Hz. İbrahim Sözleri

'İslami Bilgiler' forumunda EyLüL tarafından 9 Temmuz 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hz. İbrahim Sözleri
    Hz. İbrahimin Sözleri
    Hz. İbrahim ve Sözleri


    Hz. İbrahim'den Sekizinci Söz'e
    İNSAN HAYATI, insanın ümitlerine, hayallerine, emellerine ve beklentilerine göre gerçekten çok kısadır. Ancak bu kadar kısa olmasına rağmen yine de günlük hayatın dağdağasından, bin bir türlü meşgalesinden bu kısa hayatı dahi anlamak, idrak etmek ve maksada uygun şekilde kontrolümüz altında tutmakta zorlanırız.


    Gerçekte hemen hemen her şeyi hakkıyla anlamak ve kavramak için bütünündeki mânâyı kaçırmamak, en azından kısa bir özetini mutlaka bilmek ve akılda tutmak gerekiyor. Bu sebeple hayatın da kısa bir özeti hatırımızdan hiç çıkmamalı. Bu bakımdan Sözler’in baş kısmındaki hikayeler ve temsiller hayatın mânâ ve ehemmiyetini kavramak ve günlük hayatımıza maksada uygun olarak yön vermek ve sıkıntı ve dertleri esastan çözmek açısından vazgeçilmez prensipleri ihtiva eder.


    Meselâ Sekizinci Söz'ü ele alacak olursak; dünya hayatının, gönderiliş gayesinin, etrafımızdaki eşya ve hadiselerin, karşılaştığımız sıkıntı ve zorlukların açıklama ve çözümünün velhasıl dünya ve âhiret saadetinin bir anahtarıdır bir fihristidir. Tüm Risâle-i Nur eserlerinde olduğu gibi Sekizinci Söz’ün de bir fihristesi vardır ve öğrenme tekniği bakımından da özetleri okumak önemli bir metottur. Şahsım adına fihristler genelde ihmal ettiğimiz bölümlerdir. Meselâ bu bölümde “Suhuf-u İbrahim’de aslı bulunan güzel ve parlak bir temsil” ifadesini yıllar sonra fark etmiştim.


    Hikaye, sahrada yolculuğa çıkan ve bir aslanın saldırısıyla her biri ayrı kuyuya düşen iki kardeşin hikayesi. Hikayenin aslı “Suhuf-u İbrahim”de olunca dünyanın her tarafına ulaşmış. Bilindiği gibi hikayeden meşhur Rus romancı ve mütefekkir Tolstoy da “İtiraflarım” adlı eserinde bahseder. Kendi hayatını “eski bir Şark hikayesi” diye ifade ettiği bu hikaye ile özetler, itiraf eder. Ancak hem Şarkın hem de Garbın filozoflarında olduğu gibi derin bir kuyunun ortasındaki siyah ve beyaz iki farenin kemirdiği zayıf bir hayat ağacına tutunmuş haline karşı çözümsüzdür, çaresizdir. Risâle-i Nur ise hikayeye enfes yorumlar getirir. Çare: Sekizinci Söz’ün başındaki ayetlerdeki gibi; Gerçek hayat sahibi Allah’tır, kayyum olan yani her şeyi ayakta tutan da O'dur. Allah indinde din İslam’dır. Evet Hz. İbrahim gibi diğer bütün peygamberlerin de tebliğ ettiği hakikatın özü İslam’dır ve iki cihan saadetine giden yol budur, başka yol yoktur.


    Tolstoy’un eserleri dikkatle incelenecek olursa, Şark kültürüne özellikle İslam kültürüne yabancı olmadığı fark edilir. Bir hikayesinde dünya hayatının geçiciliğine, hayattaki saadetin sadeliğinde olduğuna dair Kur'ân’dan yorumlar getiren Tatar din adamlarından takdirle bahseder.


    Hz. İbrahim’e (a.s.) indirilen suhuflarda geçen bir hikayenin bir Şark hikayesi halini alması ilginçtir. Şüphesiz bu shufun da diğer suhuf ve kitaplar gibi orijinalı yok. Yüzyıllardır talan edilen kütüphaneler, tasnif bekleyen arşivler ve kendi harflerine yabancı kalan nesiller eski eserlerin kalıntılarına dahi ulaşmayı zorlaştırmış. Hikaye, hikayelerin çok sevildiği ve en çok hikaye üretilen ülke olan kadim Hindistan’a kadar ulaşmış. İslam’ın Hindistan’daki uzun süren hakimiyeti kültür ve edebiyatına da güçlü etkiler yapmıştır. Bazı hikayelerinde “Ortadoğu’dan gelen âlim kişi” tabiri rastlanan ifadelerdir.


    İslam öncesi etkiler de mümkün. Hz. İbrahim’den (a.s.) ders alan Zülkarneyn’in Şarkın en uzak köşelerine ulaşan doğu seferlerinde Hindistan’dan Orta Asya ve Uzak Doğuya ahlakî, insanî ve kültürel pek çok esasın çekirdeklerini atmış olması mümkün.


    Bilindiği gibi Kur'ân-ı Kerim’de suhuflardan birkaç yerde bahsedilir. A’la suresinin son ayetlerinde “Şüphesiz bu, önceki sahifelerde vardır; İbrahim ve Musâ'nın suhuflarında” ifadesi geçer. Aslında sûre biraz dikkatlice okunduğunda; Allah'tan korkarak nasihattan istifade edenle; şâki ve bedbaht olan şeklindeki hayatın özetini ve hikayenin hakikatını hissetmek mümkündür.

    Tolstoy'un kendi hayatı olarak görüp itiraf edebildiği, aynı sûrenin on üçüncü âyetinde ve Sekizinci Söz'de geçen “Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor” ifadesi gerçekte bütün insanlığın ortak ve en dehşetli problemi. Hadisenin esas ehemmiyeti ise takib eden ayetlerde de ifade edildiği gibi bâki olan âhiret hayatıdır ve “Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor” ifadesinin nihai mekanı ise gâfil insanın tek tutunduğu dalın kırılması ile düşeceği sonsuz cehennem çukurudur.

    Cenab-ı Hak bizleri dünya hayatının hakikatını kavrayarak ona göre amel edenlerden eylesin. Amin!