Hz. Yusuf Hikayesi

Konusu 'İslam Tarihi' forumundadır ve Merve tarafından 22 Ekim 2011 başlatılmıştır.

  1. Merve Üye

    Hz. Yusuf Hikayesi
    Hz. Yusuf'un Hikayesi


    Yusuf, onbir ağabeyi olan küçük bir çocuktu. Yakışıklı ve akıllıydı. Babası Yakup en çok Yusuf'u severdi.
    Bir akşam Yusuf uyuyunca ilginç bir rüya gördü. Rüyasında onbir tane yıldız, güneş ve ay toplanmışlar kendisinin önünde eğiliyorlardı. Uyandığında çok şaşırmıştı. Neden bir insanın önünde yıldızlar, ay ve güneş eğiliyordu? Gidip rüyasını babasına anlattı.
    - Babacığım onbir yıldız, güneş ve ay benim önümde eğildiler, dedi.
    Babası Yakup, bir peygamberdi. Bu rüyayı duyunca çok sevindi.
    - Yusuf oğlum, dedi. Allah seni korusun.
    Daha sonra Yusuf kardeşleriyle bir yolculuğa çıktı ve dönüşte,
    Ah babacığım, aramızda bir yarış düzenlemiştik, Yusuf eşyalarımızın yanındaydı sonra bir kurt gelmiş onu yemiş, deyip koç kanına bulanmış gömleği gösterdiler. Ama Yusuf'un gömleğinde parçalanma izleri yoktu. Yakup bu yalana inanmamıştı: Hayır dedi, bu hikayeyi siz uydurdunuz. Yusuf'um ölmedi. Fakat Yusuf bulunamıyordu, en iyisi sabretmek ve Allah'a güvenmekti.
    Üvey kardeşler akşam olunca Yusuf'u düşünmeden uykuya dalmışlardı. Oysa Yusuf, karanlık derin bir kuyuda ne yemek yiyebiliyor, ne de su bulabiliyordu. Sonunda Allah'ın yardımıyla ormandan geçen bir yolcu grubu, yani bir kervan, bu kuyuyu gördüler. Kervan çok susamıştı. Hemen kuyuya bir kova sarkıttılar.Kuyudan kovayı çektiklerinde çok şaşırdılar. Çünkü kovanın içinde gözyaşlarına boğulmuş bir güzel çocuk vardı. Kervandakiler bu çocuğu bir köle olarak Mısır'da satmaya karar verdiler, Mısır'a varınca pazar yerine gidip:
    - Bu güzel çocuğu satın alacak var mıdır, diye bağırdılar.
    O pazarda bulunan bir tüccar Yusuf'u satın aldı.
    Onu Mısır kralına götürdü.
    Yusuf'un dış görünümü kadar içi de tertemizdi. Kralın hanımı Yusuf'u çok beğenmişti. Fakat Yusuf kadının kötü arzularına karşı Allah'a sığındı. Kadın çok kızmıştı. Hemen kocasına gitti. Yusuf bana kötü davranıyor diye şikayet etti. Böylece Yusuf zindana atılmıştı. Fakat mahkumlar ve gardiyanlar anladılar ki Yusuf soylu bir gençti. Yusuf'la aynı gün iki mahkum daha gelmişti. Onlar gördükleri rüyalarını Yusuf'tan sordular.
    - Ben, dedi mahkumlardan birisi... Rüyamda şarap sıkıyordum.
    Diğeri de:
    - Ben de başımda ekmek kırıntıları taşıyordum.
    Bunları kuşlar yediler.
    Yusuf'tan bu rüyaları açıklamasını istediler. Fakat Yusuf bir peygamberdi. Peygamberlerin görevi yalnızca rüyalarla uğraşmak değildi. Allah'ın emirlerini yaymaktı. Yusuf söze şöyle başladı:
    - Ben dedi, rüyaları tabir etmeyi çok iyi bilirim. Bu bana Allah'ın verdiği bir bilgidir.
    Ve şöyle devam etti:
    - Rabbimin bana öğrettiği, sizlere ve başkalarına öğretmediği çok şey var. Allah ilmini herkese ve özellikle günah işleyenlere vermez. Bana verdi, çünkü ben Allah'a inanıyorum ve güveniyorum. İşte bakın insanlar nankör, tek olan Allah'a inanmak varken putlar yapıp tapıyorlar, onlardan isteklerini istiyorlar. Düşünün bir defa, bir yığın taş parçaları mı iyidir, yoksa bir olan Allah mı? Biliniz ki ey kardeşlerim, krallar, hakimiyetler, tüm dünya, uzay ve evren Allah'ındır. Ondan başkasına ibadet etmeyin. Bu size söylediğim tevhid dini dosdoğru yoldur. Gelin bu yola girin.
    Sonra o iki adama:
