Hezarfen Ahmet Çelebi İle İlgili Şiirler

'Karışık Şiirler' forumunda Sitem tarafından 1 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hezarfen Ahmet Çelebi hakkında Şiir
    Hezarfen Ahmet Çelebi şiirleri

    HEZARFEN AHMET ÇELEBİ

    Asırlar önce bir gün, ömürlerden bir ömür
    Gülümseyerek bizi komedyence güldürür
    Çelebilerden biri kuş gibi aya yürür
    Durmadan hayal eder, hayalde uçak görür

    On yedinci yüzyılda uçuk yaşayan
    Dağlar gibi özgürce bir ruh taşıyan
    Şelale olmuş, hep uçmaya çağlayan
    Dikip gözünü, en yükseği arayan
    Hezarfen Çelebi hakkında
    Asıl adı Ahmet Çelebi hattı zatında
    Hayatı hakkında
    Çok fazla bilgi olmamakla beraber
    Vereyim ben size ondan haber.

    Dördüncü Murat ile bir devirde yaşardı,
    İçi boş bulutlara özlem duyar bakardı
    İçin içine sığmaz çalışkan ve vakardı
    Ömrünü destan edip taşırdı yüz yıllara

    ‘Muhtelif çeşit ilimde çokta ederdi inkişaf
    Sevgi dolu yüreğiyle insana duyardı zaaf
    Köpük köpük ihtişamla dolu dolu bir şelale
    Uzaya yol bulmak ister bulutları dele dele
    Belki değiller akraba bile,
    Çelebiler kendince koca bir sülale…

    Hezarfen adı var bile ‘bin fenli’ manaya gelir
    Bu isim onun şahsına halk tarafına verilir
    Aşk ve sevgiyle çalışır, ilim ve fenle dirilir
    Ünün salar bilgin ismi, bil ki dumanlı dağlara
    -
    Çelebimizdir Ahmet, bizim bir cevherimiz
    Türkistan bir ilimiz, Farab da bir şehrimiz
    Vardı güzel şehirde,
    Hezarfen Çelebiden önce
    Yaşayan kendisinden yıllar önce…

    Örnek aldığı İsmail Cevheri
    Maviye hasret onun gün özleri
    Ta göklere dikilirde gözleri
    Uçmaktır hedefi, söyler sözleri

    Uçmayı denemişti, uçmaya ahla vahla…
    Kollarına bağladığı düz iki satıhla
    Büyükçe bir iştahla
    kuşlar gibi havada uça uça koşmayı

    Denedi denemesine efsunluca bir havada
    Ol Nişabur camisinin uzunca minaresinden
    Sahteden kanatlarıyla kalkışmıştı uçmaya da
    Muvaffak olamayınca çakılmıştı ensesinden
    Tarihçilere göre bu denemesinde
    Uçamayıp çaresizce düşmesi,
    Sebep olmuştu cevherinin ölmesinde

    Ahmet çelebi bir güzel uçmayı
    Martılar gibi kanadın çırpmayı
    İstanbul’a kuş bakışı bakmayı
    Hesapladı hep inceden inceye

    İsmail Cevheri’nin örnek oluşlarını
    Çeşit çeşit kuşların gördü uçuşlarını
    Havada süzülerek gezip duruşlarını
    Her hareketlerini hayranlıkla izledi
    detaylarıyla gözledi…
    İnceleme ve çalışmalarına
    Kanat vurup uçma çabalarına
    Önce evinde başladı, özenle gizledi…
    Bitirince de olabildiğince hızlı,
    Okmeydanı’ndaki yüksekçe yerlere
    Kartal kanatlarıyla
    Uzanmak istercesine havadaki renklere…
    Rüzgarlı havalarda başladı denemelere.

    Kurtulmak ister gibi uykucu zincirlerden
    Süzülmeye gül yüzlü bir tebessüme doğru
    Müspet neticelerden gördü tecrübe erden
    Nihayet büyük uçuş yolu gülsûme doğru
    Hazırdı
    göklerde kuş gibi uçacaktı
    Balmumu kartal kanatlar yapacaktı
    Kanatları kullanacak
    Galata Kulesinden atlayacak
    Bir müddet uçtuktan sonra, yere konacaktı.

