Hz. Ebubekirin gerçek ismi

'Sorularla İslamiyet' forumunda Violet tarafından 19 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hz. Ebubekirin gerçek ismi,Hz. Ebubekirin gerçek ismi nedir,



    Hz. Ebu Bekirin asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir.

    005-Hz. EBU BEKiR ABDULLAH ATiK B. EBi KUHAFE (r.anh)

    Müslüman olanların beşincisi Hz. Ebu Bekir Abdullah (Atik) b. Ebi Kuhafe Osman’dır.
    Ebu Bekir’in ata soyu peygamberimizin ata soyuyla Mürre b. Kâb’ta birleşir.
    Hz. Ebu Bekir’in annesi Ümmül Hayr Selma bint-i Sahr’dan doğan oğlan çocukları yaşamıyordu. Bu yüzden ilk doğacak oğlan çocuğuna Abdülkabe ismini vermeyi ve Kâbe hizmetine vakfetmeyi adamıştı.
    Hz. Ebu Bekir doğunca ellerini kaldırıp:
    -Ya Rabbi! Þu ölümden azatladığın oğlumdur. Onu bana bağışla diyerek dua etti.
    Ebu Bekir büyüyüp gelişince Atik ismi de verildi. Müslüman olunca Abdülkâbe ismi Abdullah ’a çevrildi.
    Ebu Bekir peygamberimizden iki yaş küçüktü ve peygamberimizin en yakın, en candan dostlarından birisiydi. Bu yüzden peygamberimizi çok yakından ve çok iyi tanımaktaydı. Kendisi ticaretle uğraşırdı.
    Peygamberimiz Hira dağındaki mağarada gaipten bazı sesler duymaya başladığı ve bu seslerin mahiyetini öğrenmek için Hz. Hatice’nin amcasının oğlu Varaka’nın yanına götürüldüğünde Hz. Ebu Bekir’de yanındaydı. Varaka’nın söylediklerini duymuştu ve sevgili arkadaşında olan ruhsal değişiklikleri çok iyi bilmekteydi.
    Hz. Ebu Bekir peygamberimize peygamberlik verilmeden seneler önce ticaret için Þam’a gitmişti. Bu seyahat sırasında bir gece rüyasında bir ayın Mekke’ye indiğini sonra Mekke’nin bütün evlerine dağıldığını ve her eve ondan bir parça girdiğini sonrada kendi evinde toplu bir hale gelmiş gibi olduğunu görüp bu rüyasını ehl-i kitap bilginlerinden bazılarına ve Rahip Bahira’ya anlatmıştı.
    Rahip Bahira onun rüyasını dinledikten sora:
    -Ey kişi! Sen buraya nereden geldin? Diye sordu.
    Ebu Bekir’de:
    -Ben Kâbe’nin bulunduğu kutsal Mekke halkındanım dedi.
    Onun Mekke halkından oluşu Bahira’nın ilgisini daha da çekti. Bu kez:
    -Ey kişi! Sen Mekke halkından kimlerdensin diye sordu.
    Ebu Bekirde:
    -Ben Kureyşîyimdir dedi.
    Bahira:
    -Sen geçimini ne ile sağlamaktasın dedi.
    Ebu Bekir:
    -Ben ticaret yapar, geçimimi ticaretten sağlarım dedi.
    Bahira biraz düşündükten sonra:
    -Ey kişi! Sen çok hayırlı bir rüya görmüş bulunmaktasın. Eğer Allah rüyanı doğru çıkarırsa kavminden bir peygamber gönderecek sende sağlığında onun veziri vefatından sonra da halifesi olacaksın. Fakat sen bunu içinde gizli tut, kimseye söyleme dedi.
    Ebu Bekir’de onun bu sözlerini kalbinde gizli tutup kimseye söylememişti.
    Hz. Ebu Bekir Mekke’ye döndükten sonra Allah’ın is-tediği kadar orada kaldı. Daha sonra ticaret için Yemene gitti ve Ezd kabilesinden ihtiyar bir bilginin evine misafir oldu. ihtiyar bilgin onu görünce:
    -Ey kişi! Ben senin hâl ve tavrından harem halkından bir kişi olduğunu tahmin ediyorum dedi.
    Hz. Ebu Bekir de:
    -Evet ben harem halkından bir kişiyimdir deyip onun sözlerin onayladı.
    ihtiyar bilgin ona daha dikkatli bakarak:
    -Zannederim Sen aynı zamanda Kureyşîsin de dedi.
    Hz. Ebu Bekir:
    -Ey bilgin kişi! Yanılmadın. Ben harem halkından olup Kureyşî bir kişiyim dedi.
    ihtiyar bilgin bu kez:
    -Ben senin Teym oğullarından olduğunu da tahmin ediyorum dedi.
    Hz. Ebu Bekir:
