Hitit Tarihi

'Genel Türk Tarihi' forumunda HazaN tarafından 14 Eylül 2009 tarihinde açılan konu


  1. Hitit Tarihi

    Hititler ile ilgili bilgilerimiz daha bu yüzyılın başlarına dayanır. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar, Hititlerin tarih içindeki konumu bilinmiyordu. Gerçi Mısır metinleri ve Tevrat bir kavimden söz ediyordu ama bu kavmin Anadolu kökenli olabileceği kimsenin aklına gelmemişti. İç Anadolu nun İlk Çağ tarihi ile ilgili yapılan araştırmalar , On dokuzuncu yüzyılda buraları gezen Charles Texier , William Hamilton gibi gezginlerin izlenimlerinden öteye gitmemiştir. Daha sonra Yozgat Tabletleri adı verilen , Boğazköy arşivine ait eserle bulunmuş ve ünlü Çek bilgini Hronzy tarafından 1917 yılında çözülmüştür. Bu tabletlerde Anadolu nun bu bölgesinden Hatti Ülkesi diye sözedildiği görüldüğünden bu uygarlığı yaratanlara , Tevrat taki isimle de uyuşturarak Hititler denmiştir. Hititleri tanımak Anadolu uygarlığını, hatta Anadolu nun bugününü tanımak demektir. Anadolu toprakları üzerinde Hittiler in mirasçısı olan bizler , bu kültürü tanıdıkça, inançlarını öğrendikçe, bugünkü kültürümüzü daha iyi anlayabiliriz.

    HATTİLER
    Hititler i incelemeye başlamadan önce, Hitit göçlerinden önce aynı yerlerde uygarlık kurmuş olan ve Hititler i büyük ölçüde etkilemiş olan Hatti uygarlığını incelemek gerekmektedir. Yaklaşık MÖ 2500-1700 yılları arasında Anadolu da büyük bir uygarlık oluşturmuş Hattiler hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlıdır. Hattiler Anadolu nun yerli halkı olarak kabul edilmekle beraber, göçlerle geldiklerini -hatta Türk kökenli olduklarını- savunanlar da vardır. Yapılan araştırmalar Hititler in uygarlık ve inanç/mitoloji bakımından Hattiler den oldukça etkilendiklerini ortaya koymuştur. Hititler kendilerini başka isimle anmalarına rağmen, ülkelerine Hatti ülkesi demeleri ve din ile ilgili tabletlerde rahibin Hatti dilinde konuştuğunu belirtmeleri bu etkiyi göstermektedir. Ayrıca özel isimlerin bir çoğu da Hatti dilinden gelmektedir. Hatti uygarlığına ait en önemli eserler Alacahöyük te bulunmuştur. 1935 de Atatürk ün himayesinde başlayan kazılarda bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi nde sergilenen güneş kursları, heykelcikler, altın kupalar bir çok eser bulunmuştur. Yapılan kazılarda ölülerin hocker pozisyonunda bulunması (ana rahminde olduğu gibi, cenin vaziyetinde) , toprak ve yeniden dirilme kültlerini varlığını, dolayısıyla da ana tanrıça kültünün varlığını göstermektedir. Bir başka buluntu yeri de Tokat Horoztepe dir. Burada da ana tanrıçaya ait idoller ve tören zilleri bulunmuştur. Ancak buluntuların büyük bölümü yurt dışına kaçırılmıştır. Hattiler e ait süsleme ve bezeme şekillerinin Anadolu nun bir çok yerinde görülmesi bu uygarlığın ne kadar yayılmış olduğunu ve önemini göstermektedir. Hatti halkı, hayvan biçimli tanrıların kültünü geliştirmiş, özellikle de boğa en önemli simge olmuştur. Boğa ile gök/güneş kurslarının birlikteliği boğa/gök ilişkisini düşündürtmüştür. Buna göre boğa en büyük gök tanrıyı temsil etmektedir. Hattiler Hititler le kaynaşmış, Hatti uygarlığı Hitit uygarlığı içinde yaşamaya devam etmiştir.