    Uçardı uçamazdı yalan ya da gerçekti
    Merak eder padişah mutlaka görecekti
    Lodosluca bir günde kat-i karar kılındı
    Çelebice bir soluk derin derin alındı
    Galata kulesinin şerefesi üstünde
    ‘Ya Allah bismillah’ dedi sesli sözünde
    Boşluğa bıraktı kuş gibi kendini…
    Hızlı hızlı çırpmaya başladı,
    Balmumundan yapma, takma kanatlarını.

    Hayret dolu bakışlar
    Sonra sonra alkışlar
    Arasında uçmaya
    Çıkarken uç boya

    Martılar durup uçtu,
    Eşlik için iki yanına...
    Üsküdar’daki Doğancılar meydanına
    İnmeye muvaffak oldu da sağ salim
    Dedi ‘Yorgunluktan kalmadı mecalim
    Göçmen kuşlar onca yol uçarda gider
    Kilometrelerce yolu yorulmadan kat eder…
    Lakin uçmak çok güzel’ deyiverdikten sonra;
    Dördüncü Murat’tan mükâfatı kapar
    Müslüman olarak uzay çalışmasını
    İlk başlatan bir Türk olmaya koşmasını.
    Belki düşünmeden öncülükte yapar

    Lakin bin fenli elinden her iş gelen
    Gökyüzünde kuşlar gibi uçabilen
    Bir kişi korkulacak bir muhataptı
    Sonra gelip tahtına oturacaktı

    Diye bazı devlet ricalinin kurgulamasıyla
    Sultan Murat’ında bu minvalde yargılamasıyla
    Hezarfen Çelebimiz, hemen Cezayir’e sürüldü
    Ömrünün kalan kısmında, sılaya ağlar örüldü

    Şu delice akan suların dili mi var
    Ey ayyaş, kendine gel, biraz yaklaş
    Bize öncülük eden çelebilerimiz var…
    Sen, ben koca bir nesil duymasak ta;
    Sessizliğin de kalbi var, o hep atar…
    Çünkü buna Hezarfen Çelebi gibi
    Müşahhas mı müşahhas delillerimiz var…
    İlim ve teknikte ilerlemişler günümüzde
    Başka ülkelerin çalışmaları önümüzde
    Füzeye binipte, gezegenlere ulaşınca
    Sapma var bizlerin boş durduğu yönümüzde

    İlim adamlarımız bu çalışmalarıyla
    Bilim ve fen dalında hep yarışmalarıyla
    Deve kuşu misali başları kuma gömen…
    Batacak ne bir gemi, düşünmez ne de dümen…
    Mazisine ısrarla sırt çeviren
    Hazırı yemek için dağlar deviren
    Bencillik edip birbirini haksızca sömüren
    Bizlere şöyle haykırmaktadırlar,
    Haykırmaktadırlar ta asırlar ötesinden; …

    ‘Bu tecrübelerimizi siz devam ettirseydiniz
    Zevkine ve sefasına aldatan fani dünyanın,
    Kanmadan al benisine hakikati görseydiniz
    Gerçekleşmesi içinse istenen büyük rüyanın
    İstikbal göklerde diyen sese kulak verseydiniz
    Sizlerde pekâlâ çoktan aya gidebilirdiniz…’diye.

    Sonuç olarak;
    Hezarfen Çelebi’nin üç yüz sene önce
    Yaptığı bu önemli tecrübe
    Uçarak aldığı harika netice
    yıllardan beri ‘eller aya biz yaya’ tekerlemesini
    Söyleyerek kendi değerlerini
    Mazisinden habersizce halkımızı küçümseyen,
    Türkün öz değerlerini hiçe sayan insanlara…
    Hakikatin tokadıdır yüzlere sessizce inen! ...
    Selam olsun Çelebice tarihte ünü sanlara

    Ruhun dizginlerini al eline, al ve dur
    Bak ayak izlerine sana doğru geliyor.
    Yollar vardır yol olur şehirlere ulanır
    Şehre uzaklaşınca sislenirde bulanır

    Feyzullah Kırca
    Akbaşlar köyü / Dursunbey

    alıntı