    -Evet ben Teym b. Mürre oğullarındanım dedi.
    ihtiyar bilgin ona doğru biraz daha yaklaşarak:
    -Senin hakkında öğrenmek istediğim bir şey daha kaldı dedi.
    Ebu Bekir:
    -Öğrenmek istediğini bana sor dedi.
    ihtiyar bilgin:
    -Ben sadece karnını açıp bana göstermeni istiyorum dedi.
    Onun bu isteği Ebu Bekir’in garibine gitti. Bilgin kişiye:
    -Bunu benden niye istediğini haber vermedikçe bu dediğini yapmam dedi.
    ihtiyar bilgin:
    -Ben okudum kitaplarda Harem halkından bir peygamber gönderileceğini ve ona bir genç ile olgun yaşta birinin yardımcı olacağını sağlam ve doğru bilgiler içinde buldum. Gen yardımcı atılgan, gözünü daldan budaktan sakınmaz, korku nedir bilmez, güçlüklere karşı koyan kısa boylu, kara yağız bir kişidir.
    Olgun yaşta olanı ise beyaz tenli ve zayıf bedenlidir. Kendisinin karnında bir ben ve sol uyluğunda da bir işaret vardır. işte ben niye karnını görmek istediğimi bildirmiş bulunuyorum. Artık sana düşen senden istediğimi bana göstermektir. Sen karnını açıp göstermekle nihayet bana gizli kalmış bulunan sıfatını benim için tamamlamış olacaksın dedi.
    Ebu Bekir ihtiyar bilginin bu sözleri üzerine karnını açıp ona gösterdi. ihtiyar bilgin göbeğinin üstündeki siyah beni görünce:
    -Kâbe’nin Rabbine ant olsun ki sen O’sun. Fakat sen sana arz ettiğim işte sakınıcı ol dedi.
    Ebu Bekir:
    -Ey bilgin kişi sen şu sözlerini daha açıklık getir. Bana söylemek istediğin nedir? Diye sordu.
    ihtiyar bilgin:
    -Ey kişi! Doğru yoldan eğrilmekten sakın. Daima orta yolu tut. Allah’ın sana verdiği köle ve cariyeler hakkında Allah’tan kork dedi.
    Ebu Bekir işini bitirdikten sonra vedalaşmak için ihtiyar bilginin yanına varınca o:
    -Ey Harem halkından olan şerefli kişi! Sen o beklenen peygambere ulaştığında şu beyitleri Ona bildir deyip bir beyit söyledi. Ebu Bekir de onun söylediği beyti ezberledi.
    Ebu Bekir Mekke’ye geldiğinde Muhammed’e (a.s.v) peygamberlik gelmiş olarak buldu. Kureyşin ulularından Ukbe b.Ebi Muayt, Þeybe ve Rebia b. Utbe kardeşlerle Ebu Cehil Amr b Hişam yanına geldiler. Ebu Bekir onlara:
    -Bildiğiniz gibi ben uzun bir yolculuktan gelmiş bulunuyorum. Uzun zamandır aranızda değilim. Ben yanınızda değilken başınıza gelip çatan veya aranızda olan biten önemli bir iş var mıdır? Diye sordu.
    Onlarda:
    -Ey Ebu Bekir! Başımızda büyük bir iş var. Ebu Talibin yetimi peygamber olduğunu, gökten kendisine haberlere geldiğini söylüyor, halkı da tek bir ilaha davet ediyor. Biz onun senin en yakın arkadaşlarından biri olduğunu iyi bilmekteyiz. Eğer arada sen olmasaydın beklemez hemen hakkından gelirdik. Artık sen onunla aramızdaki şu işi halledersin dediler.
    Ebu Bekir de:
    -Ey Kureyşin ulu kişileri! Ben sizi başınızdaki şu iş nedeniyle hayli bunalmış buldum. Ben onunla konuşurum. Siz bana onun şu anda nerede olduğunu bildirin dedi.
    Onlarda:
    -O şu anda zevcesi Hatice’nin evindedir dediler.
    Ebu Bekir oyalanmadan doğruca Hatice’nin evine gelip kapısını çaldı. Kapıyı peygamberimiz açtı. Ebu Bekir onu görünce:
    -Ya Muhammed! Sen kavminin menzil ve meclislerini gayb, baba ve atalarının dinini terk etmişsin öyle mi? Senin hakkında bana erişen şu haberlerde nedir? Diye sordu.
    Peygamberimiz ona:
    -Ey Ebu Bekir! Seni böyle telaşa sokan hakkımda sana ulaşan haberlerde ne imiş? diye sordu.
    Ebu Bekir:
    -Sen insanlara Allah’ın birliğine inanmaya davet ediyor, ben Allah’ın resulüyüm diyormuşsun dedi