    HİTİTLER İN KÖKENİ
    Anadolu Uygarlıkları içinde en önemlilerinden olan Hititler in kökeni hala tartışmalıdır. Ancak Hititler in Anadolu nun yerli halkı olmayıp dışarıdan geldikleri kesindir. Hatta Hitit adı da daha sonra Eski Ahit e göre uydurulmuş bir isimdir. Hitit diye andığımız bu halkın kendilerine Nesi dili konuşan Nesili dediklerini biliyoruz. Batı dünyasındaki bilim adamlarının üzerinde anlaşmaya vardıkları Hititler'in Hint-Avrupa kökenli bir kavim oldukları yolundadır. Konuştukları dil ve ataerkil yapısı ve diğer kültür özellikleri bu görüşü destekler nitelikledir. Ancak Hititler in nereden göç ettikleri tam olarak açığa kavuşmamıştır.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında , o zamanki isimleriyle, Etiler in Türk olduğu söylenmiştir. Hatta Etibank da adını buradan almıştır. Öte yandan Hititler in olmasa da Hattiler in Asiatik kavimlerle alakası vardır. Özellikle dilleri ve kültürleri bu bağlantıyı güçlendirmektedir. Öte yandan bir başka teori de Hititler in Çerkes kökenli olduğu yolundadır. Bu tez de Hattiler söz konusu olduğunda dil ve kültür öğeleri bakımından desteklenmektedir ve olanaksız gözükmemektedir. Ancak daha etraflı araştırma yapılmalıdır. Örneğin Çurey (bkz.Kaynakça) Hattiler ile Hititler i yer yer karıştırdığından ortaya anlaşılması güç ,hatalı teoriler çıkmış.

    HİTİT TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ
    Hititler in kökeni sorununa göz attıktan sonra, Hititler i Hint Avrupa kökenli, Kafkaslar yolu ile Anadolu ya girmiş bir kavim olarak kabul edebiliriz. Konumuz itibarı ile Hitit tarihini ancak çok kısa olarak gözden geçirmek gerekmektedir. Meraklı okuyucu Kaynakça da bu konuda çok önemli bilgiler veren eserleri bulacaktır. Hititler in tarih sahnesinde görülmesi daha öncelere de dayansa Krallığın MÖ 1660-1630 yılları arasında hüküm sürmüş I. Hattuşili tarafından kurulduğu söylenir. Bu konu belgelere bakıldığında biraz karışıktır, çünkü Hattuşili de kendinden önce gelen Labarna ve başşehir Kussara dan sözetmektedir. Bu dönem ise oldukça karışıktır çünkü anadolu da yerel krallar hüküm sürmektedir. Aslında Hattuşili , merkez Hattuşaş olarak krallığı kuran kişidir. Akurgal bu durumu şöyle özetlemektedir: (bkz Kaynakça) Yazılı kaynaklardan belli olduğuna göre sonuç olarak diyebiliriz ki, Labarna adlı bir kral Kussara da hükümdar olduktan sonra yerine yeğeni Labarna ya da Tabarna adı ile kral oluyor. Ancak bu ikinci Labarna, bir süre sonra idare merkezini , başkent olmaya her yönden elverişli Hattuşa ya neklediyor ve o yüzden de Hattuşili yani Hattuşlu anlamına gelen bir ad alıyor. Hattuşili yayılma siyaseti izlemiş ve sınırlarını güneye, bugünkü Suriye ye ve batıya Arzawa ülkesini alarak genişletmiştir.
    Bir seferde ölen Hattuşili nin yerine Murşili geçmiştir. Murşili de babasının yayılma siyasetini izlemiş, Halpa (Halep) yı almış ve Babil e kadar uzanarak , yaklaşık MÖ1550 senesinde, burayı da yakıp yıkarak Hammurabi sülalesini sona erdirmiştir. Murşili den sonra bir çok kral gelmiştir. Bunlar içinde en önemlilerinden biri Telipinu dur(MÖ 1535-1510) Telipinu zamanından kalma yazılar hem Hitit tarihine ışık tutmaktadır, hem de Telipinu ilk olarak krallığın kime kalacağını belirlemiştir : «Birinci kadından doğan erkek çocuk kral olur. Eğer birinci sıradan bir prens yoksa, ikinci sıradan olan erkek çocuk kral olur. Bir kral çocuğu, bir oğlan mevcut değilse, bu durumda birinci sıradan olan kız evlendirilir, onun kocası kral olur.» MÖ 1460-1190 yılları Hitit Krallığının Büyük Krallık dönemi olarak adlandırılır. Hurri-mitanni Devleti nden sonra bu dönemde Anadolu daki en büyük siyasi güç Hitit Krallığı dır. Bu dönemin ilk kralı II.Tuthaliya dır. Bu önemli kralın sülalesi Hitit Krallığının sonuna kadar hüküm sürmüştür. Bu dönemde en önemli kralardan bir Şuppiluliuma dır. Bu kral zamanında (MÖ1350-1345) krallık sınırları iyice genişlemiş, Mısırla ilişkiler yoğunlaşmıştır. Bir başka önemli kral da Muvatalli dir . (MÖ 1315-1282). Onun zamanında karışıklıklar bastırılmış ve Mısır a karşı yapılan Kadeş savaşı başarı ile sonuçlanmıştır. Daha sonra III.Hattuşuli ise ünlü Kadeş Anlaşmasını yapmıştır. MÖ 1200 lü yılların sonuna doğru Hitit Krallığı en parlak devirlerini yaşarken kralın ölmesinden sonra çocuğu olmadığından kardeşi II. Şuppiluliuma nın tahta geçmesi ile sarayda karışıklıklar çıkmış, hatta halk arasında da başkaldırmalar olmuştur. Bunu üzerine bir de Kuzey kavimleri saldırısı eklenince Hitit devleri dayanamamış, istilalar altında tarihe karışmıştır. Daha sonraları Geç Hitit denilen beylikler dönemi yaşanmış, Hitit kültürü güneyde biraz daha yaşamaya devam etmişse de zamanla tarihe karışmıştır.

