Hilafet’in Osmanoğullarına Geçişi Hakkında Bilgi

'Genel Türk Tarihi' forumunda YAREN tarafından 24 Şubat 2011 tarihinde açılan konu


  1. Halifelik yani Dünyadaki bütün Sunni Müslümanların ruhani reisliği makamı, 766 tarihinden, beri Abbasi Hanedanlığında idi. Hz. Peygamber’im amcalarından Abbas’tan indiği için “Abbâsi” denen bu hanedan 1258′e kadar Bağdat da, bu tarihten sonrada Kahire’de devam etmiştir.
    Fakat şöyle bir fark vardır ki; Kahire deki Abbasi Halifeleri İstanbul Patriklerine benzetilebilir. Papa’ya benzemezler, çünkü bir devletleri yoktu. Patrik nasıl Ortodoks âleminin ruhani reisi ise, Kahire deki Halifeler de, Sunni âleminin ruhani reisi idiler. Fakat Bağdat’da ki Halifeler gibi aynı zamanda devlet başkanı olarak saltanat sürmüyorlardı.
    Memlük devleti Halifeyi ve Mukaddes şehirleri (Mekke – Medine – Kudüs) bünyesinde bulundurmakla İslam dünyasında üstünlük kurmuş bulunuyorlardı. Kudüs’ün aynı zamanda Hıristiyan âleminin mukaddes şehirlerinden olması Memluk devletini Hristiyan âlemi ve Hristiyan hacılar üzerinde etkili kılıyordu.
    Fiilen Yavuz Sultan Selim’in Merc-i Dabık zaferini müteakip Halep’e girmesi ile, resmen de Mısır’ın fethi ile Memlük uhdesindeki (bünyesindeki) bu manevi üstünlük Osmanoğlulları aracılığı ile Türkiye’ye geçmiştir.
    Sunni Osmanlılara rakabetle Şii proraganda faliyeti yürüten Şah İsmail

    Esasen Yavuz’un Mısır Seferi, İslam Birliği Projesini gerçekleştirmek amacı güdüyordu. İran’ın Şii hilafet propagandasının Türkiye’yi tehdit’e başlaması da bu projenin gerçekleştirilmesini acil bir gereklilik haline getirmişti. Zaten o dönemde Türkiye çapında devleşen bir devletin şu veya bu şekilde manevi sahadaki üstünlüğü eline alması gerekiyordu
    MISIR’A DOĞRU
    Yavuz Sutan Selim, Memlükler üzerine yöneldiğinde Memlük devletin başında Kanshü’l– Guuri (Sultan Kansu ) bulunuyordu. Yanına Halife III. Mütevekkil’i de almıştı. Merc-i Dabık’ta Yavuz Selim ve Sultan Kansu Guuri karşı karşıya gelmiş, Osmanlılar sağ ve sol kanatları birleştirmek sureti ile çemberi kapatmış ve Memluk ordusunu imha etmişlerdir. Osmanlılar Tahminen 60.000 Memlükler 80.000 kişi idiler. Muharebenin kazanılmasının başlıca sebebi olarak Yavuz’un dâhice kumandası ve Osmanlı ateşli silahlarının kıyas kabul etmez üstünlüğü idi.
    Muharebede Memluk Sultanı Kansu Guuri Maktul düştü. (Kansu’nun oğlu Mehmet Bey’i Yavuz 1518’de İstanbul’a yollamıştır. II. Kansu’nun yerine bu oğlu değil yeğeni Tumanbay seçilmiştir. ) Bu Suretle 24 Ağustos 1516 ‘da Cereyan eden Merc-i Dabık Muharebesini ( ki kuvvetle muhtemelen vuruşma 8 saat sürmüştür ) kazanan Osmanlılar 28 Ağustos 1526’da Halep’e girdi.
    Osmanlı-Safevi mücadelesinde Çaldıran sonrası