    -Evet ey Ebu Bekir! Aziz ve celîl olan Rabbim beni Beşir, Nezîr ve ibrahim’in duası kıldı. Bütün insanlara peygamber olarak gönderdi. Ben sana ve bütün insanlara Allah’ın gönderdiği peygamberiyim. Allah’a iman et buyurdu.
    Ebu Bekir de Ona:
    -Ey Muhammed! Sen bu konuda bana hüccet ve delil göster dedi.
    Peygamberimizde:
    -Ey Ebu Bekir! Bu konudaki hüccet ve delilim Yemende buluştuğun bilgin kişidir dedi.
    Ebu Bekir’de ona:
    -Ey Muhammed bu yeterli bir delil değildir. Çünkü ben Yemende pek çok bilginle görüşmüş bir kişiyim. Sen hangisini kast ediyorsun? Bana açıkça bildir dedi.
    Peygamberimizde:
    -O bilgin kişi ki ihtiyardır ve sana benim için emanet bir beyit bırakmıştı da sen onu ezberlemiştin dedi.
    Ebu Bekir hayretler içinde kalarak:
    -Ey Muhammed! Ey sevgili dostum! Muhakkak ki doğrulardansın. Bunu sana kim haber verdi? Diye sordu.
    Peygamberimiz:
    -Benden önceki peygamberler gelmiş olan Namus’ul Ekber bana da gelmiştir. Bu haberi de o getirmiştir dedi.
    Bunun üzerine Ebu Bekir:
    -Uzat elini ey Muhammed! Sen doğrusun, eminsin. Güzel ahlak sahibisin. Vallahi ben sende bu zamana kadar hiç bir yalana rastlamadım. Sen emanete riayet eder, akrabanı gözetir, her zaman hayırlı ve güzel işler yaparsın.
    Halka yalan söylemeyen bir insan Allah’a karşı hiç yalan söylemez. Sen peygamber olarak gönderilmeye layık bir kişisin. Ben şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, sen de Allah’ın resulüsün. Uzat elini de sana biat edeyim deyip iman etti.
    Ebu Bekir’in iman etmesi peygamberimizi çok sevindirdi. Onun imanı saf ve katışıksızdı. O bu konuda en küçük bir tereddüde düşmedi.
    Ebu Bekir saf ve katıksız olan sarsılmaz imanı ve kişiliğiyle peygamberimizin en büyük yardımcılarından birisi oldu. Bu uğurda nesi var nesi yoksa harcamaktan geri kalmadı.
    Ebu Bekir’in Kureyş kavmi üzerinde mümtaz bir yeri vardı. Kendisi kavmi içinde düşülür kalkılır, görüşülüp konuşulur yumuşak huylu, uslu bir zat idi.
    Cahiliye döneminde Kureyşîlerin ulu ve hatırı sayılan kişilerindendi. Kan ve diyet işlerini üzerine almıştı. Tanınmış, kumaş ve elbise alıp satan dürüst bir tüccardı. Kendisi nesep ilminin uzmanlarından birisiydi. Müslüman olunca Müslü-manlığını gizlemedi. Hiç çekinmeden, hiç kimseden korkmadan açıkladı. Bu konuda üzerine gelen her türlü musibetleri seve seve göğüs gerdi.
    Kureyşin yenilmez pehlivanlarından Hz. Hatice’nin amca oğlu Esed (Aslan) lakaplı Nevfel b. Hüveylid Ebu Bekir ile Talha b. Ubeydullah’ı Müslüman olduklarını işitince ikisin bir ipe sıkı sıkıya bağlamış, buna her zaman koyu bir kabile gayreti içinde bulunan Teym oğulları ses çıkarmamışlardı.
    Hz. Ebu Bekir peygamberimizin yanında insanların en sevimli olanıydı. Peygamberimiz bu konuda:
    -insanlardan canında, malında, arkadaşlığında bana karşı Ebu Bekir b. Ebi Kuhafe’den daha fedakâr ve cömert davranan bir kimse yoktur. Eğer Rabbimden başka insanlardan dost tutmuş olsaydım muhakkak ki Ebu Bekir’i dost tutardım. Fakat islam kardeşliği daha üstündür.
    Haberiniz olsun ki sahibiniz yüce Allah’ın dostudur. Þu mescide açılan bütün kapıları kapatınız. Yalnız Ebu Bekir’in kapısı açık kalsın buyurmuştur.
    Ebu Bekir Müslüman olduğunda kırk bin dirhem serveti vardı. O bu servetini Mekkeli müşriklerin ağır işkenceleri altında kıvrandırdıkları kadın, erkek birçok Müslüman köleleri satın alıp kurtarmak ve Müslümanları güçlendirmek için harcamaktan geri durmadı. Medine’ye hicret ettiğinde yanında sadece beş bin dirhemi kalmıştı. Kalen bu servetini de Medine de Müslümanlar için cömertçe harcadı.