    - Biriniz efendisine şarap verecek, biriniz idam edilecek ve kuşlar kafasında beslenecek.
    Sonra şarap vereceksin dediğine dönüp:
    - Bu gerçek olunca beni hatırla olur mu? dedi.
    Yusuf'un dediği gerçek oldu. Mahkumlardan birisi kralın uşağı oldu, diğeri idam edildi.
    Bu arada zaman geçti, Mısır kralı bir rüya gördü. Yedi tane cılız öküz, yedi tane şişman ineğin etini yiyorlar ve yine yedi tane başak diğer yedi kurumuş başağa dolanıyorlardı.
    Kral bu rüyayı etrafındakilere sordu, kimseler bilememişti.
    İşte o anda uşağın aklına Yusuf geldi. "Kralım bunu Yusuf bilir" dedi. Hizmetçi zindana koşup Yusuf'a rüyayı sordu.
    Yusuf da anlattı:
    - Yedi yıl bolluk olacak, büyük gayretlerle mısır yetişecek. Sonra korkunç bir kuraklık olacak, şayet ondan önce ürünlerinizi depo ederseniz kuraklıkta sıkıntı çekmezsiniz. Bu kıtlık yedi sene sürdükten sonra yeniden bolluk olacak diyerek sözlerini bitirdi.
    Hizmetçi geri dönüp krala Yusuf'un anlattıklarını aktardı. Kral bu felaketi önceden öğrendiği için çok sevindi. "Bu rüyayı açıklayan kimdir" diye hizmetçiye sordu. Hizmetçi:
    - Bu kişi Yusuf'tur efendim, dedi.
    Kral:
    - Onu hemen bana getirin, ben onu özel danışmanım yapacağım, dedi.
    Kral Yusuf'u kendi özel danışmanı yaptı. Ancak, kralın etrafındaki memurlar da kral gibi kötüydüler. Allah'ın herkesin yararına sunduğu nimetlerde haksızlıklar yapıyorlardı.Biliniz ki insanların kalplerinde Allah korkusu olmazsa başkalarının hakkına el koymakta şüphe etmezler. Ama içinde Allah korkusu olan, dürüst olur,dünya nimetlerini yerinde ve hakkı ile kullanır.
    Bundan dolayı Yusuf, haksızlıkların düzeltilmesi için kendini öne çıkarıp krala:
    - Beni hazine sorumlusu yap, dedi.
    Kral da ona bu işi verdi. Böylece Yusuf tahıl depolarının da başına geçmiş oluyordu.
    Yusuf'un söylediği gibi büyük bir kuraklık gelip çatmıştı. Ancak Yusuf'un sayesinde Mısır'daki depolar ağzına kadar tahıl ile doluydu. Onun için çevre memleketlerde yiyecek bulamayanlar Mısır'a gelip, tahıl istiyorlardı. Yakup da oğullarını Mısır'a yiyecek almaya göndermeye karar verdi. Fakat en küçük oğlu Bünyamin'i göndermedi. Yusuf için nasıl korktuysa, Bünyamin için de öyle korkuyordu.
    Yusuf'un üvey kardeşleri yola koyuldular. Yusuf'u çoktan öldü biliyorlardı. Mısır'a varınca unuttukları kardeşi Yusuf'un karşısına çıktılar. Yusuf onları yabancı gibi karşıladı. Kim olduğunu onlara anlatmadı.
    -Nereden geliyorsunuz?
    -Kenan ilinden.
    -Siz kimlerdensiniz?
    -Biz Yakup'un oğullarıyız.
    -Babamız peygamberdir.
    -Başka kardeşiniz var mı?
    -Evet adı Bünyamin.
    -Neden o da gelmedi?
    -Babamız yollamadı.
    -Neden, o çok mu küçük?
    - Hayır ama, onun bir kardeşi vardı adı Yusuf'tu. Bir gün bizimle oynarken bir kurt onu yedi.
    Yusuf bunu duyunca içinden bir gülme tutturuverdi. Ancak içinde babasını ve kardeşi Bünyamin'i görmek için büyük bir özlem duymaya başlamıştı. Yusuf kardeşlerine istedikleri yiyecekleri verdi. Bir daha geldiklerinde kardeşleri Bünyamin'i de getirmelerini, yoksa yiyecek alamayacaklarını söyledi. Kardeşleri Yusuf'u tanıyamamışlardı.
    Kardeşler eve döndüklerinde olanları babalarına anlattılar. Tekrar yiyecek almaya giderken Bünyamin'i de istediler. Fakat Yakup, Yusuf'un başına gelenleri unutmamıştı. Bu yüzden Bünyamin'i onlarla göndermekten çekindi. Ancak, kardeşlerin hepsi Allah adına yemin edince Bünyamin'in onlarla gitmesine izin verdi.
