amaç yönleriyle birbirinden ayırmalıyız: Züleyha, nefis arzularının yönlendirdiği kalbi ve aklıyla Yusuf'a aksiyoner bir durumda meyletmişken, Yusuf İnançlı kalbinin ve ilim ve hikmet boyutlu aklının, nefsini yönlendirmesi sonucu reaksiyoner bir durumda züleyhaya doğru yönelmiştir diye düşünebiliriz.

    Şayet Hz.Yusuf"u bir beşer olması sebebiyle, diğer Peygamberlerde de örnekleri görülen ve adına "Zelle-sürçme" adı verilen bir durum açısın bakılacak ve değerlendirilmesi yapılacaksa, konuya şöyle yaklaşmak isteriz.

    Allah’ın külli iradesi karşısında insanın cüzi iradesine bir tercih payı ayrılması gibi, beşeriyetin muktezası bir nötr duruş, bulu nuş ve duraklamadan söz edilse bile, "Bürhan" ve "İhlas" kavramlarıyla, bu anlık beşeri boşluğun anında doldurulduğunu okuyabilir ve söyleyebiliriz.Yusuf da bir beşerdir, diğer insanlar gibi cinsel gücü vardır ve bizzat kendisi nefsin kötülük emreden yönüne dikkat çek mektedir.(12/53).

    Muhtemelen Yusuf, böyle bir teklifle ilk kez karşılaşmış bir şaşkınlık geçirmişti.

    Müfessirlerin bir kısmı, Yusuf'un nefsani bir meyil göstermiş olabileceğini vurgularken, bir kısmı sadece aklından geçirmiş olabi leceği üzerinde dururlar bazı müfessirler de bir Peygamberin böyle bir meyil göstermekten de masum olduklarını savunmuşlardır.

    Bu meyli, akıl ve vicdandan bağımsız bir nefsin, fıtrî-yapısal bir yönelişi olarak yorumlayabiliriz. Bu "Ateş yakar", gerçeği gibi bir oluşumdur. Aç olan bir insanın yiyeceklere, çölde kalmış olanın suya doğru doğal yönelişi gibi…

    Bu meyli, son derece profesyonelce hazırlanmış bir nefsani tuzak karşısında, Züleyha'nın hem görüntü olarak hem de sesle sağladığı etkileyici bir durumda ve teklif karşısında; Yusuf'un hayat deneyimi olarak yaşanmış ve bilinçaltında depolanmış benzeri gö rüntü ve bilgiler bulunmadığından, hayal aynasında görüntülenen ve tasavvurda oluşan sembolik-timsalî cinsel bir imajdan ibaret olarak da yorumlayabiliriz. Bu durumda bilinçaltı, bağım-sız ve bağlantısız, hatta sınır çizilmemiş nefis hesabına, teklif karşısında oluşan bu belli belirsiz imaja, "Bu da nedir?" diyerek yöneldi.

    Durum anlaşılınca da, anında durdu ve öteye geçmedi. Yalın nefisten doğal bir tepki ile gelen bu meyil hissi, bloke edildi, bilin ci aşamadı, bir çeşit bastırıldı.

    Bu imajı yorumlamak ve vicdan yelpazesinde nereye koyabileceğini belirlemek için, görünüşte kadına doğru denebilecek bir yönelmeyle; aslın da zihne yansıyan imaja yöneldi, kavradı, geri çevirdi ve tepkisini koyarak, karşı taraftın irade dışı tetiklediği meyil his sine meylederek onu yok etti!..

    Bu, güçlü bir patlama duyduğumuzda, gökyüzünde ciddi bir parlama gördüğümüzde refleks olarak başımızı sesin geldiği tara fa çevirmek gibi bir şeydir. Deprem şokunda da insan bilinçsizce ne tarafa yöneleceği ve ne yapacağı konusunda kısa bir şok yaşar, sonra bilinçli davranırız.

    Peygamberimiz, ilk vahy ile karşılaştığında yaşamıştı. Ayetlerde bunun ipuçlarını görüyoruz. Unutmama heyecanıyla ayetleri tekrarlamaya çalışmış, dilini oynatmış, ayet de unutmayacaksın acele etme! anlamında uyarmıştı (75/16-17).

    Nuh Peygamber de inanıp kendine katılmamış olan oğlunun dalgalar arasındaki halini görünce anlık bir meyil ve tepkiyle, Allah’tan bağışlanmasını istemiş, uyarılınca da istiğfarda bulunmuştu.