    Hitit Uygarlığı (M.Ö. 1650/1620-650)
    Asur Ticaret Kolonileri Çağında Anadolu irili ufaklı birçok beylik arasında paylaşılmış durumdaydı. Yazılı kayıtlarda adlarına rastlanan bazı beylikleri şöyle sıralıyabiliriz : Neşa (Kaneş), Hattuş, Mama, Puruşhanda, Kuşşara, Zalpa. Yazılı belgelerde Kuşşara'lı olduğu belirtilen Pithana ve oğlu Anitta zamanında Anadolu' da merkezi bir devletin kurulmasına doğru yol alınmıştır. Anitta Neşa, Zalpa ve Hattuş'u ele geçirerek ilk kez büyük kral unvanını almıştır. Asıl olarak Anitta'dan yüzyıl sonra aynı soydan gelen Kuşşaralı Labarnaş Hattuş'u başkent yapıp, kente Hattuşaş, kendine de Hattuşalı anlamına gelen Hattuşili adını vermiş, böylece M.Ö. 1650-1620 yıllarında Hitit Devleti resmen kurulmuştur. Yerli Anadolulu oldukları kabul edilen Hatti beylerine karşılık Hint-Avrupalı Hititler'in kökeni hakkında fazla bilgi yoktur. Çeşitli varsayımlara göre Hititlerin Anadolu'ya Kafkasya veya Boğazlar üzerinden Kuzey Avrupa'dan geldikleri düşünülmektedir. Bir başka görüşe göre Hititler Anadolu'ya yerleşmeden önce Kuzey Mezopotamya'da yaşamaktaydılar. Fakat bilinen şudur ki Hititler Anadolu'ya geldiklerinde ve daha sonra hep azınlıkta kalmışlardır. Oysa Anadolu'ya geldiklerinde burada yaşayanlar her türlü silahı kullanmayı ve üretmeyi biliyor, aynı zamanda da etrafı surlarla çevrili korunaklı şehirlerde yaşıyorlardı. Bu yüzden azınlıkta olan Hitit göçmenlerinin çok kısa bir sürede bu beylikleri yakıp yıkması kolay degildi. Hititlerin başarısı yerli uygarlığı kabul etmelerive buna uyum göstermeleridir.
    I.Hattuşili nin Hattuşa yı başkent yapmasından sonra Hitit Devleti hızlı bir biçimde gelişmeye başladı. I.Murşili döneminde Halep ve Babil in alınmasıyla Hitit Devleti Yakın Doğu nun en etkili siyasal güçlerinden biri haline geldi. Bu dönemde kap formlarında sadeleşme göze çarpan özelliklerdendir. Fakat Hititler in bibru dedikleri hayvan şeklinde törensel kaplar (Rithon) yapma geleneşi sürmektedir. Kap formlarına eklenen bir yenilikse büyük vazolar üzerine kabartma frizler şeklinde yapılan ve daha çok dini törenlerle ilgili olan süslemelerdir. Bu sanat daha sonraki kaya kabartma sanatının öncüsü durumundadır.

