Hz. Ebubekirin Kıssaları

Konusu 'İslam Tarihi' forumundadır ve Sezen tarafından 20 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Sezen

    Sezen Üye

    Katılım:
    2 Şubat 2011
    Mesajlar:
    2.539

    Hz. Ebubekirin Kıssaları,


    Rasulullah ( sav ) Efendimiz ‘in hastalığının başlangıcı safer ayının sonlarında başladı ve onüç gün sürdü.. O zaman Fahr-i Alem vefat haberini tariz ifade buyurmuş,tasrih etmemişti.İşaretini Hz. Ebu Bekir’den başka kimse anlamadı .
    Hz Ebu Bekir ( r.a. ) bunu anlayıp keder ve korkuya düşünce Rasulullah ( sav ) minberden onu teskin ve teselli ettiler .Onun efdal-i ümmet olduğunu bilip sonra hilafeti babında ihtilaf etmesinler diye medh ve senada bulundu .

    “Seddidu’l-Ebvabe …;onun kapısından başka açılan kapı kalmaya .” diye buyurması kendinden sonra imamet ve hilafetin ona ait olduğunun işareti idi. Bu işaretini kuvvetlendirmek için namazın imamlığına Ebu Bekir’i tayin etti. Onun için Sahabe-i Kiram ( r.a. ):
    “Fahr-i Alem ( sav ) Hazretleri dinimiz için onu seçip ,ona razı oldu. Ya biz dünyamız için onu seçip razı olamaz mıyız ?” deyipisteyerek ve razı olarak ona biat ettiler …
    CUMADAKİ İCABET SAATİ