    III. Mütevekkil’in babası Müstemsik, 1509′da oğlu lehine hilafetten çekilmiş ve Mütevekkil halife olmuş ve 7 yıl bu makamda kalmıştır. Yavuz Halep’e girdiğinde III. Mütevekkil’den fiilen hilafeti devir almasına rağmen, Mısır bunu tanımamış Mütevekkil’in babası ve Selefi olan Müstemsik ‘i oğluna vekil ilan etmiştir. Yavuz Selim ertesi yıl Mısır’ı da alınca Müstemsik bu vekâletten düşmüştür. Yavuz Müstemsik’i çok ihtiyar olduğu için İstanbul’a getirmemiştir.
    Merc-i Dabık darbesinden sonra, Osmanlılar Suriye ve Filistin’i olgun Meyve gibi topladılar. 27 Eylülde Yavuz Şam’a geldi. 3 Ekim’de Şam Camilerinde Cuma Hutbesi, Halife Hükümdar olarak, Hakim’ül Haremeyn yerine Hadim’ül Haremeyn sıfatı ile Yavuz adına okundu. Yavuz burada Mısır seferinin hazırlıklarını gördü. Bu Sırada Osmanlı Ordusu Filistin’i feth etti. Lübnan kendiliğinden itaat etti. Böylece Feth edilen topraklarda Halep ve Şam merkez olmak üzere 2 eyalet kuruldu. Yavuz Şam da 2 ay 18 gün kaldı. 15 Aralıkta Şam’dan ayrıldı. Çölü geçmek üzere binlerce deve ve büyük miktarda içecek su hazırlatmıştı.
    Tarihte ancak İran (Pers) imparatoru Kambiz ve ondan 193 yıl sonra Makedonyalı Büyük İskender Sina yarımadasını geçip Mısır’ı fethetmişlerdir. Bu geçişlerden 1.’si MÖ. 525, 2.’si MÖ. 332’de olmuştur. Ancak Büyük İskender’in ki tam bir geçiş sayılmaz. Çünkü kuvvetlerinin büyük kısmını gemiye bindirip denizden İskenderiye ye sevk etmiştir. Sina çölünü geçmeyi Moğollar ve Timur yani dünyayı aşan büyük cihangirler bile göze alamamışlar, tecrübe dahi etmemişlerdir.
    Yavuz Selim Mısır seferinde - Temsil

    Sina Çölünde hayat yoktur. Akrep, yılan bit ve sinekler hayvanlar alemini teşkil eder ve insanı asla rahat bırakmazlar. Gündüz hararet 40 derece bazen daha fazla olduğu gibi geceleri sıfır’a düşer. Bu ısı farkı insanı mahveder. Kum o kadar incedir ki nüfuz etmediği hiç bir şey yoktur. Su ne kadar muhafaza edilirse edilsin kumla dolar. (Kol saatlerinin camlarının kenarlarından saatin içine bile kum zerreciklerinin dolduğunu söylemek, bir derece fikir verecektir) Ayakkabı çölü geçerken kavrulur, Kuma gömülen yumurta birkaç dakika içinde lop yumurta haline gelir.
    Yavuz bu çölü 13 günde geçmiştir.50 km ‘lik yolu 1 günde geçtiği gibi bazen geçilen mesafe 18 km’ ye kadar inmiştir. Ortalama günlük yürüyüş 30 km olmuştur.
    (Bu suretle Yavuz 30 derece enlemine kadar inmiştir. Başka hiçbir Osmanlı Hükümdarı sefer maksadıyla bu kadar güneye inmemiştir. Kanuni ve 4. Murat Bağdat’a kadar gelmişlerdir ki ancak 33 derece enlemidir.)
    MUHAREBE
    Memlük imparatorluğunu haritadan silen büyük meydan muharebesinin geçtiği Rîdaniye, Kahire’nin kuzeydoğu banliösüdür. Tumanbay Kahire’yi fevkalade tahkim etmiş ve ordusunu iyice hazırlamıştı. Memlük planına göre Yavuz Kahire yakınlarındaki Adiliye mevkiinde bozulacak, Osmanlı ordusu Mısırdan çekilmeye mahkûm olacak ve Sina çöllerinde yok edilecekti. Ondan sonra Suriye’ye yürünerek geri alınacaktı.
    Resmi adı "Ed Devletu't Türkiye" (Türkiye Devleti) olan Memlükler

    Şartlar Şüphesiz Memlükler lehine idi. Kendi ülkelerinde bulunuyorlar ve yüzlerce yıldır ellerinde bulundukları toprakları savunuyorlardı. Osmanlılar topografya şartlarına onlar kadar vakıf olmamakla birlikte çölü geçmek gibi bir zahmet içerisine de girmemişlerdi.
    Memlukların 200 çakılı topu vardı. Osmanlılarda olduğu gibi seyyar topları yoktu. (Düşman Osmanlı topları karşısında aciz kalmıştır. Yavuz Mısır seferinde ilk defa içi yivli toplar kullanmıştır. Avrupa da yivli toplar ilk defa 1868’de Almanlar tarafından keşfedilmiştir. Yavuz’u bu yivli topları halen İstanbul’da askeri müzededir. Keza ilk defa olarak dökülmüş ve arka arkaya 5 ve 10 gülle atan toplar Ridâniye de kullanılmış ve parlak netice alınmıştır.)
    Memlükler Osmanlıları kesin şekilde Âdiliye’de bekliyorlardı. Zira ordunun geçebilmesi için tek açık ve müsait yol burası idi. Burası açılmadan da Kahire’ye giriş mümkün değildi. 200 Memlük topunun ağzı Âdiliye de düşmana doğru çevrilmişti. Ancak bu toplar çakılı idi. Yani düşman Karşıdan gelmedikçe ateşi faydasız olurdu çünkü istenilen yöne çevrilebilme özellikleri bulunmuyordu.
    Tumanbay - Temsil

