Hz Aişenin ahlaki özellikleri

'İslami Bilgiler' forumunda Demet tarafından 13 Ekim 2015 tarihinde açılan konu

  1. Demet

    Demet Editör


    Hz Aişenin ahlaki özellikleri

    Peygamber Efendimizin vefatı sırasında henüz on sekiz yaşında olmasına rağmen kendisini çok iyi yetiştirmiş ve çok önemli bilgilere sahip olmuştu. Aynı zamanda hitabeti de çok güzel olup Arap dili ve edebiyatına da vakıf idi. Arapça’yı çok iyi kullanırdı. Dolayısıyla çok etkileyici konuşma yapan bir hatipti. Babasının vefatından sonra kabri başında yaptığı dua, ile Cemel olayında yaptığı konuşma hatipliğinin önemli örneklerini teşkil eder. Diğer yandan, Arap tarihi, cahiliye döneminin sosyal durumu, örf ve adetler konusunda da önemli bilgilere sahipti.

    İlme aşırı merakı önemli bilgilere sahip olmasını sağladı. Peygamber Efendimizden aldığı feyzin de etkisiyle İslami esasların öğrenilmesinde dikkate değer bir mevkiye sahip oldu. Kur’an-ı Kerim’i hem tefsir etti, hem de daha iyi anlaşılması gayesiyle şerh etti. İçtihat ve fetvalarıyla müçtehit ve bir fakih olarak kabul edildi. Çok sayıda fetva veren yedi sahabe arasında yer aldı. İslam hukuku dalında yetiştirdiği talebeleri vasıtasıyla, bu alandaki görüşleri ümmetin arasında yayılmış oldu.

    Gerek sahabe gerek tabiin döneminde İslam alimleri görüşlerine başvurmuş ve açıklamaları üzerinde ehemmiyetle durulmuştur. Sahabelerin ileri gelenleri farzlarla ilgili konularda çoğu zaman bilgisine başvururlardı. Hukukçular bilgisinden istifade etmek maksadıyla görüşlerine başvurarak istişarelerde bulunurlardı.

    Sünneti Seniyye konusunda başvurulacak kişilerin en önemlileri arasında ilk sıralarda gelir. Çok güçlü bir hafızaya sahip olması ve Peygamber Efendimizin (asm) her hareketini titizlikle takip etmesinden ötürü verdiği bilgiler çok önemlidir. 2210 hadis rivayet etmiştir. Böylece en çok hadis rivayet edenlerin arasında dördüncü sırada yer alır. Rivayet ettiği hadislerin ilgili konuları da çok önemlidir. Mesela; Peygamber Efendimizin aile hayatı, günlük hal ve hareketleri, ahlakı, Veda haccı, Cahiliye dönemi tarihi, kadınlarla alakalı hükümler, ibadetler v.s.’dir.

    Hz. Aişe, Peygamber Efendimizin vefatından sonra evini ve Medine’yi ilim irfan yuvası haline getirdi. Yıllar boyunca devam eden eğitim-öğretim sayesinde Medine ilim merkezi haline geldi. Buradan kadın, erkek, çocuk her yaş ve kademeden insanlar istifade ettiler. Diğer yandan hac için Mekke’ye gittiğinde çok sayıda insan çadırda ziyaretine gelerek soru sorar ve kendisi de bunlara cevap verirdi.

    Siyasi alanda da önemli etkileri olan Hz. Aişe, ilk iki halife zamanında siyasetle ilgilenmedi. Hz. Osman (ra) zamanında özellikle bazı devlet kademelerine, valiliklere yapılan tayinler konusunda kendisine çok sayıda şikayetin geldiği görüldü. Hz. Osman’ın şehit edildiği sıralarda Medine dışında olup yolda öğrendi. Yine Hz. Ali’nin halifeliğini de bu şekilde öğrendi. Bundan sonraki ve özellikle Cemel olayı ile ilgili olarak meydana gelen gelişmeler İslam dünyasında önemli izler bıraktı.

    Hz. Aişe’nin bulunduğu taraf ile Hz. Ali taraftarları arasında cereyan eden bu savaşla ilgili olarak, muhtelif değerlendirmeler yapılmıştır. Ehl-i Sünnet alimleri, bu konu hakkında konuşmaktan sürekli çekinmişlerdir. Ahiret alemine intikal edip ceza veya mükafatla karşı karşıya olan insanlar hakkında ileri geri konuşmayı doğru bulmamışlardır. Bediüzzaman Said Nursi, Cemel Savaşı’nı açıklarken, savaşın nedenini içtihat farkına bağlar. Emirdağ Lahikası’ndaki bir mektubunda konuyu şöyle açıklar: “…Ehl-i Sünnet vel-Cemaat, Sahabeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı menetmişler. Çünkü Vakıa-i Cemelde Aşere-i Mübeşşereden Zübeyir ve Talha ve Aişe-i Sıddika (r.a.) bulunmasıyla Ehl-i Sünnet Velcemaat, o harbi, içtihad neticesi deyip, Hazret-i Ali (r.a.) haklı, öteki taraf haksız; fakat içtihad neticesi olduğu cihetle affedilir” (Emirdağ Lahikası s. 178)

    Bilahare, Hz. Aişe’nin bu hadiselere karıştığı için çok muzdarip olduğu ve günlerce ağladığı bilinmektedir. Hatta, bu acı olayları yaşamaktansa ölmeyi tercih ettiğini beyan etmiştir. Daha sonraları Hz. Hasan’ın Peygamber Efendimizin yanına defnedilmesini istemediği ve engel olduğu iddiası doğru değildir. Halbuki, kendisi izin verdiği halde, başta Medine Valisi Mervan b. Hakem olmak üzere, Emevi idarecilerinin bu isteğin yerine getirilmesine mani oldukları bilinmektedir.

    Kaynak: Risale-i Nur Enstitüsü