Hıristiyan ve Yahudilere karşı tavrımız ne olmalı ?

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 7 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Yahudi ve Hıristiyanlara karşı tavrımız nasıl olmalı?
    Yahudi ve Hıristiyan olan kimselere karşı nasıl davranmalıyız?

    Cevap:
    Peygamber Efendimiz (asm) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
    "Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde herkes kiminle arkadaşlık yaptığına baksın." (Ebu Davud, Tirmizi )

    Cenab-ı Hak ayet-i kerimede “Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin.” buyurmuştur
    “Ey îmân edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirinin yârânıdırlar. Buna rağmen içinizden kim onları dost edinirse, artık şübhesiz o, onlardandır. Muhakkak ki Allah, zâlimler topluluğunu (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) hidâyete erdirmez. (Maide, 51)
    “Zamân-ı saâdette (Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm devrinde), bir inkılâb-ı azîm-i dînî vücûda geldi (büyük bir dînî inkılâb oldu). Bütün ezhânı (zihinleri) nokta-i dîne çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adâveti (düşmanlığı) o noktada toplayıp, muhabbet ve adâvet ederlerdi. Onun için, gayr-ı müslimlere olan muhabbetten nifak (münâfıklık) kokusu geliyordu.” (Mektûbât, Münâzarât)
    Ayetteki yasak onların bütün sıfatlarını değil, Yahudilik ve Hristiyanlık sıfatlarını sevmeyin manasındadır
    "Herbir müslümanın herbir sıfatı müslüman olması lâzım olmadığı gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san'atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh müslüman olan bir sıfatı veya bir san'atı, istihsan etmekle iktibas etmek (beğenmek ve almak) neden caiz olmasın? Ehl-i kitabdan bir haremin (hanımın) olsa elbette seveceksin." (Münazarat)
    Bu ifadeden anlaşılan, bazı kafirler taşıdıkları bazı sıfatları dolayısıyla ve yalnız o sıfatları için sevilebilirler.
    Buna ters gibi görünen "Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin" ayetinin izahı için de Bediüzzaman Hazretleri, ayetteki yasağın onların bütün sıfatlarını değil, yahudilik ve hristiyanlık sıfatlarını sevmeyin manasında olduğunu söyler ve delil olarak da ehl-i kitaptan hanım alma cevazını ileri sürer.
    Kafirlere düşmanlık beslemek caiz olsa da kalbe düşmanlık sokmamak daha evladır
    “Husûmet ve adâvetin (düşmanlığın) vakti bitti. İki harb-i umûmî (dünya savaşı) adâvetin ne kadar fenâ ve tahrîb edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdi. İçinde hiçbir fayda olmadığı tezâhür etti. Öyle ise, düşmanlarımızın seyyiâtı (günahları), -tecâvüz olmamak (Müslümanların haklarını çiğnememeleri) şartıyla- adâvetinizi celb etmesin (çekmesin)! Cehennem ve azâb-ı İlâhî kâfîdir onlara!” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye)
    Demek ki, kafirlere adavet etmek caiz olsa da kalbe düşmanlık sokmamak daha evladır. Yalnız bunun da istisnası mütecaviz kafir olması durumudur. Eğer saldırı ve tecavüz halindeki kafirler ise söz konusu olanlar, bunlara düşmanlık beslemek imanın ve mazlumun yanında olmanın bir gereğidir. Zira hadis-i şerifte, "Allah namına sevmek Allah namına düşmanlık beslemek" imanın en sağlam kulpu olarak nitelendirilmiştir.
    Dinimiz münakaşa etmeyi yasaklamıştır
    Ebû Musâ (ra) anlatıyor:
    "Resulullah (asm), beni ve Muaz’ı (ra) Yemen'e gönderdi ve şu tenbihte bulundu: "İnsanların dine (tatlılıkla) davet edin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun geçimsiz olmayın……..” (Buhârî)
    İslami ilimleri bilmeden tebliğ yapmak mümkün değildir. Ama yalnızca İslami ilimleri bilmekte sağlıklı bir tebliğ için yeterli değildir. Aynı zamanda kime, neyi, niçin, nasıl anlatılacağının da bilinmesi gerekir. Bazen yanlış hareketler, kazanılacak insanların kaybedilmesine veya bir kısım insanların Müslümanlardan ve İslam’dan soğumalarına sebep olabilir. Bu yüzden tebliğde başarılı olmak için tebliğ usulünü bilmenin büyük ehemmiyeti vardır.
    Son olarak unutulmamalıdır ki kişi, dünyada olduğu gibi ahirette de sevdikleri ile beraber olur. Onun için ahlak yönünden iyi olan insanlarla arkadaşlık etmek, kişinin hem dünya, hem de ahiret hayatında meyve verecek bir amele dönüşecektir.