    Sinan Paşa Memlük tahkimatı durumunu Yavuz’a rapor edince, Yavuz Adiliye ye karşı bir gösteriş taarruzu yapmak üzere birkaç alayı görevlendirdi. Kendisi Ordusu ile güneye inerek Mukattam dağını dolaştı. Bu suretle Memlük mevzilerinin arkasına düştü. Memlükler böyle bir şeyi akılarından bile geçirmiyorlar, Sina çölünü geçerek gelen bir ordunun Mukattam dağını dolaşmasını mümkün görmüyorlardı. Bu manevra bile Memlükler için savaşın kaybı sayılabilirdi. Bu suretle Memlüklerin çakılı topçusu aksi istikamete mevzilenmiş olduğu için tek bir gülle bile atamadı.
    Vuruşmada Osmanlılardan Ramazanoğlu, Kanuni’nin dayısı Mübarek Giray, Vezir-i Azam Sinan Paşa, Ayntab (Antep) Sancakbeyi Yunus Bey Maktul düştüler. Bu Osmanlı zayiatı Memlüklerin ümitsizlik içinde ne kadar büyük cesaretle vuruştuklarını gösterir. (Halîlü’z Zâhiri, Zebdetü Keşfu’l – Memalik , P. Ravaisse neşri , Paris 1894)
    Yivli top

    Osmanlılar 24 Ocakta Kahire’ye girdi. Çete Muharebeleri veren ve hala ümidini yitirmeyen Tumanbay ile meşgul olmak üzere Yavuz bizzat 26 Mart’ta Kahire’nin Karşı yakasına, Nil’in batısına Cizre’ye geçti. (Piramitler buradadır)
    30 Martta Nihayet Tumanbay yakalandı. Dönemim devletler hukukuna göre derhal idam edilebilirdi. Fakat Yavuz umumiyetle hükümdarlara ve müstesna şahsiyetlere çok iyi muamele etmek arzusunda idi.Tumanbay’ın kahramanlığından da etkilenmişti. 31 Martta büyük merasimle sabık Memlük sultanını kabul etti.Tumanbay’a hala tahtında bir imparatormuş gibi muamele etti. Kendisini ayakta karşıladı. Yanında kurdurduğu bir taht’a oturttu. Kendisi ile uzun boylu görüştü. Kendisini Osmanlı hizmetine alarak faydalanmak istediğini nazik bir dille beyan etti. Kahramanlığından dolayı da ayrıca tebrik etti. Bundan sonra başta Vezir-i âzam Yunus Paşa olmak üzere vezirler sırası ile Tumanbay şerefine ziyafetle verdiler.

    Osmanlıarda Hilafet Sancağı

    Tumanbay’a Osmanlı teşkilatında mühim vazifeler verilmesi beklenirken, işler karıştı. Memlük hizmetinden Osmanlı hizmetine girmiş olan büyük Memlük ricali Yavuz’u ve vezirleri daimi şekilde tazyik ettiler. Tumanbay’ın hayatta kalırsa ilk fırsatta kendilerinden intikam alacağı ve devlete de baş kaldıracağını sıklıkla dile getirdiler. Bu düşünceye Osmanlı hizmetindeki diğer görevlilerinde de taraftar olması üzerine Tumanbay 15 gün sonra idam edildi.
    Memlük devletinin düşmesinden sonra Mekke şerifi oğlunu Kahire’ye gönderdi. Mukaddes makamların (Kâbe , Ravza-i Mutahhara = Hz. Peygamber’in Türbesi vs ) anahtarları , Mekke ve Medine’deki Mukaddes Emanetler Yavuz’a Sunuldu. Bu suretle 6. Temmuz 1517’de Hicazda Türkiye Devletine dâhil oldu. (Fetihname-i Diyar-ı Arab , 66a-b)