Hz. Nuh'un Özellikleri

'İslami Bilgiler' forumunda EyLüL tarafından 23 Kasım 2012 tarihinde açılan konu


  1. Hz. Nuh'un Özellikleri Nelerdir


    Kur’ân-ı Kerîm’de geçen peygamberlerin üçüncüsü Hz. Nuh’tur. Nuh Peygamber, Ulu’l-Azîm peygamberlerin ilkidir. Kendilerine gönderildiği kavim de, Allah'a kulluğu terk edip kendilerine putlar edinerek yeryüzünde fesat çıkartan ilk insan topluluğudur.


    Hz. Nuh’un diğer peygamberlerden ayrı olan özellikleri şöyledir

    1-Ulu’l-azîm peygamberlerdendir ve onların da ilkidir.

    2-Hz. Muhammed’den (SAV) sonra nev’i bakımından en çok mucize gösteren Hz. Nuh’tur. Tahıllarla alakalı ve ağırlıklı mucizeleri vardır. Tespit edebildiğim kadarıyla 12 nev’i mucizesi vardır. Az sonra anlatılacaktır.

    3-Hz. Nuh’un muhatap aldığı kavmin inanmayanları dahil olmak üzere yeryüzündeki bütün insanlar tufan felaketiyle boğulmuşlardır. İnsanlık Hz. Nuh’tan sonra yeniden çoğalmıştır. Bu münasebetle Hz. Nuh’a ikinci Âdem de denilir.

    4-Her peygamber belli bir sahada kahramandır. Mesela Hz. Yunus ve Hz. Eyüp sabır kahramanlarıdırlar. Hz. İbrahim “hasbî” kahramandır. Hz. Âdem tövbe kahramanıdır. Hz. Nuh da istiğfar kahramanıdır.

    5-950 sene ömrü içerisinde 900 sene peygamberlik vazifesi yapmış, dışta kavminden çekmiş, evde de hanımından çekmiştir. Hz. Lut ile Hz. Nuh’un hanımları da kafire ve haine idiler.

    6-Hz. Nuh gemicilerin de piştârı ve rehberidir.

    Gemiyi yapıyordu. Hz. Nuh'un gemisinin vasıfları hakkında bazı sözler nakledilmiştir. Bu arada denilmiştir ki, boyu üçyüz arşın, eni elli arşın, su kesiminin üstünde kalan yüksekliği otuz arşın, sactan yapılmış üç ambarlı bir gemi idi. Hasen'den naklen rivayet olunduğuna göre, boyu bin iki yüz, genişliği altı yüz arşın imiş. Fakat bu gibi ayrıntılara girişmek boşuna uğraşmak olur, doğrusunu ta y in imkânsızdır. Bu konuda Kur'ân'dan öğrenilen şudur ki, kavmin müminlerini ve ihtiyaçları olan yiyecekleri ve her çeşit hayvanattan iki taneyi, yani birer çifti sığacak genişlikte imiş.

    Ancak bu geminin yelkenli olmayıp, vapur gibi, ocaklı ve istim gibi feveranlı, yani kaynayıp fışkıran bir kuvvetle harekete geçtiğini hatırlatan şu cümle çok dikkat çekicidir:

    Tennur: Lügatte kapalı bir ocak, bir fırındır ki, dilimizde tandır olarak kullanılır. Leys demiştir ki; tennur genellikle bütün dillere gelmiş olan bir kelimedir. Bir benzeri de tennar teleffuzudur. Ezheri de demiştir ki; "Bu gösterir ki, isim bazan A'cemi olur, Arap onu Arapçalaştırır da sonra Arapça olur. Ve buna delil aslı tennar olmasıdır. Bundan önce Arapça'da tennur, bilinen bir şey değildir. Bunun benzeri başka dillerden Arapça'ya geçmiş olan dîbac, dinar, sündüs, istebrak gibi kelimelerdir. Arap bunları konuşmaya başlayınca artık Arapça olmuşlardır.