    Olay zihinde çözümlendikten vicdanda belirlendikten sonra Yusuf, kararlı ve vicdan destekli bilinçli sorumluluk içindeki "Bur hanî" tepkisini hem duygusal olarak hem da zihinsel olarak orta ya koymuş olmaktadır. Yani kadının güçlü meyil çekim gücünü alt edebi lecek, alternatif olarak güçlü bir meyil ve itme gücü oluşturmuştur.

    İnsan psikolojik olarak, kendisine bir şey soran bir erkekle, bir kadına karşı farklı tepkiler verir, yaklaşım gösterir. Bu, elde olma dan yapılan bir refleks gibidir. Erkeğin mimikleri yönlendiren yüz kasları, kadın sesi, yüzü ve genel görüntüsü karşısında bir farklı çalı şır. Bir erkekle konuşan erkekler ile bir kadınla konuşan erkekler iyi gözlemlenirse, jest ve mimiklerdeki farklılık beden dili olarak kolay ca okunabilir. Kadına yönelen insanların meyil güçleri daima güçlü refleks gösterir. Bu, karşı cinsteki meyil gücünün yoğunluğuna göre değişkenlik gösterebilir. Erkeklerin bu meyilleri ve beden dilleri doğal olarak, kadının kimliğine ve tavırlarına bağlı olarak da farklılık lar gösterir ve farklı anlamlar ifade eder.

    Konuyu şeytanla irtibatlandırmak da mümkündür. Ayette şeytanın peygamberlere bile yaklaşmak istediği belirtilir(6/112). Hz. Ademe ve Havva ya yaklaşması konusu üzerinde genişçe durmuştuk. Ayrıca Yusuf olayıyla ilgili olarak şeytan iki ayette geçer, birinde, hapisten çıkma isteğini iki arkadaşına bildirmiş fakat şeytan onlara unutturmuştu (12/42), diğerinde ise Hz.Yusuf, "Şeytan benimle kar deşlerimin arasını bozdu" der (12/100). Böyle has-sas bir konumda şeytanın müdahale etmek istememesi herhalde düşünülemez.

    Bürhan, kesin delil, hüccet, işaret demektir ki afaki olduğu kadar enfüsi yöne de olur. Yani Yusuf'u gördüğü bürhan içte ve dış ta gerçekleşen etkili bir delil olmuştur. Hz.Yusuf, Züleyhanın bütün etki gücüne karşı, vicdanında ve aklında bu fiilin çirkinliğini hem se bep hem de sonuç itibariyle görmüş değerlendirmiştir. "Rabbim" kelimesinde hem Rabbimden korkarım hem de efendime ihanet ede mem diyerek iki ucu birleştirerek tepkisini dile getirmiştir.

    Bu olayda son derece önemli mesajlar saklıdır. İlim, hikmet ve Peygamberlik verilen bir insanın bile zorlanabileceği, erkek-ka dın ilişkilerinde, zorlanmayacak insan yok demektir. Diğer taraftan da, şartlar bir cinsin ne kadar aleyhine olursa olsun, nefis meyillerinin önüne geçmek her zaman için mümkün olabilmektedir.

    Bu ayetlerde öyle anlaşılıyor ki, Yusuf ve Züleyha'nın şahsında, erkek ve kadının birbirlerine, karşılıklı meyletme duygusuna sahip oldukları konusunda vurgu yapılmakta, inanç ve zihin gücü yani bürhanla ve buna güç katan ihlasla bu meyil gücünün denetim altına alınabileceği dersi verilmektedir.

    Buna göre ayetten şu da anlaşılabilir: Kadın meylettiği zaman, erkeğin meyletmeme şansı az olur, bu ihtimal kiminde minimu ma iner, kimisinde sıfırlanır. kimisi de bir çekim gücüne kapılır ve bilincini yitirmiş ve hipnoz olmuş gibi, mehlikâların ardından aşıklar gi bi sürüklenir gider...

    Ayetler Hz.Eyyüb'ün Sabır kahramanı olarak ilan edilmesi gibi, Hz.Yusuf'un İffet kahramanı olarak tanımamıza vesile olurken aynı zamanda, Kadın ve erkeğin birbirine meyledebilecek hassas yapıda olduklarına, nefislerdeki çekim gücünün etkisine dikkat çek mektedir. Buna karşı Bürhan gücünü kullanmanın bu tür kötülüklere, nefis-ruh hastalıklarına karşı koruyucu olduğuna işaret etmekte dir.

    alıntı