    GEÇ HİTİT UYGARLIĞI (M.Ö. 1200-650)
    Hattuşa nın M.Ö. 1200 dolaylarında tahribedilmesinden sonra Hitit geleneği Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Mezopotamya da süregider. Hattuşa da, Alacahöyük te ve daha birçok Anadolu yöresinde tanıyageldiğimiz sanat eserleri değişik biçimlere bürünür. Düzinelerce kent devletçiklerinden oluşan bu beyliklerde, başlıca dört sanat dönemi görülmektedir :

    1. Geleneksel Geç Hitit Stili (M.Ö. 1050-850) :
    • Malatya Aslantepe (Büyük Hitit Krallığı ikonografisini devam ettirirler - Halen Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedirler)
    • Kargamış (Eserler Ankara AMM de olup bazıları 8. yüzyılın sonunda Korinth vazo ressamlarına örnek olmuştur)

    2. Asur Etkisi Gösteren Geç Hitit Stili (M.Ö. 850-800) :
    • Zincirli (Bu eserlerde Hitit biçimi saçlar yanında, kralın ensesinde Asur saç topuzu da görülmektedir - İstanbul, Eski şark Eserleri Müzesi)

    3. Asurlaşmış Geç Hitit Stili (M.Ö. 800/750-700) :
    Geç Hitit sanatına Aram ögeleri yanında Asur özelliklerinin girdiği dönem. Bu eserlere özellikle Zincirli, Sakçegözü, Kargamış, Malatya ve Tell Halaf örnekleri bu döneme ait eserlerdendir. Örneğin, Hitit aslanlarındaki stilize edilmiş yürek biçimindeki kulak yerine bu dönem aslanlarında natüralist kulak görülmektedir. Ayrıca kalçadaki W-motifi N biçimini almış, oradan da Urartu ya ve bozulmuş W-motifi biçiminde Hellen sanatına geçmiştir. Geleneksel Hitit kuş adamları da Kartal başlı, at kulaklı şekle dönüşmüştür. Hellen vazo ressamları Sakçegözü kuş adamlarını aynen kopya ederek kullanmışlardır.

    4. Aramlaşmış ve Fenikeleşmiş Geç Hitit Sanatı :
    Semitik topluluklar olan Aramlar ve Fenikelilerin güneyden gelip Kuzey Mezopotamya ya yayılmaları sonucu, Hitit sanatına bu unsurlar da egemen olmaya başlar. Zincirli (kısmen Berlin Müzesinde), Sakçegözü, Maraş (Louvre ve Adana Müzelerinde), İvriz Kaya Kabartması, Karatepe heykel ve kabartmaları bu dönemin en bilinen eserleridir. Hellenler M.Ö. 8. yüzyıl başlarında gemiler inşa edip Doğu Akdeniz de ticaret yapmaya başladıkları zaman (M.Ö. 750 tarihinde kurulan Antakya nın güneyindeki Al Mina Hellen kolonisi gibi) şark sanatının (Mısır, Fenike ve Geç Hitit) etkisi altında kaldılar. O dönemde yazıyı kullanmayan Hellenler Fenike alfabesini aldılar, ayrıca şark din ve mitolojisinden etkilendiler (Hitit efsanelerinden Göğün Krallığı-Theogoni ve Ejder İlluyanka-Typhon gibi). Hellenlerin Olympia, Delphi, Atina, Milet, Ephesos, Erythrai ve Eski izmir gibi merkezlerinde 8. yüzyıl Geç Hitit kökenli eserlere bolca rastlanır. Ayrıca 8. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Geç Hitit etkileri Attika vazolarında, daha sonra da Korinth vazolarında görülmektedir.