    Feveran kelimesi de biliniyor ki, kuvvet ve şiddetle kaynamak ve fışkırmaktır. Şimdi biz gemiden söz edilirken tam ocak feveran ettiği sırada yük emri verildiğini işittiğimiz zaman o geminin hareket etmeye hazır bir vapur olduğunu anlamakta hiç tereddüt etmeyiz. Lakin vapuru görmemiş olanlar bunu anlayamazlar ve "Acaba bu ocağın feveranı da ne demektir? Bu olsa olsa bir işaret olacaktır." diye düşünmekte mazur olurlar.

    İlk devir müfessirleri (eslaf) bunun hakkında muhtelif mânâlar kayd ve nakletmişlerdir ki, bunları burada özetleyelim:

    1- Müfessirlerin çoğu, tennurun gerçekten bir ocak anlamına geldiğinde görüş birliği içindedir. Ancak kimisi Nuh'a mahsus bir tennur idi demiş, bir çoğu da ekmek pişirilen bir fırın idi demişler. Kimi Âdem'den kalma idi, kimi de Hz. Nuh'un zevcesinin ekmek pişirdiği bir tandır idi, demiş. Kimi taştan idi, kimi Kûfe tarafında idi demiş ve ha t ta Hz. Ali'den Kûfe mescidinin yerinde idi diye bir söz de nakledilmiştir. Kimi Şam diyarında Ayn-i Verdan" denilen mevkide, kimi de Hint diyarında idi demişler. Ve bütün bunlar, feveranı suyun kazanda kaynar gibi fırından kaynayıp fışkırmasıyla izah et m işlerdir. Böyle bir feveran ayette niçin geminin inşasına bir sonuç ve yüklenmesi emrine bir şart ve başlangıç olarak gösterilmiş? Bunun çeşitli açılardan yorumuna gelince de, Allah Teâlâ, bunu Hz. Nuh'a tufanın başlayacağına bir alâmet olmak üzere tayin buyurup önce haber vermiş ve böylece bu alâmet ve mucize zuhur ettiği vakit yüklemek emrini vermiş demişler. Fakat bir kısım müfessirler, bu izahı kabul edilebilir bulmamışlar ve başka mânâlar vermişlerdir.

    2- Araplar arasında bazan yeryüzüne de "tennur" denildiği görüldüğünden, tennurun feveranı yer yüzünden suların fışkırması olacaktır. Nitekim Kamer Sûresi'nde "Bunun üzerine şakır şakır akan sularıyla göğün kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Ezelde takdir edilmiş bir emir üzere sular birleşti."7 buyrulmuştur, demişler. Yer kürenin bir büyük fırın anlamında olduğunu hatırlatan bu görüş dahi dikkate değer ise de bu şekilde feverana yakışan mânâsı su fışkırması değil, ateş püskürmesi olurdu. Çünkü tandır ateş yakılan bir yerdir, bir su kuyusu değildir.

    3- Tennur'dan murad yeryüzünün yüksek ve şerefli mevkileri demektir ki,
    harikulade bir olay olarak oralara bile sular fışkırmıştır, demişlerdir.

    4- Farettennur, şafak attı, tan yeri ağardı, sabah oldu mânâsına gelir, denilmiş ve bunun Hz. Ali'den menkul bir tefsir olduğu söylenmiş.

    5- İş kızıştı, şiddetlendi mânâsına "fırın kızdı" denildiği gibi, "farettennur" da böyledir, denilmiştir. Lâkin bu dört mânânın dördü de mecazdır. Ancak meselenin özü, harikulade bir olaya ait olduğundan tefsir âlimlerinin hemen hepsi (cumhur), bu mânâları, tennur kelimesinin gerçek ve lügat mânâsından saymaya sebep teşkil etmediğini söylemektedirler.

    6- Ebu Hayyan, tefsirinde Hasen'den rivayetle tennurun gemide suyun toplandığı yer olduğunu nakletmiştir, ki bu ifade hemen hemen geminin kazanını andırıyor.