    Kardeşler, Bünyamin ile birlikte Mısır'a doğru yola çıktılar. Mısır'a geldiklerinde Yusuf, kardeşini hemen tanımıştı. Onu bir kenara çekip, ben senin kardeşin Yusuf'um dedi. Bünyamin bunu duyunca çok sevindi.
    Yusuf, kardeşinin kendi yanında kalmasını istiyordu. Ama bunu nasıl yapacaktı?
    Bünyamin'in kalmasını sağlamak için gizlice Bünyamin'in çantasının içine kralın gümüş kupalarından birini sakladı. Kardeşler saraydan ayrılırken, hizmetçiler gümüş bardaklardan birinin eksildiğini gördüler. Bütün kervanlar durduruldu. Eşyalar aranınca gümüş bardak, Bünyamin'in çantasından çıkıverdi. O zamanki kanunlara göre, böyle bir şey yapan cezasını çekene kadar o ülkeden çıkamazdı. Yusuf da zaten bunu istiyordu. Böylece Bünyamin'in gitmesine izin verilmedi. Büyük kardeşler çok üzgündüler. Şimdi babalarına ne cevap vereceklerdi? Bünyamin de işin farkına varmıştı ama ağabeyleri çok üzgündü. Yusuf'a koşup yalvardılar. Ama Yusuf, Bünyamin'in kendisiyle kalmasını istediği için onların tekliflerini, yalvarmalarını kabul etmedi.
    Büyük kardeşlerden birisi:
    - Ben babama 'Bünyamin'i geri sana sağ salim getireceğim' demiştim. Ben Bünyamin dönene kadar gitmeyeceğim siz gidin, dedi. Bunun üzerine geri kalanlar babalarına döndüler. Olup biteni anlattılar. Ancak Yakup, olup bitene inanmak istemiyordu.
    - Benim Bünyamin'im hırsızlık yapmaz ama ben de onun için birşey yapamam. Sabredip bekleyeceğim, dedi.
    Gece, gündüz dua etmeye başladı. O kadar çok üzüldü ki artık gözleri görmez olmuştu. Sonra oğullarını topladı:
    - Mısır'a gidip kardeşinizi görün, dedi.
    Kardeşler Yusuf'a üçüncü kez gittiler:
    -Biz yine geldik, çünkü bizim kardeşimiz Bünyamin'e ihtiyacımız var, bize tahıl da lazım, çünkü kuraklık devam ediyor. Paramız da yok, ne olursun bize yardım et, diye yalvardılar. Yusuf bu yalvarmalardan çok üzülmüştü. Fakat onlara kendisine yaptıkları davranışın kötülüğünü anlatmak istiyordu.
    Hatırlayın bakalım, sizin Yusuf diye bir kardeşiniz vardı. Ona ne yapmıştınız? Birden kardeşlerin hepsi Yusuf'u hatırladılar:
    -Sen.. Sen Yusuf musun? diye utana sıkıla sordular.
    Evet dedi Yusuf.
    - Şüphesiz biz yanlış yaptık, affet bizi, dedi kardeşleri.
    Yusuf onları affetti. Sonra onlara tüm aile bireylerini Mısır'a getirmelerini söyledi. Gömleğini de çıkarıp:
    - Bu gömleği babama verin, inşallah onun gözleri açılacaktır, dedi.
    Kardeşler Kenan iline babalarının yanına döndüler. Onlar gelmeden Yakup etrafındakilere:
    - Bana deli demeyin ama, Yusuf'umun yaşadığını hissediyorum, dedi.
    Halk da:
    - Hadi canım, Yusuf yıllar oldu kaybolalı, sen nasıl böyle söylersin? dediler.
    Sonunda çocuklar eve geldiler. Yusuf'un müjdesini babalarına verdiler. Gömleğini de babalarına sundular. Yusuf un haberi babasını öyle sevindirmişti ki yeniden görmeye başladı. Sonra tüm aile Mısır'a yerleşti. Yusuf da Mısır'da yönetici olmuştu. Böylece Yusuf'un çocukken gördüğü rüya gerçekleşmiş oluyordu.


Benzer konu başlıkları: Yusuf Hikayesi
Forum Başlık Tarih
Hikayeler Yusuf İle Züleyha'nın Hikayesi 20 Aralık 2012
Dualar ve Faziletleri Yusuf Aleyhisselâm'ın duası 18 Mart 2014
Karışık Şiirler Arıyorum Şiiri Yusuf Yanç 30 Aralık 2013
Diziler Bir Yusuf Masalı Dizisi Oyuncuları 25 Kasım 2013
Kısa Bilgiler Yusuf Suresinin Sırları Hakkında Rivayetler 8 Kasım 2013