Her Kapıyı Açan Şifre Samimiyet

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 6 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Her Kapıyı Açan Şifre Samimiyet

    Teslimiyet Samimiyet, bir şeyi irade ve sevgiyle kabul etmektir.

    Samimiyet, şüphesiz inanmak ve bu inancın edebini korumaktır.

    Samimiyet, bir şeyi gönülden istemek ve içten gelerek yapmaktır.

    Samimiyet, her başarının anahtarıdır.

    Samimiyet, insana dini de kazandırır, dünyayı da.

    İnandığını yapmayan, yaptığına inanmayan kimsenin tadı yoktur.

    İçinde samimi olmayan hiç kimse huzurlu olamaz.

    İşinde samimi olmayan hiç kimse başarıya ulaşamaz.



    Bütün fetihlerin, keşiflerin, sanatların, ilerleme ve yükselmelerin temelinde samimiyet vardır. Önündeki işe inanmayan kimse, onun çilesine sabredemez; sabredemeyen hedefine eremez.

    Samimiyet, sabırla anlaşılır. İçinde samimi, işinde sabırlı olan insan, hedefine ulaşır.

    Bir mümin için en büyük hedef, Yüce Rabbinin sevgisi ve rızasıdır. Bir insan için bundan öte bir saadet yoktur. Çünkü, Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanan bir insan, dünyanın ve ahiretin şerefini elde etmiş, bitmeyen bir sevgi ve saadeti kazanmış olur. İşte bu iş için bütün müminlerden temelde bir şey istenmektedir: Samimiyet.

    Bunun için Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz: “Din, bütünüyle samimiyetten ibarettir.” Buyurmuştur. Kendisine. “Kime karşı samimiyet ve sadakat gösterilecek?” diye sorulunca: “Allah’a, Kitabına, Rasülüne, müminlerin başındaki imamlarına ve bütün müminlere” Cevabını vermiştir. (Buhari, İman, 42; Müslim, İman, 95; Ebu Davud, Edeb, 59; Tirmizi, Birr, 17)

    İçteki samimiyete ihlas denir. İhlas, gönlü tek bir hedefe kilitlemek ve her işte Yüce Allah’ın rızasını niyet etmektir. Kalpteki samimiyetin dışa yansımasına edep denir. Yüce Allah bütün müminlerden içte samimiyet, dışta edep istemektedir. Biz bir insanın Allah yolunda ne kadar samimi olduğunu edebi ve ameli ile anlarız. Herkes kendi içindeki ihlasın ve Allah sevgisinin tadını ancak edebi kadar tadabilir.


    ÖNCE SAMİMİYET

    İman, karışıklık istemez. İhlas riyayı kabul etmez. Müminin ameli noksan olsa da, imanı sağlam olmalıdır. Ameldeki kusur bağışlanır, fakat ihlas bozulmamalıdır. Yüce Allah’a iman ve itimat tam olmalıdır. İmanı samimi, fakat ameli sakat olana acınır, rahmet edilir, destek verilir. Yüce Allah, konuşunca hak söyleyen, hakkı tasdik eden, devamlı haktan yana olan kimselerin geçmiş kusurlarını bağışlayacağını ve onlara kendisinin yeteceğini müjdelemiştir. (Zümer, 33-36)

    Dinimizde kalp esas alındığı için, bütün sonuçlar kalpteki niyet ve samimiyete göre şekillenmektedir. Bunun için peygamberler ve onların izini takip eden terbiyeciler, karşılarındaki insanın samimiyetine göre muamele ederler. Şu olayı bu gözle değerlendirelim. Ashaptan Abdullah İbnu Ömer (r.a) anlatıyor:

    Hz. Peygamber’in (s.a.v) yanında bulunuyordum. O esnada Ben-i Hârise kabilesinden Harmele b. Zeyd el-Ensârî geldi. Allah Rasülü’nün (s.a.v) huzuruna oturdu ve eliyle diline işaret ederek:

    -Ya Resûlellah! İman şu dilimde, fakat kalbimde nifak var; kalbim Allah’ı çok az zikrediyor.” Dedi. Allah Rasülü (s.a.v) sükût buyurdular. Harmele sözünü tekrar etti. Allah Rasülü (s.a.v) Harmele’nin dilinin ucundan tutarak:

    -Allahım, buna doğru söyleyen bir dil, şükreden bir kalp ver. Ona benim sevgimi ve beni sevenlerin sevgisini ihsan et. Onun işinin sonunu hayırlı eyle.” Diye dua etti. Bunun üzerine Harmele:

    -Ya Resûlellah! Benim kardeşlerim var; fakat münafıktırlar/dışlarından müminiz diyorlar fakat içlerinden inanmıyorlar. Ben onların reisiyim. Onların size gelmelerini söyleyeyim mi?” diye sordu. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz şu cevabı verdi:

    -Kim senin gibi gelip samimiyetle durumunu bize arzederse; biz sana yaptığımız gibi onun için de Allah’tan affedilmesini isteriz. Kim günahında ısrar ederse, onun hakkında en güzel hükmü Allah verir. Biz kimsenin perdesini yırtıp bizden sakladığı günahını ortaya çıkarmaya çalışmayız.” (Ebu Nuaym, Marifetü’s-Sahabe, II, 142 (No: 2264); Tabarani, el-Kebir, No: 3475; Heysemi, ez-Zevaid, IX, 410; Ali el-Muttaki, Kenzu’l-Ummal, No: 10443); Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe, IV, 31)

    Kamil mürşitler de, manevî terbiyelerine girmek isteyenlerden bu samimiyeti ve açık sözlülüğü isterler. Onların görevi, manevî terbiye ve temizliktir. Kalbini düşünen, imanını safileştirmek, zayıf hâlini kuvvetlendirmek isteyen bir kimse, bu hastaneye samimiyetle müracaat etmelidir. Yoksa ömrü biter, dertleri bitmez.

    Bir kudsi hadiste Yüce Allah, kendisi için yapılacak en sevimli kulluğun Yüce Zatına karşı samimiyet olduğunu haber vermiştir. (Ahmed, Müsned, V, 254; Deylemi, Firdevsü’l-Ahbar, No: 4495; Suyuti, es-Sağîr, No: 6039)

    Rasulullah (s.a.v) Efendimiz: “İhlasla amel yap, az da olsa sana yeter.” buyurmuştur. (Hakim, Müstedrek, IV, 306; Ebu Nuaym, Hilye, I, 244)

    Herkesin karşısındaki insandan beklediği en güzel şey, samimiyettir. Yüce Allah kulundan, Hz. Peygamber (s.a.v) ümmetinden, mürşit müridinden, hoca talebesinden, koca âilesinden, hanım efendisinden, amir memurundan, idareciler halkından, halk idarecilerden, arkadaş arkadaştan, kısaca herkes birbirinden önce samimiyet ister.

    Dostların ameldeki kusurlar affedilir, fakat niyetteki bozukluk dostluğu bozar. Kalbi bozuk niyetlerden, kötü planlardan, haince düşüncelerden ve hor bakışlardan temizlemeden, yani samimi bir tövbe etmeden, kimse imanın tadını tadamaz. Çünkü dinimiz, her müminden herkese karşı samimiyet istiyor. Mümin, sevdiğini samimi olarak sevdiği gibi; kızdığı ve kızması gereken kimselere de samimi olarak kızmalı, haddini bilmeli, edebini korumalı; söz ve davranışlarında korkaklık, yağcılık ve iki yüzlülükten kurtulmalıdır.

    tasavvuf sohbetleri
    Dr.Dilaver selvi