    Peygamber Efendimiz ( sav ) buyurdular ki :
    “Onda ( cuma gününde ) bir saat vardır ki bir müslüman namazda bulunur ve Allahü Teala’dan o saate rast getirip birşey dilerse muhakkak Allahü Teala ona ( dilediğini ) verir.” ( O saatin ) kısa olduğunu anlatmak için (mübarek ) el ile işaret buyurdu .
    Bu saatin Kadir gecesi ve İsm-i Azam gibi gizlenmesinde ki hikmet açıktır .İcabet saatini kollayan kimse, günün hangi saatinde olduğunu bilmeyince saati rast gelir diye bütün kalbini huzur içinde tutup zikre ve duaya devam eder …
    Bir gün Ebû Bekir Sıddîk (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)’ın evine geldi. İçeri gireceği sırada, Ali bin Ebî Tâlib (Radiyallahu anhu) de geldi. Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - (Geri çekilip) Yâ Ali! Sen, buyur, gir dedi. O da cevâb verip aralarında aşağıdaki uzun konuşma oldu:
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Yâ Ebû Bekir! Sen önce gir ki, her iyilikte önde olan her hayırlı işte ileri olan, herkesi geçen sensin.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Sen önce gir yâ Ali! Resûlullah’a daha yakın sensin. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Ben, senin önüne nasıl geçerim. Çünkü Resûlullah’tan işittim. Ümmetimden, Ebû Bekir’den daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı, buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Ben senin önüne nasıl geçebilirim ki, Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) kızı Fâtımatü’z-Zehrâ’yı sana verdiği gün kadınların en iyisini, erkeklerin en iyisine verdim, buyurdu.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Ben senin önüne geçemem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): İbrahim (Aleyhis-selâm)’i görmek isteyen, Ebû Bekir’in yüzüne baksın, buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne geçemem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): Adem (Aleyhis-selâm)’ın hilm sıfatını ve Yusuf (Aleyhis-selâm)’un güzel ahlakını görmek isteyen Ali Mürteza’ya baksın, buyurdu.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden giremem. Çünkü Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem): Yâ Rabbi! Beni en çok seven ve Ashâbımın en iyisi kimdir? dedi. Cenâb-ı Hak: Ya Muhammed Ebû Bekir Sıddıktir, buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Ben, senin önüne geçemem! Resûl (Aleyhis-selâm) Hayber’de: Yarın sancağı öyle bir kimseye veririm ki, Allah’u Teâlâ onu sever. Ben de, onu çok severim, buyurdu.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden giremem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) cennetin kapıları üzerinde «Ebû Bekir Habîbullah» yazılıdır, buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne nasıl geçebilirim? Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) Hayber gazâsında, bayrağı sana verip: Bu bayrak Melik-i Câlibin, Ali bin Ebî Tâlib’e hediyesidir, buyurdu.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne nasıl geçebilirim. Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm): Ya Ebû Bekir! Sen, benim gören gözüm ve bilen gönlüm yerindesin, buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne geçemem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) buyurdu ki: Kıyamet günü, Ali cennet hayvanlarından birine binmiş olarak gelir. Cenâb-ı Hakk buyurur ki: « Ya Muhammed! Senin baban İbrâhim Halîl ne güzel babadır. Senin kardeşin Ali bin Ebî Tâlib ne güzel kardeştir.» buyurur.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne geçemem. Çünkü Resûl Aleyhis-selâm buyurduki:
    - Kıyâmet günü, cennet meleklerinin reisi olan Rıdvân adındaki Melek cennete girer. Cennetin anahtarını getirir. Bana verir. Sonra Cebrail (Aleyhis-selâm) gelip, yâ Muhammed! Cennetin ve cehennemin anahtarlarını, Ebû Bekir Sıddîk’a ver, Ebû Bekir, istediğini cennete, dilediğini cehenneme göndersin der.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden giremem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) buyurdu ki:
    - Ali kıyâmet günü benim yanımdadır. Havz ve Kevser yanında benimledir. Sırat üzerinde benimledir. Cennette, benimledir. Allah’u Teâlâ’yı görürken, benimledir.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senden önce giremem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) Ebû Bekir’in imânı, bütün mü’minlerin imanları yekûnu ile tartılsa, Ebû Bekir’in imanı ağır gelir, buyurdu. (Mir’at-ı Kainat, cild 1, Sayfa: 656)
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne nasıl geçebilirim? Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) Ben ilmin şehriyim, Ali bunun kapısıdır, buyurdu. (Mir’at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 701)
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden nasıl yürüyebilirim? Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) Ben sadıklığın şehriyim. Ebû Bekir, bunun kapısıdır buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne geçemem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) buyurdu ki:
    - Kıyâmet günü, Ali bir güzel ata bindirilir. Görenler, acaba bu hangi Peygamberdir? derler. Allah’u Teâlâ bu Ali bin Ebî Tâlib’tir buyurur.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden gidemem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) Ben ve Ebû Bekir, bir topraktanız. Tekrar bir olacağız, buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden gidemem! Çünkü, Resûl (Aleyhis-selâm) buyurdu ki:
    - Allah’u Teâlâ ey Cennet! Senin dört köşeni dört kimse ile bezerim. Biri, peygamberlerin üstünü Muhammed’dir. Biri Allah’tan korkanların üstünü Ali’dir. Üçüncüsü kadınların üstünü Fâtımatü’z-Zehra’dır. Dördüncü köşesindeki temizlerin üstünü Hasan ve Hüseyin’dir.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden nasıl girebilirim? Çünkü, Resûl (Aleyhis-selâm) buyurdu ki: Sekiz cennetten şöyle ses gelir:
    Ey Ebû Bekir! Sevdiklerinle birlikte gel. Hepiniz cennete girin!
    Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Senin önünden gidemem! Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm): Ben bir ağaca benzerim. Fâtıma bunun kökü, Ali gövdesi, Hasan ve Hüseyin meyvesidir, buyurdu.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu):
    - Senin önüne geçemem. Çünkü Resûl (Aleyhis-selâm) buyurdu ki:
    - Allah’u Teâlâ Ebû Bekir’in bütün kusûrlarını afv etsin. Çünkü O, kızı Aişe’yi bana verdi. Hicrette bana yardımcı oldu. Bilâl-i Habeşî’yi, benim için alıp azâd etti.
    Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)’ın bu iki sevgilisi, kapıda böyle konuşurlarken, kendileri içeriden dinliyordu. Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)’nin sözünü kesip içeriden buyurdu ki:
    - Ey kardeşlerim! Ebû Bekir ve Ali! Artık içeri girin! Cebrail (Aleyhis-selâm) gelip dedi ki,
    - Yerdeki ve yedi kat göklerdeki melekler sizi dinlemektedir. Kıyâmete kadar birbirinizi övseniz, Allah’u Teâlâ’nın yanındaki kıymetinizi anlatamazsınız.
    İkisi bir birine sarılıp, birlikte Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)’ın huzuruna girdiler. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):
    - Allah’u Teâlâ, ikinize de yüzbinlerce rahmet etsin. İkinizi sevenlere de yüzbinlerce rahmet etsin ve düşmanlarınıza da, yüzbinlerce lânet olsun! buyurdu.
    Hazreti Ebû Bekir Sıddîk dedi ki:
    - Ya Resûlullah! Ben, Ali kardeşimin düşmanlarına şefaat etmem.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)’de dedi ki:
    - Ya Resûlullah! Ben de, Ebû Bekir kardeşimin düşmanlarına şefâat etmem ve başını kılıç ile bedeninden ayırırım.
    Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):
    - Ben senin düşmanlarına Kevser havzından su vermem, buyurdu.
    Hazreti Ali (Radiyallahu anhu)’de:
    - Ben senin düşmanlarını Sırat üzerinden geçirmem buyurdu.