    Tebük seferi sırasında kalan servetinin hepsini getirip peygamberimizin önüne koymuştu. Bunu fark eden peygamberimiz:
    -Ey Ebu Bekir! Ev halkına ne bıraktın? Diye sordu.
    Ebu Bekir başını eğerek, yavaşça:
    -Allah’ı ve Allah’ın resulünü bıraktım dedi.
    Peygamberimiz Ebu Bekir’in cennetin Salat, Cihat, Sadaka ve Reyyan gibi sekiz kapısından aynı anda içeriye davet edileceğini bildirmiş onun ismini de sağlıklarında cennetle müjdelenen Aşere-i Mübeşşere’den on mutlu kişinin arasında saymıştır.
    Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret edeceği zaman onu kendine yoldaş ve mağarada gizlendiğinde arkadaş edinmişti.
    Ebu Bekir bedir Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizin yanında bulundu.
    Peygamberimiz vefatıyla neticelenen hastalığı sırasında mihraba yalnız onun geçirilmesini emir buyurmuş, Hz. Ömer’in imamlığına razı olmamıştı. Bu nedenle ilk halife Hz. Ebu Bekir oldu.
    Hz. Ebu Bekir’in islam’a yaptığı en büyük hizmetlerden biriside Kuran-ı Kerim’i bir kapak altında toplatmasıdır.
    Peygamberimiz Kuranı-ı Kerimin sure ve ayetleri vahiy edildikçe onları ezberler ve ezberletir; aynı zamanda vahiy katiplerinden birini çağırır; ona “yaz” diyerek okuyup, yazdırır yazılacak ayetin hangi sureye ve hangi ayetten sonra yazılacağını da bildirirdi.
    Kendisi Kuran hafızıydı.
    Peygamberimizin irtihalinden sonra Hz. Ebu Bekir vahiy katiplerinden Zeyd b. Sabit’i Kuran-ı Kerimin yazılı bulunduğu yapraksız, kabuğu soyulmuş hurma dallarından; yassı, ince beyaz taşlardan ve hafızların ezberlerinden araştırmalar yaptırarak bir araya toplattırmış, Mushaf haline getirtmiştir. Kuran-ı Kerimden olup da Mushaf haline getirilerek iki kapak arasına girmeyen bir şey kalmamıştır.
    Bu konuda Hz.Ali (k.v):
    -Allah Ebu Bekir’i rahmet etsin. O Kuran-ı Kerimin sure ve ayetlerini eksiksiz toplamak hususunda insanların en büyük ecirlisi idi. Kuran-ı Kerimi iki kapak arasında toplayan ilk kimse o idi demiştir.
    Hz. Ebu Bekir ömrü boyunca neyi var, neyi yoksa her şeyini islam için harcadı. Vefatında kızı Hz. Ayşe validemize:
    Bir sağmal deve,
    Müslümanların kılıçlarını bileyip temizleme işlerini yapan ve Ebu Bekir ailesini hizmet eden bir uşak,
    içine süt sağılan tek bir çanaktan başka bir şey bırakmamıştı.
    Hz. Ayşe validemizde vefatı sırasında bütün bunları halife olan Ömer’e götürülüp verilmesini vasiyet etti. Bütün bunlar kendisine teslim edilince Hz. Ömer ağlayarak:
    -Allah Ebu Bekir’e rahmet etsin. O kendisinden sonrakine çok güç bir örnek bıraktı. Sen Ey Ebu Bekir! Sen senden sonrakine çok güç bir örnek bırakıp onu çok güç bir duruma düşürdün demekten kendini alamadı.
    Yine Onun hakkında Hz. Ali:
    -Peygamber aleyhisselamdan sonra bu ümmetin hayırlısı Ebu Bekir’dir. Ondan sonrada Ömer’dir buyurmuştur.
    Ebu Bekir hicretin on üçüncü yılında Medine’de peygamberimizin irtihal ettiği yaşta (Altmış üç yaşında) vefat etti ve peygamberimizin ayakucuna defnedildi.
    Ebu Bekir uzun boylu, biraz kamburca, ak tenli, zayıf bedenli, arık yüzlü, seyrek ve aksakallı, çukur gözlü, çıkık alınlı, gür ve çok saçlı, yumuşak huylu, merhametli, gözü yaşlı bir Zat-ı muhterem idi.

    Allah (c.c) ondan razı olsun.
     



  2. Cevap: Hz. Ebubekirin gerçek ismi

    Allah(C.C.) onlardan ve sizden razı olsun....