Hüroğlu Kimdir,Hüroğlu Hayatı,Hüroğlu Biyografisi

'Biyografi' forumunda anniccha tarafından 8 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hüroğlu Kimdir,Hüroğlu Hayatı,Hüroğlu Biyografisi,Heroğlu Eserleri

    1938 yılında Şarkışla’da doğmuştur. Asıl adı Cumhur Karabulut’tur. Mehmet ve Feride’nin oğludur. Ailede beş erkek bir kız kardeştirler. İlkokulu bitirdikten sonra babasının yanında sekiz yıl bakkallık sonra da üç yıl ayakkabı boyacılığı yapmış; mezbahada ve benzin istasyonlarında çalışmıştır. İstasyondaki bekçilik ve pompacılık işini Sefil Selimî ile birlikte yapmış, bir çorba karşılığı günde 15 saat altı ay çalışmıştır. Gecelerini de nöbetleşe olarak “Karıncalı palas” adını verdikleri bir paltonun içinde geçirmişlerdir. 1970-1984 yıllarında Almanya’da işçilik yapmış, yurda dönüşte, bir ev iki dükkan almıştır. 1956 yılında Sahare Hanım’la evlenmiş, bu evlilikten dokuz çocuğu olmuştur. Askerlik hizmetini de Kütahya ve Ankara’da yapmıştır. Halen Şarkışla’da yaşamaktadır.

    1961 yılından itibaren, Şarkışla’nın Kadılı mezrasındaki Çoban Mehmet (Can)’dan feyz alarak şiir söylemeye başlamıştır. Sazı ve çırağı olmayan ancak irticalı oldukça kuvvetli âşıklardandır. Sivas’ta Sefil Selimî ile birlikte “lebdeğmez” söyleyen ikinci âşıktır. Beş yüzden fazla şiiri vardır. Çevresinde çeşitli âşık programlarına ve festivallere katılan âşığa Hüroğlu mahlasını da Şeyh Çoban Mehmet vermiştir.





    Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya

    Eserlerinden bazıları:

    Dünya

    Varımız harcattı oğlu kıza
    Her nemiz var ise aldı tüketti
    Doldurdu meşakket derunumuza
    Felek bizi büklüm büklüm bük etti

    Hırka verdi kuşak verdi şal verdi
    Hane verdi tarla verdi mal verdi
    Evlat verdi uşak verdi döl verdi
    Çok yükledi sırtımıza yük etti

    Ağzımızda dişlerimiz söküldü
    Kele döndü saçlarımız döküldü
    Belimiz iki kat oldu büküldü
    Üstümüze çöktü bizi çökertti

    Kızgın korda kavrum kavrum kavurdu
    Ucuz davarımı tepti devirdi
    Kerpicimi toza kattı savurdu
    Attı bu alemden sildi yok etti

    Aç gezdirip gösteriyor tok gibi
    Verdiğini geri aldı çok gibi
    Fukaranın haznesinde yok gibi
    Bekittikçe yüzlerini bekitti

    Şaşkın yolcu iki de bir duraklar
    Ustasından öğrenirler çıraklar
    Ayağımız fena sıktı çarıklar
    Bir zamanlar ıstırabı çok etti

    Harmanı yanandan öşür alınmaz
    Zalim grubuna teslim olunmaz
    İnsafsız olanda vicdan bulunmaz
    Zulmün kastı Hüroğlu’nu şok etti


    Usul Usul

    Yer yüzündeki pirleri
    Tanıyorum usul usul
    Evliya ile erleri
    Anıyorum usul usul

    Âşıkların başlarıyla
    Hüda sırrı işleriyle
    Gözlerinde yaşlarıyla
    Yunuyorum usul usul

    Bilmediğim belleyerek
    Yâr adını dileyerek
    Aşk badesi yollayarak
    Sunuyorum usul usul

    Yeni yeni yol belliyom
    Çeşit çeşit dil belliyom
    Hal içinde hal belliyom
    Sınıyorum usul usul

    Soruyorum sarıyorum
    Aynı yerde duruyorum
    Görenleri görüyorum
    Kanıyorum usul usul

    Aklım yetmiyor sözüme
    Sürme çektiler gözüme
    Tek çıngı* düştü özüme
    Yanıyorum usul usul

    Hüroğlu’yum hürler ile
    Kolay ile zorlar ile
    Ben kendimi birler ile
    Sanıyorum usul usul Aynaya Baktım

    Bir gün hatırladım aynaya baktım
    Param parça olmuş yaralanmışım
    Bir yıkık duvarın üstüne çıktım
    Tepem üstü düşüp yaralanmışım

    Epeyce düşündüm aklım yokladım
    İrkilerek birden bire hopladım
    Kör hançeri ciğerime sapladım
    Yaram ilaç olmuş çarelenmişim

    Bülbüllük taslayıp güle konarken
    Oturmuşum yürüyorum sanarken
    Geçitler yoklayıp boyum sınarken
    Arklarda boğulup derelenmişim

    Edepten erkandan huydan okuyup
    Atadan ecdattan soydan okuyup
    Olura olmaza meydan okuyup
    Saf dışı atılıp kürelenmişim

    Bundan böyle ahd eyledim ahd olsun
    Umur olsun gayret olsun ceht olsun
    İster essah** olsun ister saht’olsun
    İkisinden birden aralanmışım

    Sefil tabanlarım akılsız başım
    Yüksek dağlar gibi çoğaldı kışım
    Hep sıfıra çıktı hayalim düşüm
    Vakitsiz uykuya kiralanmışım

    Ses dinlerdim bağlamadan tumburdan
    Dolmuş kulaklarım zambur zumburdan
    Bilmem kel başımdan bilmem kamburdan
    Silinmiş ak yazgım turalanmışım***

    Özüme bir nişan takıyom derken
    Seyredip âleme bakıyom derken
    İçimi dışımı yıkıyom derken
    Şüphe piresiyle pirelenmişim

    İbret aldım evvel ile ahirden
    Emeklerim boşa gitmiş kahirden
    Şifa diye çok içtiğim zehirden
    Tenim göz göz olmuş berelenmişim

    Dünya hay huyuna koştum ha koştum
    Düz yol arar iken sarplara düştüm
    Hüroğlu morarmış rengine şaştım
    Beyazlık ararken karalanmışım


    Titriyor

    Kaynıyor vücudum yanar dağ gibi
    Ruhum sızılıyor dizim titriyor
    Seda fışkırıyor aynı laf gibi
    Bağrım kavruluyor özüm titriyor

    Güzeller şahından dilek dilerken
    Mihrabına durup niyaz kılarken
    Arzulayıp seher vakti melerken
    Dilim dolaşıyor sözüm titriyor

    Varım sarf ederim gönül yapmaya
    Âşığım arlanmam yare tapmaya
    Niyet eyleyince elin öpmeye
    Kirpik seğiriyor yüzüm titriyor

    Gönülden gönüle yâre varınca
    Huzur alıp divanına durunca
    Didarını cemalini görünce
    Kaşlar ağarıyor gözüm titriyor

    Canlar mı dayanır nazlı nazına
    Doya doya bakılır mı yüzüne
    Tezene vurunca gönül sazına
    Teller üzülüyor sazım titriyor

    alıntı